Pazartesi günü VATAN'da Avukat Hüseyin Hatemi'nin Mine Şenocaklı tarafından yapılan bir röportajı yayınlandı.
Hüseyin Hatemi de "düşünceyi ifade özgürlüğünü" sonuna kadar kullanan ama başkaları (üstelik gazeteciler) aynı özgürlüğü kullanmak istediğinde tepki gösterenlerden... Daha önce yaptığı açıklamaları irdeleyip yorumladığımda "mahkemeye vereceğini" bildirmişti. Üzülerek ama elimde olmayarak bir yorumda daha bulunmak istiyorum. Ne yapalım alıştık artık elimize kalemi alır almaz "mahkeme" ile tehdit edilmeye. Ben de kendi imkanlarımla bu davaların peşini bırakmıyorum. Her vatandaş eşit haklara sahip, değil mi?
Şimdi, konuşmasında ilk bakışta kadınları, kadının haklarını savunuyor gibi görünmekte Sayın Hatemi. Ama görünüşe aldanmamak lâzım...
En önemli görev(!)
Önce "Ailede doğallıktan, medeni hukukta ise doğal hukuktan kopuyor" diyerek kendisinin istemediği yönde değiştirilen Medeni Kanun'u eleştiriyor. "Kadının nafaka vermesi nin yanlışlığından başlıyor. "Bana göre kadının görevleri arasında aile geçindirmek yok" diyor, sonra da "Medeni Kanun'da bu ve benzer maddelerin, ailenin doğal işlevini bozacağından" söz ediyor. Ne ilgisi varsa "Bu gidişle 10 sene sonra eşcinsel evlilikleri onaylamak zorunda" kalacakmışız.
"Doğa kadına annelik görevi vermiş, hiç kadın erkek eşitliği sloganlarının arkasına saklanmayalım (sanki bu insan hakkı değil de sloganmış gibi... R.M), gerekmedikçe kadın çalışmamalı. Zaten annelik de bir iş. Çok önemli bir iş, çocuk yetiştirmekten daha önemli bir sosyal görev var mı?" diyerek devam eden Hatemi sonunda "Bu aslında kadına daha fazla değer verilmesi anlamındadır, çünkü kadın sevgiye daha açık yaratılmıştır" diyor ve "Yeni Medeni Kanun'la İsviçre'deki sapmaların büyük ölçüde bize de aktarıldığını" söylüyor.
Ben de bu sözlerin tamamının "kadının insan haklarına aykırı" olduğunu ve kadının ruhunu okşuyor gibi görünmesine rağmen hiç de öyle olmadığını iddia ediyorum.
Erbakan da söylemişti
O kadar çok aykırılık var ki hangisinden başlayacağını bilemiyor insan. Şuradan girelim konuya; Necmettin Erbakan da kadınlara "Çalışmayın, evde oturun ve doğurun. Sizin göreviniz bu" demişti.
Tayyip Erdoğan, bir zamanlar kendisine sorduğum "Kadınlar çalışabilir mi?" sorusuna "Onlar bizim başımızın tacı, hiç çalıştırır mıyız" cevabını vermişti ama o daha sonra değiştiğini söyledi, belki bu fikri de değişmiştir. Beni mahkemeye veren Prof. Doğan Soyaslan'ın ise daha da ilginç bir görüşü vardı; "Çalışan kadın daha az dindardır." Bu düşüncenin nereye varacağına geleceğiz yazının sonunda.
Madem ki kadının anneliği en önemli iş ve başlı başına bir iş, maddi karşılığını kim veriyor? O, hayatı boyunca kocasından isteyeceği parayı beklemek zorunda mı? Kendi kazanacağı parayı özgürce harcama zevkini ve kişisel başarılan hiç tatmaması, hayati boyunca erkek tarafından yönetilmesi çok haklı bir durum mudur?
Madem ki Sayın Hatemi kadınların çalışmasını istemiyor, peki o zaman "Medeni Kanun Mal Rejimi" değiştirilirken neden "mal ortaklığı"na, hiç değilse kadının bu şekilde hakkını almasına şiddetle karşı çıktı? Ona göre doğru sekil kadının her halükârda erkeğe muhtaç olması ve sonunda erkeğin tercihine bağlı olarak beş parasız sokağa bırakılması mıdır?
Kadının nafaka vermesinde de hiçbir sakınca yok; nafakanın asıl nedeni zaten Hüseyin Hatemi'yle aynı fikirde olan erkeklerin kadınları çalıştırmaması, böylece boşandıklarında çocuklarıyla birlikte kadının ortada kalmasıydı. Aynı bencilliği kadın yapıyorsa o da nafaka vermek zorunda. KADIN ve ERKEK EŞİTTİR. Kadınlar (yasadan faydalanamayan 17 milyon kadın dahil) mal ortaklığında da nafakada da eşit haklar istiyorlar.
Ayrıca, madem ki kadın çalışmamalı; Bayan Hatemi neden yıllardan beri çalışıyor? "Dediğimi yap, yaptığımı yapma" durumu mu bu? (Devam edecek)
"Kadın çalışmasın"la başlıyor her şey!
Pazartesi günü VATAN'da Avukat Hüseyin Hatemi'nin Mine Şenocaklı tarafından yapılan bir röportajı yayınlandı
Haberin Devamı

