Kadınların başı neden ağrıyor?

Türkiye'nin ünlü bir beyin cerrahı kadınlarla ilgili sırlan açıklıyor: "Bana belim çok ağrıyor diye Anadolu'dan gelen bir kadını muayene ediyorum, bakıyorum belinde, omurgasında bir sorun yok.

Haberin Devamı

Türkiye'nin ünlü bir beyin cerrahı kadınlarla ilgili sırlan açıklıyor: "Bana belim çok ağrıyor diye Anadolu'dan gelen bir kadını muayene ediyorum, bakıyorum belinde, omurgasında bir sorun yok. 'Doğru söyle, neden bel ağrısından şikayet ediyorsun devamlı diye sıkıştırınca gerçeği söylüyor; eşinin dayağından kurtulmak için... Sonra panik içinde atılıyor 'Aman doktor, n'olur kocama hasta olmadığımı söyleme, beni yine deper'... Dayaktan ancak böyle kurtuluyor"...

Konu kadınlardan açılınca doktor anlatmaya devam ediyor:

"Bana hep baş ağrısı şikayetiyle geliyorlar. Neredeyse tüm kadın baş ağrılarının altında seks sorunu var.

Kadınlar kendilerine kötü davranan eşlerini, içinde sevgi olmayan seksi şuuraltında reddediyor ama katlanmak zorunda kalıyorlar. Sekste baş ağrısı espri olmuştur ama gerçekte de bu reddetme baş ağrısı olarak ortaya çıkıyor."

Ne trajedi değil mi? Kadınlar şiddetten bel ağrısı mazeretiyle, kaba muamele ve sözlü şiddetten de baş ağrısıyla kaçmak istiyorlar. Bilerek ya da bilmeyerek. Öte yanda bir profesör, hem de bugüne kadar kanun yapan, bugünden sonra da bu hakkı kimseye vermek istemeyen bir profesör tamamen her iki tarafın da rızasıyla olması gereken cinsel yaşam konusunda şunları söylüyor:

"Ne yani, erkek şehvet duygularını istediği zaman karısının üzerinde dindirmeyecek mi? Kadınlara 'evlilik içi tecavüz'de şikayet gibi bir imkânı verirseniz herkes kocasını şikayet eder..."

Aynı profesör Türk Ceza Kanunu konusunda birlikte çalışma yaptığı milletvekili ve hukukçuların yanında onları iyice hayrete düşüren bir görüşünü daha açıklıyor;

"Kadınlar cinsel ilişki içindir, bunun için yaratılmıştır. Karı koca arasında zorla ilişkiye, tecavüze ceza getirilemez."

İşte birçok hukukçunun hocası olan profesörü böyle düşünen ülkenin erkek vatandaşları karısını "deperek", hakaret ederek veya kaba saba davranarak yaşayıp gidiyor. O zaman da kadınların sürekli "bel ve baş ağrıları" ndan yakınmasına şaşmamak gerekiyor.

Aynı profesör (arkadaşı olan bir başka profesörle birlikte) "kadınların tecavüzcüleriyle evlenmesini" savunuyor. Ve TV'lerden aynen şöyle diyor;

"Ya tecavüzcüye ceza verirsiniz o zaman kadın randevu evine düşer veya evlendirirsiniz kurtulur..."

Bir başka konuşmacı soruyor: "Evlendirdiğinizde adam bir başkasına da tecavüzü deneyebilir. Tecavüzcüyle evlendirmeyi kadına lütuf gibi göreceğinize cezaları caydırıcı hale getirsenize!"

"Prof." şu cevabı veriyor: "Adamı cezalandırarak suçu önleyeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz." İşte bu anlayış 2004 yılına kadar Türkiye'de suçların cezası kanunda var olsa bile bunların uygulanmamasına neden oldu. Ne cinayet, ne tecavüz, ne trafik suçu, ne görevi kötüye kullanma ve ihmal cezalandırılamadı.

Neyse ki bundan sonra daha adil ve güvenli bir ülkede yaşama ihtimalimiz var. Hem de çok yakında. Bu hafta önemli yasaların çoğu Alt Komisyon'da tartışılıyor!

(Not: Yazıda anlatılan Profesör meslektaşlarına bağırıp çağırarak, onları korkutup sindirerek itirazları da önlüyor. Kadın gazeteci ve hukukçuların, karşısında cesaretle "doğruyu aradıkları" bu şahsa o nedenle çoğu ünlü meslektaşı cevap veremiyor, konuşamıyor. Bu da bir başka trajedi.)

DİĞER YENİ YAZILAR