Kâbuslar içindeyiz...

Haberin Devamı

Bu sözü dün gelen ve benzer endişeleri dile getiren (son günlerde aynı şeyleri söyleyenler ne kadar da arttı) çok sayıda telefon konuşmalarından birinde ebe-hemşire Azize Temiz söylüyordu.

“Ben çok cesurumdur, aslında hiç korkmam” diye başladığı konuşmasında “başının kapalı olduğunu ama son günlerde duyduğu tepki ile açtığını” belirttikten sonra aynen şöyle devam etti: “Hayatımda hiç son 3 yıl içinde olduğum kadar tedirgin olmadım. Artık bu olaylar rüyalarıma giriyor, kabus görüyorum... Gelip beni de götürüyorlar.” Ve aynı sabah telefonda ağlayan bir başka kadın okurum ve izleyicimin sözleriyle bitirdi konuşmasını: “Çok kötü günler, ne olur dikkat edin, ya sizleri de sustururlarsa?..”

“Susturmazlar, merak etmeyin” dedim yine... Cevap geldi: “Sabih Kanadoğlu’nu ve birçok kişiyi susturdular ama...”

Bunları duyurmak zorunda hissediyorum kendimi, çünkü çok sayıda insanımızın aynı korkuları yaşadığı artık saklanamaz durumda.

Bu Pazar Her Açıdan’da Türkiye’de dinin siyasete alet edilmesiyle başlayan ve Ergenekon’a kadar uzanan iç ve dış olayların çoğunu, Fethullah Gülen isminin neden her olayda geçtiğini ve onun siyasete etkisini, “yolsuzluk-dokunulmazlık-Ergenekon-iktidar” ilişkilerini, Türkiye’de din-inanç baskılarını merak ettiğiniz tüm detaylarıyla tartışacağız. ABD gazetelerinde Türkiye’nin izlediği “yanlış iç ve dış politikalar” konusunda çıkan yazıları da... İki ayrı bölüm olarak yapacağımız Her Açıdan’ın konukları, uzun süredir bir tartışma programına katılmayan AKP’nin kurucularından ve eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, HYP Genel Başkanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ile izleyicilerin geçen hafta “yeterince dinleyemediklerinden” şikayet ettikleri uluslararası araştırmacı-yazar Aytunç Altındal olacak.

Bu yıl camilerde okutulan yılbaşı ile ilgili hutbelere kadar birçok konuyu duyacağınız programı kaçırmayın. Tekrarı yok, biliyorsunuz.



***




Uludağ suçlularını tutuklayın, adaleti görelim!

Dün “Uludağ’da (yine ihmal nedeniyle) donarak yaşamını yitiren gencimiz Ümit Özgen’in babası” Haluk Özgen beni telefonla aradı. Sadece haberlerde duyduğum bilgilerle olayı bu kadar doğru anlayıp yorumlayabildiğim için teşekkür ettikten sonra onu tepkiye sürükleyen bazı detaylardan söz etti. Doğru yorumlayabiliyorum çünkü yıllar içinde göre göre bu ülkedeki başıboşluğun, sorumsuzluğun, hiç kimsenin üstüne düşeni yapmamasının ve bunların hesabının sorulmamasının ezberini yaptık artık.

Haluk Özgen’den önce spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun danışmanı da aramıştı. Bakan galiba Trabzon’a gidiyormuş ve bana bir açıklama yapılmasını istemiş. Dinlemedim... Sayısız ihmal nedeniyle, yine denetim yapılmadığı için bir gencimiz hayatını kaybetmişken onun Trabzon’a değil, inceleme için Uludağ’a veya bin emekle yetiştirdikleri evlatlarını yitiren Özgen ailesini ziyarete gitmesi, en azından araması gerekirdi. Ayrıca önemli bilgileri bakanların kendisinden almayı beklerim ben, olmuyorsa da olmaz.

Helikopter, motor çok mu kıymetliydi?

Haluk Bey o büyük acısı ile Bursa Valisi Şahabettin Harput ve Çevre Bakanı Veysel Eroğlu’nun “gereği yapılmıştır” şeklindeki açıklamalarına isyan ediyor: “Hangi gereği yapılmış, ne biliyorlar, neyi araştırmışlar ki konuşuyorlar” diyor.

Öğlen saat 13’te kaybolan oğlunun saat 17.30’a kadar tek bir jandarma motoruyla arandığını, jandarmanın elinde ise tam 7 kar motoru bulunduğunu ve bunları ancak hava karardıktan sonra ortaya çıkardıklarını, oysa jandarma komutanının olaydan hemen haberdar olduğunu, Ümit’le telefonda konuştuğunu ve onun “Bana helikopter gönderin” isteğine “Tamam, gönderiyorum” dediğini, onun da bunu arkadaşlarına ilettiğini anlatıyor. Sırf bu nedenle Ümit Özgen için başka çözüm düşünülmemiş. Bu nedenle Ümit “TOKİ evlerinin ışığını gördüğü halde” o tarafa yöneleceğine açık alanda oturup beklemiş.

Bu Jandarma Komutanı da, gerekli denetimleri yani görevlerini yapmayan Spor, Sağlık, Çevre Bakanları da, bir işaret fişeği bulundurmayan, Sağlık Ocağı’nın açık tutulmasını sağlamayan o beş yıldızlı otel sahipleri de (pardon, neye göre veriliyor beş yıldız, tuvalet mi soruyorlar), karda saatlerce kaybolan genç için acil yardım ekibi, şok aleti hazırlamayan, hastaneyi açtırmayan ilgililer de ölümünün sorumlusudurlar.

“Bize darbe yapacaklardı” diye onlarca kişiyi tutuklayan yargıdan, destekleyen Hükümet’ten bekliyoruz, sorumluları gözaltına alıp sorgulasınlar. Bakanlara da “görevi ihmal” davası açsınlar. Sıkıyor değil mi, onlar ölüme neden olsalar bile “dokunulmaz”lar!

Nedenmiş, neden, neden?

(Not: TV’lerin haberleri için de bu olay çok mu önemsiz acaba? Haluk Özgen’i neden dinleyemedik? Bu ülkenin annelerinin, kadınlarının, derneklerinin sesi neden çıkmıyor? Gücüm yettiğince bağırmak istiyorum, duyarlar mı acaba?)

DİĞER YENİ YAZILAR