Kader kurbanı kim?

Ne ilginç bir algılama ve değerlendirme tarzımız var Türk milleti olarak farkında mısınız? Siz farkında mısınız bilemem ama bazen beni hayretten hayrete düşürüyor

Haberin Devamı

Ne ilginç bir algılama ve değerlendirme tarzımız var Türk milleti olarak farkında mısınız? Siz farkında mısınız bilemem ama bazen beni hayretten hayrete düşürüyor. Kimbilir belki de "adaletin beşiği" denen bir ülkede senelerce yaşamış, oradaki sistemi ve uygulamalardaki ciddiyeti görmüş, takdir etmiş olmasaydım ben de her karşılaştığım olayı "kalabalık"la aynı şekilde yorumlayabilir, en popülist görüşü benimseyip yaşamıma da en kolay şekilde devam edebilirdim. Huhh... Uzun bir cümleydi be! İşte en moda sözlerimizden biri: "Kader kurbanı"... Olur olmaz, uyar uymaz her suçlu için kullanıverdiğimiz bir tanımlama. Plânlı, kasıtlı olarak adam öldüren "kader kurbanı", trafik terörü yaratıp can alan "kader kurbanı", hırsız, gaspçı, tecavüzcü "kader kurbanı"... Peki afedersiniz onların hepsi kader kurbanı da öldürdükleri, zarar verdikleri insanlar ne kurbanı?

Onlar kurban değil, "temizlendiler". Sıraları gelmişti gittiler. Öyle gitmeselerdi belki de kafalarına bir saksı düşecekti kimbilir. İşte bu türlü sağlıksız bir algılama, yorumlama sorunu olan bir toplum lâyık olduğu dengesiz, çelişkili, huzursuz bir yaşama da mahkûm kalıyor.

Bir yandan "Ne bu rezalet canım, burası nasıl bir ülke, güvenliği kalmadı, nereye baksanız bir problem, bir olay, bir cinayet" diyor, öte yanda cinayet işleyenleri omuzuna alıyor, destek veriyor.

Veya bunu yapanlara itiraz etmiyor, öylece tepkisiz bir sürü gibi izleyip gidiyor. Kaderine razı oluyor.

Kral çıplak!
Murat Birsel dünkü yazısında yabancı bir okurunun gözüyle Türk insanını değerlendirmişti. Bu yabancı, direksiyon başındaki sürücülerin bencil, kural tanımaz davranışlarının aslında toplumun genel kimliğini de yansıttığına inandığını söylüyordu. Onaylayarak okudum. Evet, ben de artık inanıyorum ki ve itiraf etmemiz gerekir ki biz her şeyden önce kendini düşünen, kendimizin ve ailelerimizin de içinde yaşadığı ülkede kurallan, yasaları korumanın kendi huzurumuz için önem taşıdığının farkında olmayan, ölçüleri, kavramları, yorumlan altüst olmuş bir toplum haline geldik.

İnsanlar hata yapabilirler (herkesin bir hata payı vardır) ama sürekli hata içinde yaşayamazlar. Yaşadıklarında işte böyle, sonunda şikâyet etmeye haklarının olmadığı, kader olarak kabul etmek zorunda kaldıkları bir toplum tablosu ortaya çıkar. "Kader kurbanı" derken bütün toplum kader kurbanı olur gider.

Cinayet işlemiş insanlara yeni fırsatlar verilmelidir elbette ama onların yaptıklarından sorumlu olmadıklarını" söylemeye, aslına bakarsanız medenî ülkelerde hiç kimse cesaret edemez.

Bakalım ne zaman özeleştirilerimizi yaparak, popülizmi, korkaklığı bir yana bırakarak "kral çıplak" diyebileceğiz. Veya... Acaba bir gün diyebilecek miyiz?



Turizm istiyoruz ama...
Türkiye'nin en büyük gelir kaynağı... Geleceği... Yakında yılda 10 milyar dolar gelir bekliyoruz...

Bu sözler Turizm Bakanlığı tarafından sık sık tekrarlanır, son yıllarda daha da sıklıkla tekrarlanıyor. Biz vatandaşlar da "Eh artık bu işlerin üzerinde daha dikkatli duruluyor. Otel desen en iyisi bizde, deniz, kum, güneş, yemek her şeyin en güzeli. Bundan sonra sırtımız yere gelmez" diyoruz haklı olarak değil mi?

Tada Karaefe adlı okurumuzun Bayram tatili sonrası gönderdiği 'mail' turizm konusundaki anlayışın hâlâ değişmediğini bakın nasıl anlatıyor:

"Bayram tatilinde Avrupa'da idim. 'Where are you from' diye soran herkese 'Turkey' cevabı verdiğimizde 'ooo İstanbul dangerous, bombs' (tehlikeli, bombalar) cevaplan almaktan ve yüzlerinde tiksintiyle karışık korku görmekten usandık 1 hafta boyunca. Üzüldük ama ezilmedik. Onlara terörün her yerde olduğunu ve olabileceğini anlatmaya uğraştık. Ama beni en çok üzen şeyi sizinle paylaşmak istedim. Amsterdam'da bir açık hava sergisi var. Her ülkeden çeşitli fotoğraflar çekilmiş, dev boyutlarda sergileniyor.

Zamanımız dar, hava da çok yağışlı olduğundan çok hızlı dolaşırken gördüğümüz, tüm dünya ülkelerinin en güzel görüntülerinin yer aldığı bu sergide 'Türkiye' başlığı altındaki fotoğraf ne idi biliyor musunuz? İzmit depreminde yıkılmış binaların gösterildiği o acıklı fotoğraf. Domino taşları gibi üstüste katlar... İşte o, bir de Hindistan'dan daha berbat bir fotoğraf vardı, bir açık hava mezbahası...

Biz aslında dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz. O özendiğimiz Avrupalı'dan çok daha çalışkan, pratik zekâlı ve dürüstüz.

Ülke güzel, insan güzel, sadece reklâm yanlış. İzmit'te çöken bina Türkiye'nin bir parçası ama tamamı değil. Bunu nasıl anlatalım?"

Okurumuz haklı olarak "Neden böyle hatalar yapılıyor" diye soruyor. Ne diyeyim, huyumuz bu. Avrupa'ya giden fotoğraflar böyle, filmlerdeki görüntüler böyle... Adamlar New York'u her filmde Central Park'la Manhattan'la, Londra'yı Oxford Street le. Hyde Park'la anlatırlar biz İstanbul'u yıkık dökük gecekondularla, Türkiye'yi deprem görüntüleriyle...

Yine de Turizm Bakanlığı'na ümitle hatırlatmayı görev biliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR