Kâbus muydu şov muydu o?

Kaç gündür yazacağım, bir türlü sıra gelmedi. Geçen Pazar günü, benim gibi müziği çok seven, klip yayınlayan kanalları sürekli izleyen kızlarım Nazlı ve Yaseminle TV'nin karşısındaydık

Haberin Devamı

Kaç gündür yazacağım, bir türlü sıra gelmedi. Geçen Pazar günü, benim gibi müziği çok seven, klip yayınlayan kanalları sürekli izleyen kızlarım Nazlı ve Yasemin'le TV'nin karşısındaydık.

İyi müzik yapan, daha doğrusu müzikten anlayan sanatçıları (ki bunların çoğu enstrüman da çalıyor) ben de hayranlıkla izliyorum. Onları zevkle dinliyorum, konserlerine gidiyorum ama "kötü film" gibi "kötü müziğe" de dayanamıyorum.

Bizde ise herkes oyuncu, herkes şarkıcı, herkes yazar olabileceğini sandığı için "kötü"ler az değil. İşin komik tarafı kimse kötü olduğunu kabul etmediği gibi, kötüye kötü demek de kötü bir davranış olarak algılanıyor. Klipleri izlerken, bir gece önce "Zaga"da seyrettiğim görüntülerin de etkisiyle "Acaba TV başına oturmadan önce birer sakinleştirici mi almalıyız" dedim. Benden "çok daha az seçici" olan kızlarım güldüler önce... Bakmakta olduğumuz klip başlıbaşına bir komediydi zaten; bana mı, ona mı güldüklerini anlamadım.

Sonra hak verdiler teklifime. Gördüklerimize ancak sakinleştiriciyle katlanılabileceğinde hemfikir olduk.

Şöyle bir anlayışa geldi insanlar Türkiye'de; "İsmini duyur da ne olursa olsun. Şöhrete giden yolda her tür kalitesizlik, budalalık, kendini bilmezlik geçerlidir." Durum böyle olunca banyosunda şarkı söyleyebilen herkes şarkıcı, mektup yazabilen herkes yazar, konuşmayı başaran herkes dizi oyuncusu veya sunucu oldu. Türkiye'deki kadar "ünlü"sü bol bir ülke daha yoktur dünyada, inanın. Biz yarattık onları, biz; ben, sen, o, hepimiz... Hayrını(!) da görüyoruz.

O şimdi asker...
Zaga izlediğim nadir programlardan biridir. Okan Bayülgen'i sevdiğim, zeki bulduğum, TV yeteneğini takdir ettiğim için izlerim Zaga'yı. Saatinin geç olmasına da üzülüyorum bu nedenle... Herneyse, Cumartesi akşamı Hababam Sınıfı'nın erkek sanatçıları ile birlikte filmin bir iki sahnesinde görülen, figüran diyebileceğiniz iki kadın konuk da vardı programda.

Bunlardan biri; Tuğba Hanım (soyadını hatırlamıyorum) filmin şarkısını söylermiş meğer;

"O şimdi asker, canı neler ister, uykuda Mevlâm beni ona göster" tekerlemesini, saatler boyu poposunu zorlukla örten eteği ile, o popoyu neredeyse kameraya yapıştırarak ve kıvrım kıvrım kıvrılarak 1020 kez filân söyledi. Diğeri ise "Kırmızı Pabuçlar" mı nedir, tek bir şarkıyı birkaç kez... O arada Tuğba Hanım'ın hoplayıp zıplamalarının, abuk konuşmalarının arkası da kesilmiyor.

Okan Bayülgen sık sık yaptığı gibi "ti'ye aldı, dalgasını geçti. Şafak Sezerle Peker Açıkahn
açıktan açığa alay ettiler.

Ankara'dan bir kadın izleyicinin itiraz ettiği gibi, insan üzülüyor bu aşağılamaya,
alaylara tabiî... Ama "haksızlar mı?" diye sorarsanız ona cevap vermek de zor.

Şöhret adına her türlü aşağılanmaya razı olan, program program dolaşıp çıplaklığı, seksi malzeme yapanlar zaten bu durumları da önemsemiyorlar.

Nasılsa bir gün unutulur...

Türkiye'de en büyük rezaletler bile unutulmuyor ve başroldekiler şöhretine şöhret katmıyor mu?

Öte yanda genç TV izleyicileri arka arkaya gönderdikleri 'maillerde "Bir şeyler yapın, bıktık artık reytingden başka şey düşünmeyen TV'lerden, saçma programlardan" diyorlar.

Özellikle "gelin-kaynana" kavgalarıyla yürütülen reality şovlara tepki çok fazla... Ekranlardan sürekli olarak topluma kavga, husumet pompalandığını, insanların giderek birbirlerine karşı yamyam gibi davranmaya başladığını endişeyle dile getiriyorlar.

Gençler endişe içinde, yetişkinlerin ise hâlâ tek derdi var; reyting.

Ne kara mizah ama!

(Not: "O şimdi asker"in solisti Tuğba Hanım Zaga'dan sonra her gün başka bir programa konuk oldu. Nasıl biliyorlar "iş yapacak" numaraları, nasıl parmaklarında oynatıyorlar milleti değil mi?)

DİĞER YENİ YAZILAR