Kadın düşmanlarına dikkat!

Kendi deyimiyle yazayım (ben de sıkı bir okuruyum zira) dünya durdukça esprilerine gülünesi arkadaşımız Selâhattin Duman dünkü yazısında Medeni Kanun'u konu seçmişti.

Haberin Devamı

Kendi deyimiyle yazayım (ben de sıkı bir okuruyum zira) dünya durdukça esprilerine gülünesi arkadaşımız Selâhattin Duman dünkü yazısında Medeni Kanun'u konu seçmişti. Ve sanki Medeni Kanun ve Mal Rejimi sadece kadınları ilgilendiriyormuş gibi onlara verip veriştiriyordu.

TV'lerde Medeni Kanun'dan söz eden kadınların hepsi sanşınmış da, beyinlerine boya geçiyormuş da, koca parasıyla sarışın oluyorlarmış da mış mış... Döktürmüş yine.

Yazının özeti ve de başlığı "Aman erkekler dikkat. Tuzağa çekiliyorsunuz..." İşte bu erkek yazar milleti böyledir, bencillik sınırları, egoları ile azıcık oynansa bas bas bağırmaya başlarlar. Kadın haklarıyla ilgili olumlu birşey yazmaya zaten elleri varmaz da çoğunun, yazacak olurlarsa da şakaya boğup kadın nüfusun neredeyse yarısına yapılan haksızlığı birkaç cümlede özetleyiverirler.

Ne kolay. Keşke kadınlar da böylesine uzun, karışık ve yüzyıllar süren haksızlığı düzeltecek bir konuyu üç-beş cümle ile özetlemeyi başarabilseler. Onlar her şeyi ciddiye aldıkları gibi, çocuklarıyla beş parasız kapı önüne bırakılan kadınları da ciddiye alıyorlar. Çekilmez yaratıklar doğrusu değil mi sevgili Selâhattin Duman?

Hiç espri anlayışı da yok şu kadın milletinin!

Yazılarını çok severim.... Esprilerden espri beğenmeyen biri olarak onun yazılarına saatlerce gülerim ama buna gülemedim. Gülemedim çünkü onun boşanmış ve yalnız yaşayan biri olduğunu biliyorum. Medeni Kanun'u medeni halinin etkisi altında yazmış. Galiba biraz da kadın düşmanı olabilir. Öyle ya, yoksa niye evlenmesin? Yazılarında "çekirdeksiz üzümüm" diye kendine övgüler dizen, böylesine başarılı, üstelik bööylesine yakışıklı ve esprili bir erkeğin kimbilir ne talipleri vardır. Öyle olmasa bile, atalarımız "kör baklanın kör alıcısı çıkar" dememişler mi? Çıkar, çıkar da o istemez. Herhalde yani... Herhalde öyledir, inanın
bana.

Onun için de espriler yine güzel ama inandırıcılığı yok. Yani her şakada bir ciddiyet payı olsa da, bu yazının ciddiye alınacak tarafı yok.

Şimdi gelelim işin ciddi kısmına... Geçen hükümet döneminde yapılan, bu dönemde "1 Ocak 2003'te bitiyor" saçmalığıyla sözüm ona 'seçme hakkı' tanınan ve beklendiği gibi sadece 50-60 çiftin (belki de daha az) seçim yaptığı "Mal Rejimleri" konusunda bugüne kadar kadın-erkek, esmer-sarışın-kumral yüzlerce öğretim görevlisi, hukukçu, sanatçı, vatandaş konuştu. Güneydoğu'dan gelen palabıyıklı erkekler bile "kadın ve erkek eşitse, evliliklerde de bu uygulanmalı" dediler. Kara saçlı, kara gözlü (bazıları kırlaşmıştı ama) parti genel başkanlarının hemen hepsi kadınlara haksızlık yapıldığı konusunda hemfikirdiler. Bir kısmı hemen düzeltilmesi için önerge verdi. Bir kısmı muhalefet şerhi koydurdu.

Neden genellikle "kadınlara haksızlık", onu da iki gün önce bana gönderdiği yazı ile bir hukukçu cevaplıyor. "Durmadan 76 yıllık Medeni Kanun uygulaması var diyoruz. Yani kız ve erkek çocukların teorik olarak 76 yıldır EŞİT miras hakkı var. Bir o kadar zamandır da kamuda ve özel sektörde çalışan milyonlarca kadın var. Doktoru, avukatı, mühendisi, yargıcı vb... Peki nasıl oluyor da gayrimenkullerin sadece % 8.7'si kadınların üstüne kayıtlı oluyor. Nerede bu miras payları? Nerede bu maaşlar, aylıklar. İşte işin bamteli...

Yani bu ülkede yüzyıllardır sadece kadınların eviçi emekleri ya da tarladaki emekleri bedavaya getirilmemiş... Miras haklarına da el konmuş, çalışıp kazandıkları paralara da... Gerçek bu kadar çıplak ve iç acıticı."

Selâhattin Bey'e ve onun gibi düşünenlere soruyorum ben de;

Neden sadece %8.7'si? Bilen var mı?

Cevap güldürü unsuru taşıyabilir, mahsuru yok. Nasıl olsa Türk milleti alışkındır;

Güleriz hep ağlanacak hallere!

Hülya Koçyiğit'e geçmiş olsun!
Türk sinemasının tüm zamanlarda tartışmasız en güzel, en yetenekli kadın sanatçılarından biri... Kuşaktan kuşağa başarısını koruyan, yer aldığı eserlerle her zaman gündemde kalmayı bilen bir isim.

"Asıl basarı şöhrete ulaşmak değil, onu aynı şekilde koruyabilmektir" sözünü doğrulayan nadir örneklerden biri. Üstelik filmlerindeki o güler yüzünü, zarif davranışlarını, saygısını, sevgisini gerçek yaşamda da sürdüren, şöhreti gibi özenle koruyabilenlerden. Hayır bu övgülerin hiç biri fazla değil. Hatta belki yetersiz. Ona her zaman hayrandım, filmlerini asla kaçırmazdım ve bu hayranlık hep sürmüştür doğru ama ben Hülya Koçyiğit'i tanıdım da. Defalarca karşılaştım, sohbet ettim, izledim.

Sanata olan aşın saygı ve sevgisini, sanatçısı olduğu topluma da aynen gösteren değerli bîr insan o. Hülya Hanım hakkında güzel şeyler yazmayı her zaman düşünmüş, istemişimdir. Bu tarifleri, sevgi dolu sözleri onun rahatsızlığını duyduğum gün yazmayı ise hiç istemezdim.

Dayanamayıp söyleyeceğim, son zamanlarda üstüne üstlük çok güzelleşmişti. Her zamanki klâsik havasının dışına çıkmış, çok daha modern, genç ve hoş bîr görünüm kazanmıştı. Nazar mı değdi ne?

Evet, nazara inanıyorum, buna da itiraz yoktur umarım.

Dün akşamüstü onunla telefonda görüştüm, sesi halsizdi ama bir-iki güne kadar çıkacağını söyledi. Neyse ki fazla ciddi bir sorun yok.

Değerli sanatçımız Hülya Koçyiğit'e ve tüm ailesine bîr kez daha geçmiş olsun diyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR