Kadın insan sayılmaz mı?

Duygu Asena yıllar önce "Kadının Adı Yok" demişti. Sonra "Aslında Aşk da Yok" dedi. Bu gidişle kısa süre sonra "Aslında Kadın da Yok" diyebilecek gibi görünüyor

Haberin Devamı

Duygu Asena yıllar önce "Kadının Adı Yok" demişti. Sonra "Aslında Aşk da Yok" dedi. Bu gidişle kısa süre sonra "Aslında Kadın da Yok" diyebilecek gibi görünüyor. Kadın yavaş yavaş, çaktırmadan toplumdan siliniyor.

Giyimiyle kuşamıyla, yasasıyla tasasıyla, "Yürütme" kurumu içinde ona verilen değerle kadın giderek radikal islamcı rejimlerdeki konumuna yaklaşıyor.

Artık bunları yazarken 'Acaba zahmet etmesem mi' diye düşünüyorum. Herkes derin rehavetinin içinde, hayatından memnun, her türlü gelişmeyi kayıtsız gözlerle, esneyerek izlerken bayağı rahatsız edici türden yazılar bunlar çünkü.

Rahatsız edici olması da doğal çünkü yazan kişi bu ülkede oynanmakta olan diğer oyunlarla birlikte "kadın üzerine" olanların da Avrupa Birliği'ne yaklaşmakla veya girmekle son bulacağına inanmamaktadır. Yani ona göre bugün sayılan hızla artmakta olan "burka"dan bir yüzündeki "kafes"i eksik kıyafetlerin, kadın haklarını ilgilendiren yasalardaki "kadına yönelik insan hakkı ihlalleri nin. kadınların bırakın "erkekle eşit haklara sahip" olmayı giderek tümüyle "erkeğin kölesi" durumuna getirilmesinin AB'den falan asla etkilenmeyeceğini düşünmektedir.

Dünkü yazıya başlama nedenimiz Melih Gökçek'in zaten devlet yardımı alamadıkları için, ilgisizlikten çoğu kapatılan, birkaç tane geriye kalanı ise gönüllülerin çabasıyla yürümekte olan "Kadın sığınma evleri" ile ilgili söyledikleriydi. Ortaya tepki yaratacak bir iddia atan Gökçek sözünün açıklamasını yapamadı.

Şimdi ben diyorum ki Türkiye'nin tüm kadınlan bir eli yağda, bir eli balda yaşamıyor. Şiddetin her türünü göreninin, sokağa atılanının sayısı milyonları buluyor.

Bu kadınların kendilerini koruyacak yasalara ve sığınacak evlere ihtiyacı var. Bu güvenceyi kim sağlayıp onların hakkını koruyacak; ilgili bakanlık içindeki "Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü" ve "Aile Kurumu"... Bunların, her ikisi de ortadan kaldırılmış durumda. Kadını birey olarak güçlendirecek, meslek sahibi yapacak Genel Müdürlük fiilen var, hukuken yok. Bu nedenle kadro verilemiyor. "Aileyi Koruma Kanunu" nu izleyecek, şiddeti, sokağa atmayı önleyecek, sığınma evlerini koruyacak ve sayısını arttıracak "Aile Kurumu" ise nerede belli değil.

Memlekette bu kadar yasa çıkarılıyor, en önemsiz olanı kadınlarla ilgili yasalar mıdır?

Bu kurumlan yaşatacak, kadının eşitlik haklarını sağlayacak (ceza yasaları ve Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi) yasaların hiç mi önemi yok?

Bu sorulara hiç kimse "evet" cevabı veremez. Peki o zaman AKP Hükümeti neden her yasayı çıkarıyor da bunların adını bile anmıyor?

Bu sorunun cevabını da keşke Bakan Güldal Akşit verse... En çok onu ilgilendiriyor zira. Ama nedense onun rehavetine de diyecek yok!

Çanakkale'ye feribot
Pazartesi günü Kaz Dağları'nın eşsiz güzelliğinden söz etmiştim; çok önemli bir ilâve yapmak istiyorum.

Çanakkale, Truva, Assos, Zeus Altarı, Bozcaada, Kaz Dağları'nda görülecek daha bir sürü mitolojik, tarihi ya da doğa harikası bölge turistler için son derece cazip. Buralara gitmek ise ancak ya karayolu ile veya İstanbul-Bandırma feribotları yardımıyla mümkün olabiliyor ki her ikisi de uzun ve yorucu araba yolculuğu gerektiriyor.

İstanbul-Çanakkale arasında feribot olsa gidiş gelişlerin çok daha kolaylaşacağı kesin. Bu nedenle yerli ve yabancı turist sayısının artacağı da... Ne zaman Çanakkale, Kaz Dağları tarafına gitsem yöre halkı hep bu şikâyeti dile getirir ve sırf bu eksiklik yüzünden o bölgenin turizmine sekte vurulduğundan yakınır. Onların sesini duyurmaya söz verdiğim için soruyorum;

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bandırma'ya işleyen feribot seferlerinin benzerini Çanakkale'ye yaptırmayı neden düşünmüyor acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR