Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Bayan Gül Cumhuriyetin 84. yıldönümü nedeniyle 30 Ekim Salı günü saat 19.00’da Çankaya Köşkü’nde düzenlenecek kabul törenini onurlandırmalarını Sayın ....... ve eşinden rica ederler.”
Gelen davetiye aynen böyle... Ama gelin görün ki ben bu ülkenin erkeklerle aynı kulvarda ve ön sıralarda yürüyen, milyonlarca izleyicisi, okuru olan, mesleğine 20 yıldır hizmet veren gazetecilerinden biri olarak kendi adıma gelmeyen veya ismimin yazılmadığı davetiyeleri dikkate almıyorum.
Bunun, adıyla, başarısıyla gurur duyduğum eşimle hiçbir ilgisi yok. Ben bir CUMHURİYET kadınıyım ve o Cumhuriyet bana “ayrı bir birey olma ve böyle değerlendirilmeyi bekleme” hakkı veriyor. Kaldı ki çalışmayanlara da vermiştir.
Bugünden sonra Cumhurbaşkanlığından davetiyelerin bu şekilde gönderileceğini umuyorum.
Türkiye’de kadının adı var (Duygu Asena’yı anıyorum, nur içinde yatsın) ve hiç değilse devletimiz artık bunun farkına varsın. Veya kabul etsin. Hele de (kuralları önceden bilmesine rağmen) eşinin bazı davetlere katılamamasına üzülen Sayın Gül’den bunu beklemek son derece doğaldır.
Bizi rahatsız eden bu tür unutkanlıklar (ya da ihmaller) Anayasa’nın 10. maddesine “kadınların hakları erkeklerle eşitlenene kadar devletin pozitif ayrımcılık yapması” yani onların geride bırakılmasına izin vermemesi şartının eklenmesinin önemini vurguluyor.
Son olarak “Biz istiyoruz ama buna duygusal tepkiler geldi” dediler. Kimden gelmiş duygusal tepkiler? Kadınları sadece vitrin olarak, az sayıda, mecburen, mecburiyetten isteyen erkekler tarafından!
Türkiye’nin bilinçli vatandaşları bu aldatmacalara, yanıltmacalara, haksızlıklara göz yummayacak ve susmayacaktır.
Bunu anlamaları gerekiyor.
(Not: Davetiye ayrıca davet gününde geldi. Gazetecilerin programları da siyasetçiler gibi son derece yoğundur. Biraz geç değil mi?)
*****
Costner birilerini utandırdı mı dersiniz?
Hafta sonunda gazetemizde Kevin Costner’la yaptığım röportajı okudunuz, Her Açıdan’ı izleyenler de zaman nedeniyle sohbetin beş dakikalık bir kısmını ekranda izledi.
Her ne kadar bazı erkek meslektaşlarımız daha Türkiye’ye gelmeden önce onu “yeteneksizlikle” filan suçlamışlarsa da yeteneğiyle Oscar ödülü almış, meslek yaşamının her yılında en az bir film yapmış, bu filmlerin çoğu (tenkit edilen, “başarısız” dedikleri Waterworld’un gişe hasılatı 400 milyon dolar ve sanatçı bunu da röportajında anlatıyor) klâsikler arasına girmiş -Bodyguard, Tin Cup, Wyatt Earp , Kurtlarla Dans bazıları- bir dünya yıldızını konuk etmek, sohbet etmek bir gazeteci için zevktir.
Hele bu sanatçı Empire gibi bir sinema dergisinin okurları tarafından “Tüm zamanların en iyi 100 aktörü” arasında seçilmişse.
Bence, dünyanın en ünlü sanatçılarını ülkemize davet eden Ahmet San ve Cüneyt Ortan’ın, Atatürk’e hayranlık duyduğunu, onu sinemada oynamaktan da gurur duyacağını söyleyen Kevin Costner’ı Cumhuriyet Bayramı’nda Türkiye’ye getirmeleri (ve onun isteğini gerçekleştirerek Anıtkabir’i de ziyaret etmesini sağlamaları) son derece akıllı bir seçimdi.
Özellikle de bu ülkenin kendi insanları arasında Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten rahatsız olanlar türemiş ve artmaya başlamışken... Dünyanın öbür ucunda yaşayan bir “yabancı star”ın bu sözlerini duymak bile yeterdi.
Costner’ın Atatürk ve filmle ilgili açıklamalarını basın toplantısında dinlediğim için yeniden uzun uzun sormadım. Onunla daha çok özel hayatı ve filmleriyle, bir de Bush’la ilgili konuştum.
KUSURSUZ DEĞİL AMA...
Kadın erkek ilişkilerinde ‘karşılıklı saygı ve sadakatin önemi nedir, bir beraberliğin yürümesi için nasıl davranmak gerekiyor, her gittiği yerde kadınların büyük ilgisiyle karşılaşan bir erkek olarak bir ayrıcalığı olduğuna inanıyor mu’ gibi soruları ise özellikle, samimi duygularını anlamaya ve anlatmaya çalışarak ısrarla sordum.
Nedeni?.. Nedenini kadınlar iyi anlamıştır ve 4 Kasım’daki Her Açıdan’da röportajın uzun bir kısmını izlerken daha da iyi anlayacaklar.
Beraber olduğu kadına gereken saygı ve sevgiyi göstermekten aciz, biriyle beraberken mutluluğu başkalarında arayan, parası veya gücü nedeniyle kendini yanındaki kadından üstün ve her türlü ayrıcalığa sahip gören sıradan erkeklerin veya sanatçıların (eh hadi itiraf etsinler ki sıradışı üne ve özelliklere sahip) bir adamın görüşlerini dinlemesini sağlamak istedim.
“Mükemmel değilim ama partnerim için mükemmel olmaya çalışırım” diyen birini dinlemek onlara yarayabilirdi. Ayrıca Kevin Costner bu konuda yalnız da değil. John Travolta’dan Mel Gibson’a, Antonio Banderas’tan Brad Pitt’e, Nicholas Cage’a kadar birçok dünya starı aynı görüşte... Aynı şekilde yaşıyor.
Kevin Costner röportajının tamamını 4 Kasım’daki Her Açıdan’da yayınlayacağız. Kadınlar 4 Kasım’da kendileri izlerken “partner”lerine de onu izletmeyi unutmasınlar.

