Bugünlerde büyük Türk büyükleri pardon büyük Türk entelektüelleri pek kabülcü oldular. "Aman, aman bir tatsızlık çıkmasın da" mantalitesi ile olgunluğun "en kabul edilmezi bile kabullenme" gerekçesi tüm sohbetlerin, yazıların, tartışmaların zemini haline geldi. Ama bunun da bir sının olmalı değil mi?
"Her sorunun başına 'sözde' kelimesi ekleyerek gerçekleri reddetmek, kafasını kuma gömerek dış dünyadan kaçan devekuşuna benzemektir" diyenlerin mücadele ile kaçmak arasındaki farkı da düşünmeleri lâzım.
Özellikle benim bu konuda İsrara olma hakkım var. Eğer biz, basında ben ve birkaç kişi, Meclis'te birkaç milletvekili, birkaç hukukçu ve sivil toplum kuruluşu İsrara olmasaydık, hakkımızda açılan davalara bile seve seve katlanmasaydık, bugün ceza kanunları Meclis'e geldiği "tasarı" haliyle kabul edilir cinayetler, tecavüzler, haksızlıklar süregider, Türkiye'nin en az bir 50 yılı ile binlerce vatandaşı daha yok olurdu. Demek ki bir avuç insan milyonlarca kişinin farkına varmadan kabul edivereceği haksızlıklan düzeltebiliyor.
O zaman neden gerçekte var olmayan olayları, olmuş gibi kabul etmemizi isteyenlere karşı da aynı mücadeleyi vermeyelim?
Neden en kolay çözümü seçerek susalım ve kaçalım? Hem de kimden kaçıyoruz; ABD ve Avrupa'ya yayılmış 300-500 "diasporacı"dan... Teşekkürler, almayalım!
Demokles'in kılıcı
Avrupa'dan, ABD'den, Türkiye'den "Ermeni Soykırım İddiası" ile ilgili yazılarıma çok sayıda teşekkür ve olumlu tepki mektubu, telefonu geliyor. Amerika'da okuyan Türk öğrenciler arasında bu konudaki tartışmaları anlatanlar çok ilginç. Karşı taraf yine tek blok, bizimkiler kavga halinde...
Önce, uzun yıllar ABD'de yaşamış olan, arkadaşım, ekonomist (eski TOKİ başkanı) Üstün Sanver'in mektubundan alıntı yapmak istiyorum:
"Sevgili Ruhat, Ermeni Türk ilişkilerinin tarihine birazcık olsun ışık tutan ve okurunu aydınlatmaya çalışan yazıların için seni kutluyorum. Bu konularda Türk toplumunun nasıl bir karanlık içinde olduğunu yıllardır izliyoruz. Özellikle Türk politikacılarının büyük çoğunluğunun, Demokles'in kılıcı gibi 1980lerden beri giderek Batı tarafından daha hızla kafamızın üstünde dolaştırılan 'Ermeni soykırımını kabul ettirme' tehdidi karşısındaki bilgisizlik ve aymazlıkları sonucu elimizde bir adet saatli bomba daha bulmuş olduk.
Ermeni ve Rum diasporaları ABD'de uzun yıllardır ortak düşman Türkiye'ye karşı hep birlik içinde hareket ettiler.
ABD'de yaşadığım yıllarda Türkler'e birazcık sempati ile bakan Ermeniler'e -ki bunlar genellikle daha yaşlı kuşakların mensuplan idiler- gençlerin ve radikal Ermeni çoğunluğun nasıl sert davrandıklarına ve onları adeta tehdide sindirdiklerine birçok kez tanık oldum. ABD'deki üniversitelerin kütüphanelerinde Türk tezine yakın kitap ve araştırmaların Ermenilerce önce nasıl imha edildiğini sonra da bu kitapların yeni baskılarının yapılmaması için basımevlerinin ve yazarlarının nasıl tehdit edildiklerini izledim.
Tehtidler, yalanlar
Aklıma gelen ilk somut örnek (adını yanlış hatırlamıyorsam) UCLA Tarih Profesörü Stanford Shaw'dur. Adamcağız sonunda tehditlerden yılıp üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştı.
1982 yılında Los Angeles Başkonsolosu Kemal Bey, üstelik UCLA'de Ermeniler'e bir konuşma yaptıktan kısa süre sonra katledilmişti. Ben o sırada yüksek lisans eğitimi için LA'deydim ve bir grup Türk genci olarak Türkiye'nin ve Türkler'in ABD'de daha iyi tanıtımını sağlamak için yoğun bir çaba içindeydik.
Bu menfur olayın NBC, CBC ve ABC gibi ulusal TV kanallarının haberlerine yansımasının üzerinden saatler geçmeden ABC televizyonu o akşam program değişikliği yaparak Midnight Express i koymuş ve olaya sempati ile bakacak izleyicilerin önlerini derhal karartmıştı. ABC televizyonunun o tarihteki başkanının Yunan asıllı bir Amerikalı olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?..."
Neden VATAN gazetesi?
Okurlarımız,benim "Soykırım İddiası" hakkında yazdığım yazılarda kaynak olarak kullandığım kitapları VATAN gazetesinin promosyon olarak vermesini istiyorlar. İyi güzel de VATAN bu konuda üzerine düşeni zaten yapıyor. Ben günlerdir dizi halinde yazıyorum, en önemli bölümleri size aktarıyorum.
Burada görev Kültür ve Dışişleri Bakanlığı'na aittir. Önce diğer ülkelerde toplatılan kitapları sonra da diğer kaynaklan bastırarak yurtiçi ve dışındaki kitapçılara üniversitelere, yabancı sefaretlere, milletvekillerine göndermeliler. Her şey için trilyonlar harcanıyor, vergi cezalan affediliyor, hortumcuların borçlan için sınırsız zaman tanınıyor, holdingler devlet kesesinden (vergiden düşerek) iftar ziyafetleri yapıyorlar da bu kitapların bastırılması neden sağlanmıyor?
Lütfen siz sevgili okurlar da işin kolayına kaçmayın. Bizden isteyeceğinize onlan mail bombardımanına tutun. İşte site adresleri:
www.disisleri.gov.tr Fax: 0312-287 88 11
www.kultur.gov.tr Fax: 0312-312 43 59
Ve işte bu kitaplardan 4'ü:
Yeni Türkiye-Ermeni Sorunu Özel Sayısı (Cilt 1 ve 2)
Ermeni Dosyası (Kâmuran Gürün)
Alman Kaynaklarına göre Ermeni Olayları (Ramazan Çalık)
Not: Aslında eften püften kitapları basıp billboard afişleriyle satmaya çalışan yayınevleri de bu aşırı talep olan kitaplardan bulunmayanları basabilir. Hatırlatmış olayım.
Kaçmak ne de kolay çözümdür aslında!
Bugünlerde büyük Türk büyükleri pardon büyük Türk entelektüelleri pek kabülcü oldular. "Aman, aman bir tatsızlık çıkmasın da" mantalitesi ile olgunluğun "en kabul edilmezi bile kabullenme" gerekçesi tüm sohbetlerin, yazıların, tartışmaların zemini haline geldi. Ama bunun da bir sının olmalı değil mi?
Haberin Devamı

