Kadının yırtmacı, hayâsızca durum ve bir kitap!

Batı medeniyetlerinin var güçleriyle evrende, yaşanabilecek yeni gezegenler aradığı, her gün yeni bir teknoloji harikası buluşla ortaya çıktığı günümüzde Türkiye hâlâ nerelerde ve neleri yaşıyor

Haberin Devamı

Batı medeniyetlerinin var güçleriyle evrende, yaşanabilecek yeni gezegenler aradığı, her gün yeni bir teknoloji harikası buluşla ortaya çıktığı günümüzde Türkiye hâlâ nerelerde ve neleri yaşıyor. Acı bir konu bu. Çok acı!

Ama "acı" kavramı herkes için farklı tabii.

Trabzon'da 76 yaşında bir hukukçu; A. Kemal Bayraktar "Türk Milletine Acı Bir Beyanname" adını taktığı bir bildiri hazırlıyor. Bunu Adliye'de ve her yerde dağıtıyor. Duymayanlar için özetleyeyim, konu kadının giyimi, özellikle de pantolon giymesi.

"Kadınlarımız, kızlarımız pantolon giyme bahanesiyle en mahrem olan cinsel uzuvlarını pervasızca teşhir etmişler, pantolonun ismini de kendilerini de rezil etmişlerdir."

"Türk kadını, ev içinde hizmet ettiği büyüklere sırtını dönmeden geri geri kapıya gider."

"Göğüsler ortada! Kalçada iki top ve yarıklar! Bağır ve göbek açık! Mukaddes Türk anası bu olamaz" türü ifadeler ve benzerlerinin yer aldığı bildiriyi gören erkek-kadın 44 avukat, 76 yaşındaki (neden bu tür konuşmaları hep aynı yaşlardaki hukukçular yapıyor, neden sadece onların dikkatini çekiyor ve rahatsız ediyor bilen var mı?) A. Kemal Bayraktar için suç duyurusunda bulunuyorlar.

Aslında bu anlayışla, aylar önce duyduğunuz "Çalışan kadın daha az dindardır" diyen hukukçunun anlayışı arasında fark yok. Sadece bu kez genelleme çalışan değil pantolon giyen kadınlar için yapılmış. Pantolon giyiyorsanız "cinsel uzuvları pervasızca teşhir ediyorsunuz. Kalçanızda da iki top ve yarıklar"... Yazmak için bile sabır istiyor biliyor musunuz?

"Çalışan kadın" vecizesinin sahibi Prof. Soyaslan "rüzgârda uçuşan eteğini örtmeyen kadın"ı da hayâsızlıkla suçlamıştı. Etek giysen bir hukukçuya, pantolon giysen bir başkasına göre hayâsızsın yani. Kadın olman yeterli.

Yere kadar etek giyip uçlarına ağırlık bağlamak çözüm olabilir mi acaba? Yoksa beyler çarşafı daha mı uygun görürlerdi?

Medyayı alkışlayalım mı?
Netekim, pardon nitekim suç duyurusunda bulunan 44 avukattan biri, Avukat Ümit Kaba, konuyla ilgili olarak yapılan basın toplantısında etek giymiş. Belki de "Bari pantolon giymeyeyim de bozulmasınlar" diye düşünmüştür. Bu defa da farkında olmadan kenarı açılan yırtmacına takmışlar kafayı... Gazete muhabirlerinin esas konudan çok bacak ve göğüs fotoğraflaması alışkanlığı burada da kendini göstermiş. En ciddi haberler bile tiraj ve reyting kaygısıyla magazine dönüştürülmeli ya... Bir yırtmaç yakalamışsan onu kullanacaksın(!)

Sonuçta onlar yırtmaçlı fotoğrafları basmışlar, "bildirici avukat" ise onları katıldığı programlarda, yaptığı röportajlarda sanki kadın suçlamalarına kanıtmış gibi kullanmış.

Ve kadınlara yapılan haksız bir genellemeye, aşağılamaya aydın, çağdaş meslektaşlarıyla karşı çıkan Ümit Kaba, çıktığına çıkacağına elbirliğiyle pişman edilmiş.

