Kadın düşmanlığı değilse ne?

Haberin Devamı

Biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kocasından şiddet gören ve şikayette bulunan bir kadını (Nahide Opuz) korumadığı gerekçesiyle Türk devletine 36 bin 500 Euro ceza kesti.

Çok mutluyuz ki devlet bu parayı Opuz’a tıkır tıkır ödeyecek. Mutluyuz çünkü bıçaklı saldırı, araçla ezme girişimi, defalarca darp gibi cinayete teşebbüs sayılan şiddet suçlarıyla karşılaşmış bir vatandaşını korumaktan aciz devlet o cezaya müstahaktır.

Eşini 7 bıçak darbesiyle yaralayan bir adama sadece para cezası kesip salıveren, bu yanlış karar sonrasında Nahide Opuz’un annesinin öldürülmesi ile “bir cinayete de ortak olmuş sayılan” devlete aslında AİHM’nin cezası azdır.

Opuz’un avukatı hâlâ “Devlet yakın koruma vermeli, anne tehdit almaya devam ediyor ve bu nedenle çocuklarını bile yanında tutamıyor. Ancak müebbet hapis cezası onu kurtarabilir” diyor.

Aynı şekilde “koca şiddeti” altında yaşayan, bu nedenle 4 çocuğunu alıp kaçan 35 yaşındaki Zübeyde Yıldız da savcılığa başvurarak koruma istemiş. “Polis nezaretinde ev kiralayarak taşındığı” bildiriliyor ama yakın koruma verilmemiş olmalı ki cani koca gencecik kadını çalıştığı konfeksiyon atölyesinde bulmuş ve işçilerin gözü önünde defalarca bıçakladıktan sonra boğazını keserek öldürmüş. Bir başka cani Sakarya’da 3 çocuk annesi olan 32 yıllık eşini bıçaklayarak öldürmüş. Vahşetin en beteri bu olmalı. Zavallı kadın gencecik yaşında, 4 küçük çocuğuyla kabus gibi yıllar geçiriyor ve korku filmlerinde görülebilecek bir sonla hayata veda ediyor. Diğeri de benzer bir yaşamın sonunda aynı vahşetle karşılaşıyor.

Bu üç örnek sadece duyabildiklerimiz... Türkiye’de her 100 kadından 97’si şiddete uğradığına göre kim bilir daha kaç milyon kadın bu düzeyde vahşetle, dehşetle yaşamakta.

AİHM CEZAYI ARTTIRMALI

Ama “insanların canının düşündüğü için” TV’lerde sigaranın görüntüsünü bile buzlayan hükümet, bir de üstelik “Kadın Bakanlığı” olmasına rağmen kadınlara hayatı zindan eden, onların ve çocuklarının yaşamlarını söndüren şiddeti sigara kadar önemsemiyor.

Bu vahşi cinayetlerin, kadın ve çocuk tecavüzlerinin suçlularına en ağır cezaların en kısa zamanda verilmesini sağlayarak hayatları kurtarmayı düşünmüyor. Bence şiddet gören kadınlar devletten gereken koruma ve yardımı alamadıklarında hemen AİHM’ye başvurmalı. AİHM ise cezalarını en az 5 katına çıkarmalı.

Bu arada... Kadın sivil toplum kuruluşlarının sessizliği, tepkisizliği de tam bir hayal kırıklığıdır. Onlardan aldığım ödülleri iade etmeyi düşünmeye başladım.


***



Mutluluk... Hiç de zor değil!

Önümde Coca Cola’nın hazırlattığı ve aşçıdan balıkçıya, iş adamından otoparkçıya, yorgancıdan muhtara kadar ünlü ünsüz 41 kişinin mutluluk tarifinin yer aldığı kırmızı ciltli büyük bir kitap duruyor: adı Mutluluk Kitabı!

Fotoğraflarını Bennu Gerede çekmiş, yazıları Merih Akoğul yazmış, dizaynını ve üretimini Timuçin Unan, tanıtımını da “BernaylaFem İletişim ve Marka Yönetimi” yapmış. İtiraf edeyim önce bir göz atarak masamın köşesine bırakmıştım. Sonra bir boş vaktimde elime alıp daha dikkatlice incelemek istedim ve inanın bir saate yakın zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim.

Bu arada her ikisi de çok mutlu ve başarılı iş kadınları olan, aldıkları her tanıtımı mükemmel yapan BernaylaFem İletişim’in sahipleri Berna ile Fem’in kendilerini neden kitaba almadıklarını merak ettim. Her zaman öyle güler yüzlü görünür, hayatı öyle keyifle yaşarlar ki onları kolayca mutlu eden nedenleri de öğrenmek iyi olurdu doğrusu...

Mutluluk Kitabı’nda umulmadık ve çoğu felsefi değere sahip mutluluk tarifleri yer alıyor ve siz de bunları ister istemez gözleriniz parlayarak okuyorsunuz.

Bakın mesela simitçi Mustafa Doğan’ın tarifi: “Benim için mutluluk küçük şeylerdir. Geriye bakmam, geçmişle ilgili hayıflanmam. Pazar günleri uyumayı çok severim. Çok param olduğunda yine simitçilik yapmak isterim. Büyük beklentilerim yok, yaşayıp gidiyorum ben de herkes gibi.”

Yönetmen ve sanatçı Haldun Dormen: “Tiyatro beni daima mutlu etmiştir. Çünkü tiyatro yazarla, oyuncuyla, seyirciyle iletişim kurmak ve bir duyguyu paylaşmak demektir. Sokak kızı İrma’nın ilk gecesinde aldığımız alkıştan duyduğum mutluluğu asla unutamıyorum.”

Tasarımcı Tuvana Büyükçınar: “Bir kostüm, bir şamdan ya da bir toka; insanları mutlu edecek tasarımlar yapmak ve bunu dünyayla paylaşabilmek benim için en büyük mutluluktur. Harrods’da koleksiyonumun satıldığını duyduğumda mutluluktan elbiselerimle denize atlamıştım.”

Balıkçı Abidin Giritli: “Herkesin denize çıkmadan önceki duası bol balıktır. Duaların kabul olunca kol kola girer, başlarsın sevinçle teknenin içinde oynamaya. Denizin üzerinde olmak beni her zaman mutlu etmiştir.”

Otopark görevlisi Hasan Kurutuz: “Bu küçük kulübenin içinde, kapıları açıp kapayarak geçer hayatım. Burada kendimi kral gibi hissederim ve 12 yıldır severek yaptığım bir işim olduğu için de çok mutluyum.”

Bunları okuduğunuzda mutluluğu çok uzaklarda, erişilmesi zor olanın peşinde aramamak gerektiğini, sahip olunanla, elinizdekiyle mutlu olmanın hiç de zor olmadığını anlıyorsunuz. Kitaptan sadece 1000 adet basılmış ama keşke bulup okuyabilseniz (belki BernaylaFem İletişim yardımcı olabilir isteyenlere), gerçekten etkiliyor insanı.

Gördüğünüz bir çiçekten, sağlıkla aldığınız bir nefesten bile mutlu olabilmeyi öğrenmek öyle önemli ki!

DİĞER YENİ YAZILAR