Türkiye'de, aralarında değerli hukukçuların, profesörlerin de yer aldığı çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve kadın örgütü var. İnsan ve kadın hakları söz konusu olduğunda bunların çoğu birleşerek ciddi bir güç ortaya koyabiliyorlar.
Ama bununla birlikte bazı kuruluşlar ile temsilcileri de diğerlerinden ayrılarak kişisel çıkarlarının, kadın konularında "söz sahibi, akla gelen ilk kuruluş veya kişi" olmanın peşine düşebiliyor. Türkiye gibi Sivil toplum gücünün, tepkisinin büyük önem taşıdığı, siyasette, toplum değerlerinde taşların yerine oturmadığı, henüz aydınlanma dönemini yaşamakta olan bir ülkede büyük bir hata, büyük bir kayıp.
Fırsatlar kaçıyor
Bugüne kadar kadın hakları ile ilgili çalışmalarımda bu "diğerlerini bertaraf ederek öne çıkma gayretini" bazı şahıs ve kuruluşlarda kendim de gözlemlediğim, amacına ulaşarak her toplantıya (uluslararası olanlar dahil) çağrılan bazı kuruluş yöneticilerinin o değerli fırsatları çok başarısız konuşmalarla kaybettiğini gördüğüm için ben bu hatalara çok kızıyorum.
Son haftalarda dikkatimi çeken haksız bir suçlama Prof. Necla Arat tarafından Cumhuriyet Gazetesi'nde Türkiye'nin en eski ve yaygın kadın kuruluşu olan Türk Kadınlar Birliği'ne yapıldı.
Arat yazısında BM Kadına Karşı Her Türlü Ayırımcılığın önlenmesi Sözleşmesi ni (CEDAW) yürüten komitenin sekreteryasının TKB'ye verilmiş olduğunu vurguluyor, TKB'nin ise yetki ve sorumluluğunu Türkiye Sivil Toplum Forumu adına Uçan Süpürge'ye vermiş olduğunu iddia ediyordu.
Çünkü raporu TBMM'ye Uçan Süpürge'nin genel koordinatörü olarak adı geçen Halime Güner sunmuştu ve raporda devletin türban yasağı ile okullardan dışlanan kadınlar ve Kürt kadınlar dahil olmak üzere çoklu ayrımcılığa maruz kalan gruplara dayalı istatistik sağlaması isteniyordu.
Cevap hakkı!
Necla Araf'ın bunun nedenini "TKB ile 15 kuruluşun oluşturduğu Kadın Platformu'nun ve Uçan Süpürge'nin milyonlarca Türk kadınına verecek hesapları vardır" ifadesiyle sorması ve kendisini Türk kadınlarının avukatı, iddiaları da kesin gerçeklermiş gibi göstermesi bugüne kadar Türkiye genelinde kadınların kalkınması için önemli çalışmalar yapmış olan Türk Kadınlar Birliği'nin ve Kadın Platformu'nün haklı tepkisine neden olmuş. TKB Başkanı Sema Kendirci bu yazıda sorulan sorulara gönderdiği cevabın Cumhuriyet'te yayımlanmadığını, Arat'ın ise bu yazıyı olaylar konusunda bilgi edinmeden yazdığını söylüyor. Cumhuriyet'e gönderdiği, yayımlanmayan cevabın bazı bölümlerini ben veriyorum:
-18-20 Nisan 2003'te Ankara'da düzenlenen CEDAW Sivil Toplum Forumu'nu (Türkiye'den 138 STK temsilcisi 453 kadının katıldığı) TKB düzenlemedi. Bu forum TKB'nin de içinde olduğu 14-15 STK tarafından birlikte düzenlendi. Hazırlık çalışmalarının sekreteryası ve organizasyonunu da zaten kadın haklan konusunda çalışmalar yapan Uçan Süpürge yürüttü.
-TKB yurdun dört bir yanından gelen ve hepsi de hukukçu olan 40'a yakın kadının oluşturduğu "Kanun önünde eşitlik, yasal haklar" başlığı altındaki çalışma grubuna başkanlık etti. (Bunun dışında 7 çalışma grubu vardı).
-Üç gün süren bu çalışmadan derlenen gölge rapor, Forum'a katılan bütün STK'lar arasından seçilen Yürütme Kurulu tarafından BM CEDAW Komitesi'ne sunuldu.
-4 Ocak 2005'te New York'ta toplanan CEDAW Komitesi raporda net ve açık bulmadığı konulara ilişkin sorulan Bakan Güldal Akşit başkanlığındaki resmi heyete iletti ve sonunda da BM CEDAW Komitesi Tavsiye Kararları nı Türkiye'yi yönetenlere açıkladı.
Sonuç olarak, Necla Arat'ın TKB veya Kadın Platformu tarafından Meclis'e getirildiğini sandığı sorular BM CEDAW Komitesi tarafından sorulmuş (Ben bunu biliyordum ama cevabı Sema Kendirci'nin açıklaması olarak verdiğim için "mış" ekini kullanıyorum.)
Kendirci; "TBMM'de yapılan toplantıya ne katıldık, ne de temsilci gönderdik. Derneğimizin Uçan Süpürge ile de hiçbir ilgisi yoktur. Kaldı ki söylenecek sözümüz varsa sözcü tayin etmez, kendimiz söyleriz." diyor.
1924 yılından bu yana her alanda eşitliğin sağlanması için cesur ve dürüst çalışmaları olan çok önemli bir kadın kuruluşuna aceleyle yapılmış bir yanlışı, haksızlığı düzeltmiş olduğumu umuyorum!
Kadın örgütleri ve kıskançlık!
Türkiye'de, aralarında değerli hukukçuların, profesörlerin de yer aldığı çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve kadın örgütü var. İnsan ve kadın hakları söz konusu olduğunda bunların çoğu birleşerek ciddi bir güç ortaya koyabiliyorlar
Haberin Devamı

