“Katilleri tahliye eden kanun”u çıkaranlardan gelen son sese gülmemek mümkün değil.
Ama “güleriz biz ağlanacak halimize” gülüşü bu tabii. AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan “2011 seçimleri AKP ile derin devlet arasında olacak. Hizbullahçılar bizi zor durumda bırakmak için dışarıya çıkarıldı, Kanun yürürlüğe girince Hizbullahçıların çıkacağını Yargıtay bilmiyor muydu” demiş. Referandum aldatmacası “darbeleri, muhtıraları sorgulayacağız, darbeciler buna karşı çıkıyor vs” idi, sorgulanan hiçbir şey olmadı, inananlar inandığıyla kalakaldı, demek ki bu seçim propagandaları da “derin devlet” üzerine kurulacak.
Ve ilk etapta halk “bütün muhalefet partilerinin derin devlet olduğuna” inandırılacak. Bu nedenle, daha önce de “fişlemeleri haklı göstermeye çalışmasıyla tanınan” bu milletvekilinin iyice ileri giderek “Kemal Kılıçdaroğlu’nu derin devletin genel başkan seçtirttiğini” söylemesi de boşuna değil.
Kılıçdaroğlu’nu seçimde yıpratmak için bu abuk iddianın da kullanılacağını anlatıyor.
SUÇLU HEP KEDİDİR!
İkincisi; Yargıtay’da “henüz dosyaları sonuçlanmamış” ağır suçluların tahliyesini sağlayan kanunu Meclis çıkardı.
Tekrarlayalım, Yargıtay “Biz kimseyi tahliye etmedik, biz yasaları uygularız, çıkan yasaya uyma zorunluluğumuz var” diyor. Zaten bilinen odur ki ‘her ülkede parlamento çıkardığı yasanın sorumluluğunu taşır’.
Eğer Meclis çoğunluğu tek partideyse ve bu şekilde çıkarılan yasalarla yüksek mahkemelerin Meclis’i denetleme imkanı da ortadan kaldırılmışsa daha çok taşır. Oysa toplumda yarattığı infialden sonra görülüyor ki iktidar partisinin çıkardığı kanunun sorumluluğu da Yargıtay’a yüklenecek, işin içinden sıyrılınacak.
Ama yine referandumda “sadece yargı ve muhalefete yüklenerek” oy alındığını gören bir iktidar, yine gerçekleri “muhalefet partilerini BDP ile PKK’ya yapıştırarak” gizleyebilen bir iktidar bunu da yapabilir. O zaman da millete “gözünüzü açın da gerçekleri görün artık” demekten başka söyleyecek söz yoktur.
Muhalefet partileri ne yapması gerekiyorsa yapıp bu propagandanın büyük bir yanıltmaca olduğunu topluma net şekilde anlatmak zorundadır!
Bu da ‘Mehter Takımı’ baskısı!
Dün sabah “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin senaryo yazarı Meral Okay ile başrol oyuncuları; Kanuni rolündeki Halit Ergenç ve Valide Sultan rolündeki Nebahat Çehre’yi Güneri Civaoğlu’nun Şeffaf Oda’sında izledim. Ve bu değerli ekibe bir kez daha hayran oldum. (Halit Ergenç’in en ünlü ses sanatçılarını geride bırakacak sesi ve şarkı yeteneği de ayrı bir olaydı doğrusu!)
ŞİKAYETLER İNANDIRICI DEĞİL!
Civaoğlu’nun deneyimiyle, birikimiyle farkını gösterdiği tarih sorularına üçü de öyle açık ve kapsamlı cevaplar verdiler ki, tarihe duyarlılıkları ve bilgileri dikkat çekerken bu diziyle ilgili haksız suçlamaların aynı zamanda ne kadar tutarsız olduğu “tarihte yazılanlarla” ortaya konmuş ve anlaşılmış oldu.
Bence Muhteşem Yüzyıl’ı gerçeğe uymayan iddialarla suçlayanların bu sohbeti mutlaka izlemesi gerekiyor, o zaman “büyük titizlikle ve bir milli servet harcanarak ortaya çıkarılan”, ayrıca belgesel olmayan diziye yaptıkları haksızlığı kendileri de anlayacaklar. “RTÜK’e 30 saniyede bilmem kaç şikayet yağıyor” iddiası da hiç inandırıcı değil, “daha dizi başlamadan şikayet gelmeye başladığını” RTÜK bile söylerken, ayrıca bir iktidar partisinin “istediği sayıda tepkiyi ne kadar kolay toparlayacağı” bilinirken bu gayret çok gereksiz.
MEDYA MÜDAHALESİNİN ZİRVESİ
En iyi tarihçilerimiz bile “Böyle tartışma olur mu, bu bir belgesel film değil, dizi. Birkaç bölüm izlemeden değerlendirme yapmayacağım” diyor, bu dizi gösteriler, Mehter Takımı istismarları yardımıyla kaldırılırsa bundan sonra dizilerin ve her tür TV programının bir fırsat yaratılarak kaldırılabileceği anlaşılacak. Medyanın siyasi baskılarla iyice işlemez hale geleceği anlaşılacak. Hükümet Kültür Bakanı’nın bile “haksızlık” dediği “program kesme” eyleminden vazgeçmelidir!

