İşte Paşam Türkiye!

Haberin Devamı

Toplumun kendi oto kontrolüyle “dışına itmesi, asla kabullenmemesi, şiddetle karşı çıkması” gereken çocuk tecavüzcüsü sapıklara televizyon ekranlarında konuşma ve iğrenç eylemlerini mazur göstermeye çalışma fırsatı verenler de, mağdurun ve sapığın ifadeleriyle suçu sabitlenmiş bir ağır suçluyu hâlâ koruyan ve “iftira” diyen arkadaşları da, bu durumda bile mutlu, mutlu gülebilen eşi de ülkenin başına sarılan bu ahlâksızlık furyasında rol oynamaktalar.

“Utanmaz ihtiyar” hâlâ bir yandan 14 yaşında çocukla zorla ilişkiye girmenin zararsız bir eylem olduğunu, kendisiyle yatanın fahişe olmayacağını (iyi ki “cennete gider” demiyor, yakında diyecek ama), daha da öteye giderek -neredeyse- kızın annesinin fahişe olduğunu, kızı ile ilişki kurması için kendisini zorladığını filan anlatıyor.

Türkiye bu kez susmadı... Bu rezilliklere kayıtsız kalmayacağını gösterdi ama yine de çocuk tecavüzüne bile dini alet eden “ibadetten, Hac’dan, takdiri ilahiden” söz ederek, sayıları az da olsa birilerine kendini sempatik göstermeye çalışan bir ağır suçlunun Adli Tıp ve yargının sempatisine daha ne kadar mazhar olacağını bilmiyoruz.

Utanmaz ihtiyarın 26’lık pişkin karısı meğer bir de “hafız”mış. Acaba eline Kur’an’ı aldığında kocasının yaptığı sefilliğe gülmenin de bu iğrenç suçlara katılma anlamına geldiğini düşünerek hiç utanma duymayacak mı?

“Kul hakkı”na, hele de savunmasız bir çocuğun ve annesinin kul hakkına en adi şekilde tecavüz ettikten sonra hâlâ dua okuyarak, zikir törenlerine katılarak bu büyük günahı ve suçu unutturabileceğini zanneden bir kocayı gülerek kabullenmekten hiç korkmayacak mı?

Aynı utanma ve korkuyu bu suçluya ve diğerlerine beraat veya tutuksuz yargılanma kararı veren hakimlerin ve “tecavüze uğrayan kız ruhsal olarak etkilenmemiş” raporu verebilen Adli Tıp uzmanlarının, kızın doğduğu ama “kayıtlara ulaşamadık” diyerek doğum tarihini vermeyen İnegöl Devlet Hastanesi görevlilerinin de taşıması lazım.

Bursa Ağır Ceza Mahkemesi bu nedenle, tecavüze uğrayan kızın “kemik yaşının 15’ten büyük olup olmadığının” araştırılmasını istemiş. Hepsi birlikte (tecavüz ettiği kızın “Başka bir kıza da tecavüz etti” dediği) çocuk tecavüzcüsünü kurtarma kumpası mı hazırlıyorlar?

O zaman onlara dün bir gazetede alt altta çıkan haberleri kısaca hatırlatayım:

- Babası terk ettiği için annesiyle birlikte dedesinin evine sığınan 13 yaşındaki erkek çocuğu 2 yıl boyunca çeşitli suçlardan sabıkalı 10 kişinin tecavüzüne uğramış. (Bırakın SUÇLULARIN HEPSİNİ... Haydi, affedin!)

- Öz babası tarafından 7 yaşından başlayarak 9 yıl boyunca tecavüz edilen çocuğa alçak herif “Bana baba deme, aşkım de” demiş. (“ALLAH’IN BELASI” demek çok daha uygun aslında!)

- İzmir’de bir hurdacı beş yaşındaki çocuğu önce demirle dövüp sonra cinsel tacizde bulunmuş.

- Opera sapığı ahlâksız tecavüz ettiği çok sayıda çocuktan birinin “Lütfen dokunma, senin de kardeşin var” sözüne “Benim kardeşim yok” cevabını verip gülerek çocuğa saldırmış.

Yeter mi, yoksa 3 aylık bebeklere veya 70-75 yaşındaki felçli kadınlara tecavüz olaylarını da hatırlatayım mı?

Utanın be, bu kararları vermek için insanlığınızdan utanın!

*****

Biraz dürüstlük rica etsek!

Bir belgesel ancak Türkiye’de bu kadar tartışılır” diyen meslektaşlarımız var... Yanlış, bu “bir belgesel” değil, “Atatürk” belgeseli...

“Mustafa filmi çok tartışıldı, demek ki amacına ulaştı” diyen köşe yazarları var... “Mustafa” değil, Atatürk’le ilgili yanlış yorumlar tartışılıyor. Onunla ilgili hangi film olsa Türkiye tartışırdı, zira bu yorumlar filmin yurt içinde, yurt dışında, okullarda gösterilmesiyle bu toplumun Ata’sının, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun imajını haksız şekilde değiştirebilir.

Bir de (başta Sabah) bazı gazetelerin manşetleri ve yazarlarının çabalarıyla Doğan Grubu medyasının, belgeseli izleyince vazgeçen Turkcell’e “kendisine reklam vermediği için” sponsorluk meselesini konu ederek saldırdığı iddiasında bulunanlar var.

Herhalde yalnızca kendi gazete ve yazılarını okuyor olmalılar, çünkü VATAN da artık Doğan Grubu’nda ve mesela ben Cuma günü “Mustafa ve Turkcell” başlıklı yazımda ‘Filmi izledikten sonra Turkcell’e hak verdiğimi’ yazdım.

N’olucak şimdi?

Yalan söyleyeceklerine, hazırladığı 4 bantlık Abdullah Gül belgeselinde ne hikmetse filmin kahramanının çocukluğundan bugüne hiçbir insani zaafını bulamayan Can Dündar’ın, Atatürk’te “karanlık korkusuna” varıncaya kadar çok sayıda “insani özelliği” nasıl bulabildiğini sorsunlar.

Bir de neden o belgeselin başına “Can Dündar’ın gözüyle Abdullah Gül belgeseli” yazıp, “Mustafa”ya yazmadığını...

Sonuçta sadece “Dündar’ın gözüyle bir Atatürk belgeseli” bu!

DİĞER YENİ YAZILAR