Hıncal Uluç olsa kesinlikle “Bre aman böyle hata mı olur” diye başlardı, ben de öyle yapacağım...
Dün Mehmet Yılmaz’ın Yahya Kemal’den alıntı yaparak yazdığı “kadınların sevgisi” ile ilgili yazıya itiraz etmiştim. Yılmaz, gerçek sevgiyi “İyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde azalmayan” şeklinde tarif eden Yahya Kemal’e hak veriyor anlamı çıkacak şekilde yapmıştı alıntıyı ve “Ben söylemiyorum, Yahya Kemal söylüyor” diyerek bitirmişti...
Ben de ‘erkekler sakın buna güvenmesinler, sağlıklı duygulara sahip kadınlar için bu söz kesinlikle yanlıştır’ demiştim.
Maddi olarak tümüyle erkeğe bağımlı, hiçbir güvencesi olmayan bir kadın kötülük gördüğünde de susup oturabilir. Kadınların çoğu ‘yuvasını yıkmamak için’ çok şeye katlanabilir ama sabrın, hoşgörünün, katlanmanın bir sınırı vardır.
Zaten bu nedenlerle bir kesimin erkekleri “kadının çalışmasına karşı” çıkıyor (hatta bunu ahlâka, günaha kadar dayandırıyor), çünkü çalışan, ekonomik güvencesi olan kadın saygısızlığı, kötülüğü (sözlü şiddet dahil, şiddetin her türlüsü) çekmez. Onu susturmanın, çekmesini sağlamanın tek yolu çalışmasını önlemek, “kendine bağımlı” kılmaktır.
İşte dün ‘Erkekler iyi bilmelidir ki duygu ve düşünceleri sağlıklı bir kadının sevgisi; iyilik gördüğünde artar, kötülük gördüğünde ise kesinlikle azalır’ dediğim cümle (sayfaya konduktan sonra) yazı uzun geldiği için kısaltmak mı istediler bilinmez, bir şekilde kısalarak ‘kötülük gördüğünde ise kesinlikle artar’ haline getirilmiş.
Görünce inanamadım ve Hıncal’ı hatırlayarak ‘Bre aman’ diye başladım...
Neyse tekrarlamamız iyi oldu; kadınların sevgisi kötülük karşısında azalır... Ve hatta tümüyle biter... Bu sözüm erkeklere, nefretlerini saklayarak yanınızda durmalarını veya kaçmalarını istiyorsanız deneyebilirsiniz.
Saygısız sevgi olamayacağını Yahya Kemal nasıl anlayamamış o da hayretlik bir konudur.
Bu bebek yaşamalı!
Beyin ölümü gerçekleşen ve 6 aylık bebeğinin doğumuna kadar makineye bağlı yaşatılan kadının kocası “bebeğin dünyaya gelmesini istemiyor”muş .
Tabii hiç kimse istemez ama sadece bu cümleyi söyleyen bir babaya verilebilecek ceza; 1 yıla kadar hapis imiş.
Evet, haberi okurken ben de çok ama çok üzüldüm; anneye de, bebeğe de, geride kalan ve annelerini özlediklerini söyleyen, onun ölümünden henüz habersiz iki küçük kıza da, yalnız başına onlara bakması bile imkânsız olan babaya da çok üzüldüm.
Ama tıbben yaşatılabildiğine göre bu bebeğin anneyle birlikte hayatına son verilmesi kabul edilir şey değildir... Zaten 10 haftadan sonra annenin rızası olsa bile düşürülmesini sağlayanlara 5 ila 10 yıl, annenin rızası yoksa veya alınamıyorsa 2 ila 4 yıl hapis cezası varmış.
Ayrıca bebek evlat edinmek isteyen, bir çocuk özlemiyle bekleşen kim bilir kaç aile var... Bu bebek ya çocuğu olmayan ve bakabilecek bir aileye verilmeli veya devlet tarafından koruma altına alınarak yetiştirilmelidir.
Devlet bu kadar zor durumda olan yoksul ve acılı bir aileyi, geride kalan o küçücük 2 çocuğu ve yaşatılabilecek bir bebeği koruyamıyorsa öte yanda “yardım veriyorum” diye dağıtılan erzak poşetlerinin, kömürlerin hiçbir anlamı olamaz.
Umarım en kısa zamanda doğmamış bebeğe, babasına ve ablalarına yardım eli uzatacak olan hayırseverleri, sivil toplum kuruluşlarını veya sosyal devletin gereği olan sahiplenmeyi duyarız.
(Not: Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık nerelerde bilen var mı?)
Korunuyor çünkü...
Fazıl Say “Sivas 93” oyununun galasına sıkı koruma altında gitmiş; tam 4 sivil polisle... Sebep ne? Fazıl Say “bu ülkeden gidebilirim” dedi. Sadece bu nedenle böyle bir komedinin yaşandığı, ünlü bir sanatçının hayatının tehlikeye girdiği bir başka ülke yeryüzünde olabilir mi? Soruyorum!

