Başbakan Erdoğan AKP Kadın Kolları’nın düzenlediği bir kongrede kadınlara “mesajlar” vermiş. Ben de “mesajlar”ı tırnak içine aldım çünkü çok ama çok önemli çelişkiler içeren üç önemli mesaj var ki ortada “meselenin özünü daha açık şekilde anlatması” mümkün değil. Yine de anlayana tabii... Anlamamakta ısrar edene bunları da bin kez açıklasanız anlatamazsınız.
Bakın neler söylüyor:
1- “Kadını özel hayata hapseden, kamu alanından dışlayan, cinsiyet ayırımcılığına dayalı baskıcı ve tutucu anlayışlar asla medeni olamaz. Hiçbir töre, hiçbir gelenek, hiçbir anlayış insanın insana karşı şiddet kullanmasının mazereti olamaz. Hele kadınlara karşı...”
Özetle şunu diyor (ve özetle Baykal’ın çarşaf açılımına nispet yaparak “buyur buradan yak” diyor): Sadece üniversiteler değil tüm kamusal alanlarda, devlet dairelerinde dinî kıyafetler serbest bırakılmalıdır. Buna izin vermeyen laik devlet kuralları ve kurumları baskıcı, tutucudur ve hatta “kadına karşı şiddet” uygulamaktadır.
Bunu demek istemese tek cümlede “Kadınlara da siyasette, iş alanında eşit haklar tanınmasını sağlamalıyız, bunun aksi medeni değildir” derdi ki öyle yapmıyor. Evrilip çevrilmiş sözler başka anlamları içeriyor.
2- Başka anlamlar içerdiğine emin olmak için “siyasette kadın kotası” yani kadın erkek sayısı eşitlenene kadar kadınlara belli sayıda kontenjan tanıma, partileri buna mecbur tutma, yani “haklar eşitlenene kadar pozitif ayırımcılık” konusunda söylediklerine bakmak lazım.
Erkek Başbakan’a neden yasak yok?
“1”deki sözler samimi olsa “aynı noktadan değil çok geriden yarışa girmiş”, ne Meclis’te ne belediyelerde varlığı görülmeyen kadınlara tanınacak kotaya karşı çıkmaz, birçok ülkede bu yapılmıştır, yapılmaktadır.
Ama o: “Belediye başkanlıklarında bayanların (neden kadın diyemezlerse) sayısının artacağına inanıyorum. Biz kota gibi zoraki yollarla arzu edilen sonuçlara ulaşılamayacağını ve kotanın kadına saygısızlık olduğunu kabul ediyoruz. Önemli olan yarışa girmesini sağlamaktır”...
Kota “zoraki yol” ve “kadına saygısızlık”... Ama liderin tek başına tüm milletvekillerine karar vermesi ve yüz kişi seçecekse 90’ını erkek seçmesi zoraki yol ve kadına saygısızlık değil. Önemli olan her yarışı kaybettiğini baştan bilse de “bağyan”ın yarışa girmesi... Ki meşru ve demokrasiye uygun bir seçim olduğu yanılgısı dünyaya (özellikle AB’ye) yaşatılsın.
3- Son cümle en bombası “Ben Başkan’ımıza hep şunu söylüyorum ‘Niye hanımların (veya bayanların) toplantılarına erkek spiker getiriyorsun? Yanlış bir şey, bundan sonra kesinlikle hanım toplantılarında hanım spiker olacak.’ Bugün onu başardığı için ayrıca teşekkür ediyorum.”
Haydi şimdi sıkıysa AKP Kadın Kolları veya Başbakan’ı kızdırmak istemeyenler bayan-hanım toplantılarına erkek spiker getirsinler, sıkıysa harem-selamlık yapmasınlar.
Amaa... Tayyip Bey’in erkek spikere koyduğu yasak neden erkek başbakan veya bakanlar için geçerli değildir, onlar erkek sayılmazlar mı yoksa toplantıdaki tüm “bayan-hanım”ların abisi, amcası mı sayılmaktadırlar işte orası belli değil.
Yarın devam edeceğiz.
22 Temmuz’da seçmenler nasıl kayboldu?
Biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu kararları mahkemeye götürülemiyor... Tamam, “nasıl ki Anayasa Mahkemesi kararları son karar ise ve değiştirilemezse bu da onun gibi” diyebilirsiniz ama tablo maalesef bunu söylemeyi imkânsız kılıyor. Çünkü YSK ve Başkanı Muammer Aydın kendi ağızlarıyla “milyonlarca seçmenin yok gösterildiği” ciddi bir hata yaptıklarını kabul ettiler.
Seçimlerde tek bir oy bile fark yaratabilecekken 5 milyondan fazla seçmen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde “kayıp” gösterildi. Şimdi ise 2008 yılında ortaya birden 6 milyon yeni seçmen çıktı. Bu durumda “22 Temmuz seçimlerinde 5 milyon seçmen nasıl buharlaştı” sorusunun ciddi şekilde tartışılması gerekiyor.
30 Kasım Pazar günü (öğlen 12.30’da STAR) Her Açıdan’da bu konunun yanında “siyaset-din ilişkisinde gelinen noktayı, unutturulan yolsuzlukları ve dev şirketleri batıran, binlerce kişilik yeni işsiz orduları yaratan ekonomik krizin gerçek yüzünü” tartışacağız.
“Kadın toplantılarında erkek spiker”i yasaklayan Başbakan Erdoğan’ın demokrasi çelişkileri, “Deniz Baykal’ın Çankaya resepsiyonlarını boykot etmeye hakkı var mı” sorusu ve daha birçok konunun konuşulacağı programa: AİHM’de Yüksek Seçim Kurulu’na dava açan Liberal Demokrat Parti’nin Genel Bşk. Cem Toker, Kamuoyu Araştırmaları Uzmanı Bülent Tanla, A.Ü. İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Hasan Onat, Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç ve gazeteci yazar Can Ataklı’nın katılacağı Her
Açıdan’da yine bilmediğimiz çok şey duyacaksınız.

