Dün bir okuyucu yorumunda “Bu nasıl bir süreçtir ki bölücüler de açılıma karşı, siz de” diye soruyordu. Çok farklı nedenlerle karşı olduğumuzu hiç düşünmeden...
Bölücüler dışında açılıma karşı olanlar öncelikle AKP hükümetinin hiç kimseye danışmadan tek başına (aynen Anayasa değişikliğinde olduğu gibi) yaptığı bir plânı dayatmasından dolayı karşı çıktılar.
Muhalefet partileri de, sivil toplum kuruluşları da bugün dahil “açılım”ın ne olduğunu, içeriğini anlamış değiller. Hükümet Saadet Partisi’ni “açılımı anlatmak için ziyaret etmesine rağmen” onlar da hiçbir somut çözüm anlatılmadığını söylemişlerdi.
Hüseyin Çelik TV’de “muhalefet partileri ‘beğenmedik, şurasını düzeltin’ diye öneri bile getirmediler. Keşke elele yapsaydık” benzeri konuşmalar yapıyor ama gerek açılımda, gerek Anayasa değişikliğinde baştan dışlanan muhalefet partilerinin, üstelik “düzeltilmesi mümkün olmayan” plânlara destek vermesi mümkün değildi.
Ben “BDP ile PKK”nın: “Apo’nun serbest bırakılması ve partinin başına geçmesi”nden, “Güneydoğu’da özerk Kürt bölgesi”ne, “Anayasa’da ‘Türklük’ tanımının değiştirilmesi ve ‘kurucu unsur’ olma”ya kadar bambaşka hedefleri olduğunu, hükümetin söz ettiği “daha fazla kültürel hak” gibi gelişmelerin onları ilgilendirmediğini ilk günden gören (ki görmemek imkânsızdı) ve devamlı vurgulayanlardanım.
Ayrıca “açılım” yapmak için önce terör örgütünün silah bırakması gerektiğini, baskınlar, mayınlar, katliamlar eşliğinde demokratik girişim yapılamayacağını, bunun sonunun felakete varacağını da bin kez tekrarladık.
GELDİK “YOL HARİTASI”NA!
Ama hükümet her zamanki gibi “dediğim dedik” havasında gitti, uyaranlara (yine aynen Filistin-İsrail olayında, Ergenekon soruşturmasındaki hukuksuzluklarda, Anayasa değişikliğindeki ‘tehlike’de olduğu gibi) tepkiye girişti; “Bunlar demokratikleşmeye karşı, analar ağlasın istiyorlar.”
İşte şimdi BDP’li belediyeler “yerel yönetimlere özerklik AK Parti’nin programında var. Eğitimin bile yerel yönetimlere aktarılacağı sistem getirilmeli” diye mücadele başlatmışlar. Teröristbaşı Öcalan’ın “yol haritası”nda tarif edilen “özerk bölge”yi istiyorlar.
NİYETİN AÇILIMI...
Başta da bunu söylemişlerdi, şimdi de aynı noktadalar.
“Terör eşliğinde açılım” işte buraya getirdi Türkiye’yi.
“İstediklerimizi vermezseniz ülke cehenneme döner” tehdidindeki “neyi vermezseniz” sorusunun cevabını anladınız mı?
Yoksa hâlâ terör örgütünü tüm Kürt vatandaşlarla özdeşleştirip, terörün çözümünü “sarılalım, kucaklaşalım, kardeş hakkı vs”de arama noktasında mısınız?
“Kürt sorunu” bugüne kadar hep oyalamacalarla, kıvırtmalarla gerçek niteliğinden saptırılmıştı, açılım sürecinde açıldı ve (DTP) BDP ile Öcalan tarafından netleştirildi. Şimdi “tam açılıyor”, dillerin altındaki baklalar çıkıyor.
Bakın arkadan neler gelecek!
Bravo Sarıgül... Sıra CHP’de!
Ben bu yazıyı yazalı 2 gün oldu, terörden bugüne kaldı ama mutlaka sizinle paylaşmak istiyorum. Zira gerçekten de herkesin sadece kendini düşündüğü Türkiye siyasetinde az rastlanan bir özveri örneği bence... Bazı partililerin tepkisine, itirazına rağmen, halkın isteğine, ülkenin ihtiyacına öncelik vererek alınmış bir karar bu.
Mustafa Sarıgül TDH’yı kurup geliştirmek için uzun süredir büyük emek verdi. Bununla birlikte; onun CHP’den kopup TDH’yı başlatma nedenlerini bilenler partideki değişimin toplumda yarattığı umudu gördüğünde TDH’yı partileştirme kararından vazgeçeceğini umuyorlardı.
Sarıgül önce vazgeçmeyeceğini açıkladı ama Salı günü yaptığı güzel bir konuşma ile “Ülkenin siyasetine yardımcı olmak ve Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’ye şans vermek için, vatandaşın sesine de kulak vererek partiyi kurmaktan vazgeçtiklerini” açıkladı.
Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartlarda verdiği bu karar gerçekten de Sarıgül’den beklenen karardı. Gösterdiği sorumluluktan dolayı kutlanmayı hak ediyor.
O üstüne düşeni yaptı... Bu karar öncesinde CHP’den Sarıgül’e bir çağrı, davet oldu mu bilmiyoruz. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bu özverili kararı takdir ederek ona CHP’de yer açması gerektiği ortadadır.
“Baykal’lı CHP” gerçekten değişime uğradıysa peşin hükümler, koltuk kavgası bir yana bırakılıp elele vererek güçlü bir alternatif oluşturmaya çalışmaları gerekiyor.
Bakalım yapabilecekler mi?

