DTP İl Başkanı İbrahim Aydoğdu “Kerkük’e saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış sayarız” demiş. Diyarbakır bağımsız bir devlet oldu da bizim haberimiz mi yok?
Artık duyduğumuz olaylara, her kafadan çıkan “çizmeyi aşmış” cümlelere öyle alıştırıldık ki “çizmeyi boğaza kadar aşmak” bile bizi şaşırtmıyor ama buna rağmen bazen “Eh bu kadarı da fazla, bu da söylenmez” diyoruz. Aynen şimdi dediğimiz gibi...
İbrahim Aydoğdu’nun açıklaması o hep merak ettiğimiz “AB temsilcileri neden Ankara’dan önce Diyarbakır’a koşuyorlar” sorusunun da cevabı gibi... Adeta diyor ki “Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devleti beklemeye gerek yok, biz şimdiden onlara bağlı, bağımsız bir devlet gibiyiz zaten!”
Ve bu açıklama Güneydoğu’da son yıllara kadar Türk/Kürt ayırımı yapmadan yaşamış, PKK terörüne karşı (ve ondan önce de her tür dış saldırıda) omuz omuza mücadele etmiş Kürt vatandaşları kasıtlı olarak koparma, bölme amacı güdüldüğünü açıkça gösteriyor.
Yani birçoğumuzun çok önceden söylediği “asıl meselenin istenen haklar, af filân değil başka şey olduğu” iddiası gerçeğe dönmüş durumda. Tabii burada orduya yapılan kışkırtmanın yanında çok daha önemlisi halkın içinde yeni yeni “aşırı milliyetçi” grupların, derneklerin oluşmasına neden olmalarıdır.
Bu bölünme ortaya çıktıktan sonra tek bir saldırı, tek bir kıvılcım büyük olayların çıkmasını ve bütün yurtta bir anda kaosun yayılmasını sağlayabilir. Allah korusun, bir iç savaşı bile başlatabilir. Bunu mu istiyorlar?
DTP’nin Türkiye’nin legal bir siyasi partisi olarak her türlü açıklama ve eylemine dikkat etme sorumluluğu vardır.
O zaman bu yapılanla ne amaçlanıyor açıklamak zorundalar. Parti adı altında terör veya savaş mı, toplumun bunu bilmeye hakkı var!
Reklâmla kandırmaca
Önümüzdeki seçimde AKP’nin reklâmlarını yöneteceği anlaşılan reklâmcı Ali Taran haberlerini her gün gazetelerde görüyoruz.
Anlaşırsa yeni sloganlar, yeni inandırıcı vaadler, belki daha gelişmiş erzak torbaları bulunacak. Belki de bambaşka cazibe kaynakları.
İnsanların “AKP’li belediyelerin seçmen yaratmak için sağladığı imkânlar”dan yararlanmak üzere büyük şehirlere göç ettiği bilinen bir gerçek.
Yani belediyeler milletin cebinden kendi partilerinin çıkarı için “garanti gördükleri kitlelere” yatırım (!) dağıtıyorlar.
Kamu fonları her vatandaşa ait olmalıyken belli vatandaşlara ikrâm ediliyor.
Bu adaletsiz, fırsat eşitliği hakkına aykırı, siyasi ve her türlü etiğe aykırı, tembelleştiren yöntem gücü elinde bulunduran “tek parti” tarafından bol bol kullanılıyor.
Millet, özellikle de ihtiyaç içindeki kesim “bir tür rüşvet”le aldatılıyor, “oyunu satmaya” alıştırılıyor.
Bu da yetmiyor bir de reklâmcılar ve yeni yöntem reklâmlar çıkıyor karşımıza. Oysa AKP, yöneticilerinin “halkın içinden geldik” sözlerini sık sık tekrarladığı bir parti. Ve oysa burası Türkiye, seçimlerin gerçekler bilinerek, aldatmacaya başvurulmadan yapılması gerekiyor.
Peki şimdi sormaz mısınız; madem ki halkın içinden geldiniz ve halk da bunu biliyor, o zaman reklâma ve sadaka aldatmacasına neden gerek duyuyorsunuz?
Reklâmcılara ve dağıttığınız imkânlara harcadığınız trilyonlar kimin parası? Onları kendi çıkarınız için harcamaya ne hakkınız var? Bir soru daha: Bunları neden başka kimse merak etmiyor ve sormuyor?
Yamyam yaratan hukuk!
Öldürenin, tecavüz edenin, soyup soğana çevirenin, karısını intihara sürükleyecek kadar döven vahşi erkeklerin serbest bırakıldığı bir ülkede “hukuk vardır” diyebilir misiniz?
Dehşet verici haberlerin iyice artmasına hiç şaşırmayalım. Örneğin; evinin kapısının önünde ve annesinin gözleri önünde bir grup cani tarafından zevk için öldürülen ve sonra duyanları çıldırtacak şekilde “Pardon, yanlışlıkla öldürmüşüz” denilen gencin katilleri cezalandırılacak mı? Yoo, biliyoruz ki “üç gün mü desem, üç ay mı desem” bir zamanda serbest kalacaklar.
Aynen gören tanıkların “yüzündeki pis gülüşü” anlattığı Taksim magandasının, yılbaşı gecesi eğlenmeye çıkmış masum bir genci öldüren katilin 3,5 yıl sonra serbest bırakılacağı gibi...
Katilleri kurtarmak için, suçlarını hafifletmek için sebep arayan, “silah yere düşmüş de ateş alarak gencin ölümüne neden olmuş” gibi akıl almaz nedenleri kabul eden adalet olur mu?
Hayır, hayır olmaz, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.
Ben bu adalete, bu hukuka inanmıyorum. İnanan varsa aferin onlara...
Yamyam yaratan adaletleriyle giderek daha çok huzurlu (!) ve mutlu (!) yaşayacaklarına hiç şüphe yok!

