İstanbul’da 4 Mart Pazar günü, yani daha “Dünya Kadınlar Günü” gelmeden üç gün önce kutlamalar yapıldı.
Çağlayan ve Kadıköy’de yapılan yürüyüş ve mitinglerde bu özel ve güzel günün de etnik temele dayalı siyasete alet edilmekten kurtulamadığı görüldü.
Daha önce 8 Mart’ı içine alan haftada sadece kadınlara yapılan haksızlıklar, ayırımcılıklar, şiddet olayları, yasalardaki eşitsizlik gibi konular dile getirilirken bu kez Apo posteri taşıyan gruplar, Kürt/Ermeni/Türk türküleri söyleyen birileri filan ortaya çıktı.
Yani olay burada da artık üzüm yemek değil “bağcıyı dövmek”... Yani bundan sonra 8 Mart konuşması yapacaksak içine etnik unsurlar da katmamız gerekecek.
Eh pes doğrusu... Birileri her şeyin tadını kaçırmakta, her günü insanlara haram etmekte kesin kararlı...
Apo posterinin orada ne işi var, nasıl izin verilebilir? Organizasyonda yer alan kadınlar 8 Mart’ın bu işlerden tamamen ayrı tutulması gerektiğini bilmezler mi?
Madem ki şarkıda, türküde bile dinî ya da etnik ayırımcılık yapılıyor, o zaman örneğin neden Çerkes türküleri, Karadeniz türküleri, Arnavut ya da Boşnak şarkıları da söylenmiyor?
Bu yapılan, eldeki her fırsatı, her özel günü; Türk’ünü de, Kürt’ünü de, diğerlerini de etnik olarak ayırmak, bölmek, koparmak, düşmanlaştırmak kısacası ırkçı bir Türk ve Kürt milliyetçiliğini kabartmak ve sanki Türkiye’de Türk çoğunluk dışında sadece bir etnik nüfus varmış havası yaratmaktan başka bir şey değildir.
Türkiye’nin son 20 yıldır her kadın sorununa en çok eğilen, çözümüne en çok katkıda bulunan yazarlarından biri olarak yapılanı kınıyorum.
Hiç değilse 8 Mart’a el atmasınlar ve onu siyasete alet etmesinler.
İçinde şiddet, bölücülük, siyaset olmadan ve aslında yoğunlukla şiddeti eleştirdiğimiz o gün hepimizindir...
Son yıllarda çok şey başardık, huzurla, barış, sükûnet içinde daha çoklarını başarırız.
Tüm ülke kadınlarının “kadın hakları için”, “günün orijinal anlamına sadık kalarak” omuz omuza, kol kola nice 8 Mart’lar kutlamalarını diliyorum...
Başbakan kadınlar için konuşmuş
Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadınlardan söz etmiş ve:
“Kadına karşı ayırımcılık ırçılıktan kötüdür. Türkiye’nin kalkınması cinsiyet ayırımcılığından kurtulmasına bağlıdır” demiş.
Ne güzel sözler, doğrusu takdir ettim.
Yalnız, bunu söyledikten sonra bugüne kadar yapılan negatif ayırımcılıkla her konuda geri bırakılan kadınlara “eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayırımcılık” yapılmasını öngören maddenin de Anayasa’ya eklenmesinin önemini belirtmesi ve bunun gerçekleşmesini sağlaması gerekiyor.
Zira ancak bu şekilde kadınlar önce siyaset, sonra iş ve toplumsal yaşam alanlarında eşit haklara kavuşabilirler.
Ve tabii en önemli konu AKP’nin ve Kadın Bakanı’nın tüm hatırlatmalarımıza rağmen değinmemekte ısrar ettiği, yarım bırakılmış Medeni Kanun Mal Rejimi.
Bu yasanın ilgili maddesine “son dakika golü” olarak erkek milletvekilleri tarafından eklenen bir “tarih” ile 1 Ocak 2002 tarihinden önce evlenenlerin yasadan yararlanamaması sağlandı.
İnsan haklarına, yasanın alındığı İsviçre’deki duruma ve imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırı şekilde.
“Kadına karşı ayırımcılık ırkçılıktan kötüdür” derken kadınla erkek arasındaki ayırımcılığın yanına bu maddeyle eklenmiş olan kadınlar arasında ayırımcılığı görmezden gelmek kabul edilemez.
AKP, bu iki yasayı ve şiddetle ilgili ceza davalarındaki saçma sapan ceza indirimlerini halletmedikçe inandırıcı olması mümkün değildir.
Ne demişler; “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz”!

