Yıllardır “kadın ve çocuklara karşı şiddet” önlensin, hakimler suçluları serbest bırakacağına ağır şekilde cezalandırsın, bu şiddet türlerini teşvik niteliğindeki yasa maddeleri çıkarılmasın, Türkiye bu olayların zirve yaptığı, dünya ülkeleri arasında en kötü durumdaki ülkeler arasında yer almasın diye uğraştık, didindik.
Aslına bakarsanız bu uğraş tamamen “Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığa ait” bir görevdi, aslına bakarsanız çocukları ve kadınları (şiddet diyemiyoruz artık) canavarca saldırılarla yok edilmekten kurtarmak bir hükümetin ve Kadın Bakanlığı’nın en başta gelen görevi olmalıydı ama olmadı. Bu nedenle ve “erkeklerin ‘kadın ve çocuk kıyımı’nı hiç sorun etmemesi nedeniyle” ülkenin kadın örgütleri ve medyanın küçük bir kesimi yapayalnız bırakılmış şekilde çırpınıp durdular.
ANNE VE EŞ ROLÜ YETER!
“Kadın” Bakanlığı uzun yıllardır görevleri konusunda son derece pasif bir tutum içinde olmakla birlikte en azından “Kadının ve çocukların ayırımcılığa, şiddete uğradığı bir ülkede” varlığı önemliydi. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi “kadın haklarını da dünya çapında gözeten” kuruluşların muhatabı olarak da önemliydi. Onlarca yıldır ezilen nüfus kesimi kadınlar olduğu için bu isimle var olması da şarttı.
Şimdi Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu adına Başkan Canan Güllü tarafından gönderilen basın açıklamasından bu bakanlığın isminden “Kadın” kelimesinin çıkarıldığını; “Aile ve Sosyal Politika” adı altında yeni bir bakanlık kurulacağını, böylece “kadın adının bir kez daha yok sayıldığını” öğreniyoruz.
MECLİS ÖNÜNDE YENİ EYLEM
TKDF yaptığı açıklamanın; “Kadını birey olarak görmek istemeyen ve aile içine hapseden iradeye verilen tepki olduğunu, kadına ilişkin düzenlemelerin ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için yıllardır mücadele veren kadın örgütlerinin görüşü alınmadan yapılmaması’ gerektiğini, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanıp imzaya açılan ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve bunlarla Mücadele Sözleşmesi’nin takibi konusundaki kararlılıklarını kamuoyuna duyurmak ve seçim sonucunda oluşacak yeni Meclis’in açılış haftasında ‘çocuk ve kadınların maruz kaldığı taciz ve cinayetleri protesto etmek’ amacıyla TBMM önünde yapılacak eylem için çağrıda bulunan deklarasyon olduğunu” anlattıktan sonra acil yanıt beklediklerini” bildiriyor.
Ülkeyi yönetenler “Kadınla erkek eşit olamaz, çünkü farklı yaratılmışlardır” derken bu ciddi sorun nasıl çözülebilir bilmiyorum ama ‘kadın ve çocuklarla ilgili mücadelenin’ hız kazanarak süreceğini biliyorum. Hükümet, kadın derneklerinin beklediği yanıtı vermelidir!
Vazgeçin komplo hikayesinden!
Bir internet sitesinin MHP’li siyasetçilerin isimlerini vererek yaptığı “kasetleri yayınlayacağız” tehditleri sonuç verdi ve aralarında Genel Başkan Yardımcılarının ve Genel Sekreter’in bulunduğu 6 milletvekili dün istifa etti.
Daha önce benzer nedenle CHP Genel Başkanlığından istifa eden Deniz Baykal’a konuyu sormuşlar; “Amaç anayasayı tek başlarına hazırlamak. Komplo siyasetinin devam ettiğini görmek üzücü” demiş. Amaç sadece o değil tabii, referandumda olduğu gibi “MHP’den koparabildiği kadar oy koparmak” da aynı zamanda.. Ama amaç ne olursa olsun bu kaset olaylarında büyük sorumluluk kaset sahibi milletvekillerine aittir ve olayın “komplo” mazereti arkasına saklanacak hali yoktur.
Ülke yönetmek gibi önemli ve kutsal bir göreve soyunan insanların gizli ilişkileri olamaz, olduğu takdirde bir gün sadece kendileri değil partileri de böyle yanar. Tabii aynı şekilde bu kişilerin özel yaşamlarına, aile değerlerine sıradan vatandaştan çok daha fazla dikkat etmeleri de gerekir, dünyanın hemen her yerinde bu kurallar geçerlidir.
Nitekim Kemal Derviş’in “birlikte çalıştığı evli kadınla ilişkisi” nedeniyle IMF başkanı olamamsı da Türkiye için dünya çapında bir utanç olmuştur, daha önceki marifetinden sonra bir kez daha “aferin”i hak ediyor.
Ayrıca,eğer “komplo” olsaydı kimsenin istifa etmesine gerek olmazdı, değil mi? Demek ki korkuyorlar..Bu utanç ve kayıp bundan sonra milletvekillerine ders olur belki!
Dengi olsaydı!
Eski Bakan (ve şimdi listeye bile alınmayan) Kürşat Tüzmen sanki öfkesini Kemal Kılıçdaroğlu’na yönlendirmiş gibi.. Ya da eğer CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu zor duruma düşürmeyi başarırsa kendisi için başka bir ümit yaratabilirmiş gibi bir çaba içinde.
Onun etrafında dönüp duruyor, onun ağzından “dürüst olduğunu” tescil ettirmeye (neden ‘aday gösterilmeyen bakanlar arasında olduğunu’ öğrense daha iyi ama) çalışıyor.. Bunu da iğreti bir kabadayı görüntüsü altında yapıyor, hani Bakan olduğu dönemdeki “janti görünme” gayretlerinin tam tersi bir tutum.. Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’na “birlikte TV’de tartışmayı” teklif etti.
ERDOĞAN’LA TARTIŞMA ŞART!
Kılıçdaroğlu’nun isteyen her siyasetçiyle TV’de tartışmayı kabul edecek bir havası var ama asıl “karşılıklı soru cevaplayıp-sorması gereken” kişi elbette Başbakan Erdoğan’dır, zira “tek başına iktidar” olmayı hedefleyen (ve ihtimali taşıyan) bu iki partidir ve eğer çekindikleri bir şey yoksa bu imkanı halka tanımaları gerekir.
Eski Bakan Kürşat Tüzmen’in “birlikte TV’ye çıkma teklifi”ne gelince.. Hafızası iyiyse, listeye konmamış olmaktan etkilenmemişse, Kılıçdaroğlu’nun “henüz genel başkan olmadan önce” Erdoğan’a yaptığı aynı teklife ne cevap verildiğini hatırlayacaktır. Başbakan ona “aynı konumda değiliz ki birlikte TV’ye çıkalım, önce genel başkan ol sonra bu teklifi yap” demişti.
Buradaki “kıssadan hisse” nedir; Tüzmen “ancak genel başkan olursa” bu teklifi yapabilir, o zaman.. Ne bu telaş?

