17 Kasım 2003 tarihli Time dergisinin çok önemli bir haberiydi söz edeceğim haber, ama öyle çok trajik olay üstüste geldi ki ilgilenmeye vakit bulamadık.
Pittsburgh Üniversitesi Sağlık Merkezi'nin psikoloji profesörü Dr. David Servan-Schreiber çok önemli bir üp gelişmesini açıkladığı bir kitap yazmış: İsmi 'İyileşme içgüdüsü' olarak çevireceğimiz "The İnstinct to Heal". Bu kitap, depresyon dahil olmak üzere kronik hastalıkların kökeninde yatan nedenleri ve rahatsızlıklardan etkin şekilde, en kısa zamanda kurtulabilmek için önerilen çözümleri anlatıyor. Doğrusu Türkiye'de, örneğin depresyondan kurtulmak için başvurduğumuz tanınmış psikologların tek bir muayene için istedikleri 200-500 milyon TL. arası ücretleri düşününce bile incelemeye değer bir kitap.
Uzun yıllar süren araştırmalar, deneyler sonucu elde edilen en son bilgileri içermesi dikkatimizi konuya yoğunlaştırmamız için ayrı bir neden.
Dr. Servan-Schreiber tedavi ettiği hastalarda fizyolojik rahatsızlıktan olanların çoğunun aynı zamanda psikolojik sıkıntıları da olduğunu fark etmiş. Böylece, uzun yıllardır en ciddi hastalıkların başlangıç nedeni olduğundan hep şüphe edilen stres, endişe, depresyon gibi psikolojik sorunların şüphe değil, kesin bulgu olabileceğine inanmış.
Doktor, yaptıkları deneyler sonucunda hastalıkların çoğunda "stres"in en önemli etken olduğunun görüldüğünü, yüksek tansiyon ilaçları ve anti-depresanların çoğu kez fizyolojik rahatsızlıkların iyileşmesinde de büyük rol oynadığını söyledikten sonra çok önemli iki noktayı daha vurguluyor.
Sevginin yarattığı mucize
Yapılan deneyler sonunda duygusal iletişimin, sağlık üzerindeki mucizevi rolü ortaya çıkmış. Son zamanlara kadar sevgi dolu, sakin ve stressiz bir ortamda yaşamanın, duygusal iletişimin yemek, hava, su kadar insana gerekli olduğunu bilmediklerini, bunun yeni yeni kesinleştiğini anlatan Dr. Schreiber dua etmenin de hastalıklardan korunma veya iyileşme açısından çok önemli olduğundan söz ediyor. Bazı gazetelerde bu haber kısaca "Hastalıkların iyileşmesinde duanın faydası var" şeklinde çıkmıştı, oysa sadece iyileşmede değil hastalıkların önlenmesinde de rolü olduğunu öğreniyoruz.
Ama bunun bir şartı var. Duayı sadece ibadetin gereği olarak değil, manevî bir aidiyeti, huzuru, minneti hissederek, içten şekilde yapmak gerekiyor. Özellikle yaşama, sahip olunanlara şükredilerek, "pozitif beyinsel ve fiziksel şartlar" sağlanarak yapılan bir duanın sağlığa katkısı oldukça fazla.
Doktor, bu duaların dinlerle ilgili olmayabileceğini, sadece yaşama karşı minnet duymanın, pozitif duygular taşımanın ve stressiz bir hayat yaşamanın yeterli olacağını da söylüyor.
Biz Türklerin stressiz yaşaması neredeyse imkânsız "stres"in bir numaralı hastalık faktörü olduğunu öğrendik.
Göbek dansı bize yeter!
O "Padişah ve vergi" hikâyesini bilirsiniz. Hani her ağır vergi getirişinde adamlarını gönderip halkın durumunu inceleten padişah... Adamlar "Efendim millet inliyor, ağlıyor" dedikçe o vergileri biraz daha arttırmış (o günden bugüne yüklenen ağır vergilerde pek değişiklik yok değil mi? Bu arada onu da fark ettik.) Bir gün gelip "Oynuyor, şakır şakır göbek atıyorlar" haberini duyunca "Tamam" demiş padişah, "Vergileri durdurun, tırlattılar!"
Bizim milletin hali aynen buna benziyor, psikolojik sıkıntılarımız arttıkça daha çok göbek atıyoruz.
Kaç gündür yazmak istiyordum, dün Deniz Arman benden önce davranmış, eline sağlık. Bornova'da kafe yanıyor, dokuz genç insanımız ölüyor ertesi sabah bütün W kanalları şakır şakır... Şarkılar, espriler, göbekler, şaklabanlıklar. Sinagog patlamalarında 24 vatandaşımız ölüyor, yine kanallar şakır şakır.
Sunucular deseniz dansözden farksız, her durum ve şart altında göbeklere kadar açık kıyafetlerle sabahın köründe ekrandalar.
Yani el insaf. Reytingi filân anlıyoruz da bu TV'ler için reklâmdan, paradan başka hiç mi bir değer yoktur onu anlamakta zorlanıyoruz.
Bu çılgınlığa biraz ara vermek için nasıl bir facia haberi lâzım ki acaba onlara?
Tiyatro Değerlendirme Kurulu'nda kimler var?
Kültür Bakanlığı'na tiyatrolara verilen mali destekle ilgili olarak sorular sorduğum dünkü yazıma sanatçılardan çok sayıda olumlu tepki geldi. Yıllardır birçok tiyatronun sorunu olan bu konunun artık açıklığa kavuşması gerektiğini, desteğin hangi kıstaslarla verildiğini anlamadıklarını söylüyorlar hepsi de.
Yanlış anlaşılmasın, bu ölçüler kâğıt üzerinde maddeler halinde belirlenmiş. Ama uygulamada tamamen farklı kararlar verildiği için "herhalde bizim bilmediğimiz başka kriterler olmalı" diye düşünüyorlar.
Öncelikle herkesin buluştuğu bir istek var: 7 kişiden oluşan "Değerlendirme Kurulu"ndaki isimler kimlerdir? Tiyatroculardan kaç isim, hangi başarı ve deneyimlerinden ötürü Kurul'a seçilmiştir? Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, Bakanlık Müsteşarı ve ilgili müsteşar yardımcısı Kurul'da bulundu mu?
Sonra da; bu isimler değerlendirmeleri nasıl yaptılar ki yeni açılmış bir tiyatroya 28 milyar verilirken, salonu bile olmayanlara 30 milyar ve üstü uygun görülürken en kaliteli ve deneyimli tiyatrolara 20 milyar civarında destek verildi?
Kültür Bakanlığı sorularımızı en kısa zamanda yayınlarsa biz de merak edenleri aydınlatacağız.
İyileşme içgüdüsü
17 Kasım 2003 tarihli Time dergisinin çok önemli bir haberiydi söz edeceğim haber, ama öyle çok trajik olay üstüste geldi ki ilgilenmeye vakit bulamadık
Haberin Devamı