Her gün, günün her saatinde ekranlardaki çıplak sunucuları, en avam cinsel esprileri izleyen ve hiçbirinden şikayetçi olmayan hukukçu beyler ettikleri garip lâflar, hukuk kitaplarına giren garip açıklamalar, dağıttıkları garip garabet bildirilerden dolayı suçlanmıyor ama bunları kabul etmeyenler ya suçlanıyor, ya ağır tazminat davalarıyla karşılaşıyor, ya da işte böyle ortada suçlu gibi kalakalıyorlar.

"Burası Türkiye, yook öyle" hanımlar. Ağzınızın payını alın, etek, pantolon filân da giymeyin. Bu durumda ne giyeceksiniz bilmem. Onu da 70 yaş üstü hukukçular yakında açıklarlar zahir.

Kara mizah diye buna derim ben.

(Devam edecek)

Topluma anlatın neler oluyor
Milletçe oturmuş çok bilinmeyenli denklemleri çözmeye çalışıyoruz. Haydi ben kimya kimya mühendisi olmak için okuduğum onca matematikten sonra elimden geleni yaparım da herkes yüksek matematik bilmek zorunda değil. Kafalar bin düğümlü yün yumağına döndü.

Bu banka ne olacak?

O gazete ne zaman satılacak? Ya TV?

Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı nedir?

Milli birlik, üniter devlet bozulacak diyorlar neden acaba?

Müzeler, tiyatrolar, tarihi camiler yabancı kuruluşlara mı devredilecek?

İlgili, bilgili birçok kimse neden bu kadar çok endişe belirtiyor? Geleceğimiz hakikaten karanlık mı?

İşte sohbetlerde, toplantılarda veya iki kişi bir araya geldiğinde dönüp duran sorulardan bir kaçı... Ki aynı sorular benim kafamın içinde de top oynuyor.

Birilerinin ortaya çıkıp biz vatandaşları endişeden kurtaracak, sorularımıza cevap olacak konuşmalar yapması gerekmez mi?

Memleketin Kültür ve Turizm Bakanı müzelerin işletmesinin özel kuruluşlara devredileceğini bildiriyor. Satmaya müzelerden başlanacağının, sırada tiyatro, opera, koro, orkestra gibi kültür sanat etkinliklerinin, merkezlerinin olduğu bizzat müsteşarlar tarafından dile getiriliyor. Örneğin kütüphanelerin belediyelere devredilmesinin bu kurumlarda siyasi kadrolaşmayı arttıracağı, buralara ağırlıklı şekilde yerleştirilecek kitapların bile siyasi araç olarak kullanılacağı Kültür Sanat Sendikaları Genel Başkanı tarafından söyleniyor.

Bunları her gün duyan, izleyen halk neyin nasıl olacağı, sonuçta kendisini nasıl bir geleceğin beklediği konusunda doğal olarak endişeleniyor.

Peki onları aydınlatan kimse var mı?

Muhalefet dışında, bir bakan veya başbakan TV'lere çıkıp net ve rahatlatıcı bir açıklama yapıyor mu?

Hayır. Onlar sadece "Halkı sömüren hesap verecek. Fakir fukaranın parasını kimseye yedirmeyeceğiz" sözlerini tekrarlayarak seçim propagandası yapıyorlar.

"Seçim" ve "Partiler" yasalarında acilen yapılması gereken (böylece bir partinin %25 oyla 364 milletvekiline sahip olamayacağı) değişiklikleri, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını, iktidar partisi yöneticilerine ait dava dosyalarını rafa kaldırarak. Hortumcuların Hazine'de açtıkları dipsiz kuyuları fakir fukaraya çifte vergilerle ödeterek...

Muhalefet partilerinin bölünmüşlüğünün de yardımıyla seçimleri başarılı geçecektir kuşkusuz.

Ama seçim çalışmaları yukarıdaki soruların cevaplarını topluma açıklamalarına engel midir?

DİĞER YENİ YAZILAR