İşte hayatınızın sınavı!

Haberin Devamı

Deniz Baykal, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Hayati Yazıcı, Abdurrahman Yalçınkaya... Hepsi son birkaç gün içinde “bir şeyler” söylediler ama bu “bir şeyler” aslında “çok şey” anlatıyordu çok... Basit sözler gibi, bazıları esprilerle süslü ama hiçbiri basit değil.

Anayasa’da yapılmak istenen değişikliklerde bildiğiniz gibi asıl demokratikleşmeyi sağlayacak olan “milletvekili seçimini millete bırakmak, yüzde 10 barajını indirmek ve dokunulmazlıkları kaldırmak” la ilgili hiçbir adım yok. Bu 3 konuda iktidar partisi “3 maymun”u oynadı; “görmedim, duymadım, söylemedim”... Ama öte yanda parlamentonun (seçilmişlerin) demokrasiden uzaklaşmamasını sağlayacak, gerektiğinde onların icraatlarını denetleyecek olan yüksek mahkemelerin yapısını siyasallaştırmak en önemli hedef olarak ortaya çıkıyor.

Bu noktada bütün partilere, hatta iktidar partisinin kendi milletvekillerine de “particiliği ve her şeyi bir yana bırakıp ülkenin geleceğini düşünmek” görevi düşüyor. En büyük sorumluluklardan biri de doğal olarak ana muhalefet partisi CHP’ye ait.

CHP Genel Başkanı Baykal, mutlaka uzlaşma ile olması gerekirken Anayasa değişikliğini sadece kendi hukukçularına hazırlatan iktidar partisine (aslında Cumhurbaşkanı Gül’e yaptı ama iktidar partisine de sayılır, zaten onlar hemen üstlerine alındılar) çağrı yapıyor; “hazırladığınız değişikliklerde demokrasi açısından tehlike yaratmayacak, olumlu olanları biz de oylayalım, referanduma götürmeyin, yüksek yargının yapısını değiştirecek (HSYK ve AYM ile ilgili) olan maddeleri ve kapatma davası kararını partilere bırakan maddeyi referanduma götürün...” Hani “Biz hangi değişikliği yapmaya kalksak muhalefet karşı çıkıyor, uzlaşmıyor” diyorlardı ya, işte bir uzlaşma fırsatı...

ÇİÇEK’İN YANILTMACASI

Aslında muhalefet partilerinin “Anayasa toplumun kontratıdır. Hazırlarken tüm kesimlerin ve diğer partilerin görüşü sorulmalıydı” diye tutturma hakkı da var ama yapmıyorlar. Peki çeşit çeşit maddeyi çorba gibi milletin önüne sürmek yerine böyle kolaylaştırmanın kime ne zararı olabilir, düşünün...

Ama Bülent Arınç cevap veriyor: “Başımıza taş atıyorlar, bumerang gibi dönüp başlarını yaracak”...

Devlet Bakanı Yazıcı cevap veriyor: “Baykal manevra yapıyor. Gül’ü göreve çağırması şık değil”... Ne taşı, ne şıklığı? Şık olan nedir peki, bütün partilerin ve milletin “yüksek yargıyı iktidarın belirlemesine destek vermesi” mi?

Cemil Çiçek’in Anayasa Mahkemesi (aynı zamanda Yüce Divan) üyeleri ile ilgili sözlerine bakalım; “Yüce Divan sadece bakanları yargılamıyor, yüksek mahkeme başkan ve üyelerini de yargılıyor ve buraya Yargıtay da üye seçecek. O zaman ‘Yargıtay Başkanı ilerde suç işlerse kendisini aklayacak hakimleri seçiyor’ denebilir mi?”

Oysa yanıltmaca var. Yargıtay üye seçmiyor, aday belirliyor, üyeleri adaylar arasından -rektör seçimi gibi en düşük oyu alanı bile- seçecek olan Cumhurbaşkanı ile Meclis... Ve değişiklikle öyle hale getirilmiş ki tamamen iktidar partisi hakimiyeti kurmaya odaklanmış. 17 üyenin 4’ünü Cumhurbaşkanı, 3’ünü (kendi atadığı üyelerden oluşmuş olan YÖK’ün adaylarından) yine Cumhurbaşkanı, 3’ünü Meclis (2/3 nitelikli çoğunluk olması gerekirken salt çoğunluk yani iktidar partisi), 7’sini (Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri İdare Mahkemesi adaylarından) yine Cumhurbaşkanı...

Yargıtay sadece 3 aday gösterebiliyorken Çiçek acaba bunu neden söylüyor anlayan var mı?

SÜRPRİZ ÇÖZÜM

Ve tabii bugüne kadar tartışılmayan ama hemen tartışılması gereken bir konu var: Anayasa değişikliğinin Meclis veya referandum oylaması sonucu yürürlüğe girmesi durumunda muhalefet partilerinin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması bekleniyor (tek demokratik çözüm bu). Ama eğer AYM karar için referandum sonucunu bekler ve referandumda yeterli ‘evet’ oyu çıkarsa (millet öyle yanıltılıyor ki çıkabilir de) iktidar partisi hemen uygulamaya geçip Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın yapısını değiştirebilir mi? Bunu yaparsa geri dönüşü mümkün müdür? (Bugün Her Açıdan’da bu sorunun cevabını öğreneceğiz.)

Bütün bu oyunlar oynanır, dayatmalar yapılırken bazılarının dilinden düşürmediği “Venedik Kriterleri, Venedik Komisyonu” ise apayrı bir hikâye. Avrupa’nın diğer yetkili yargı kurumları ile birlikte Venedik Komisyonu da “yargı yürütme etkisinden uzak olmalı, üyelerini yargı seçmelidir” derken Türkiye’de o da farklı anlatıldı. Şimdi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya “Venedik Komisyonu’nun görüşü alınmadan Anayasa değişikliğine gidilmiştir” diyor.

Nerede “Venedik Komisyonu sever”ler, neden unutmuşlar acaba?

Hayatımızda bu kadar yalan dolanı bir arada gördüğümüz başka bir dönem hatırlıyor musunuz?

***


Şoray haklıdır!

Hani ABD’nin Meg Ryan gibi bazı sanatçıları için “Amerika’nın sevgilisi” diyorlar ya, Türkan Şoray da uzun sanat yılları içinde “Türkiye’nin sevgilisi” olmuş ve bu sevgiyi de hep korumayı bilmiştir. Yeteneği dışında “star” ışığıyla, zerafeti, alçakgönüllülüğü ve her şeyiyle yeri doldurulamayan bir sanatçıdır o. Birçok kadın sinema sanatçısı için “onun tahtına oturacak” dendi ama Sultan hâlâ tahtta, hâlâ kimseler alamadı tahtını...

“Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin yenilenen kopyasının 29’uncu Uluslararası Film Festivali’nde gösterilmesiyle ilgili haberlerde Kadir İnanır’la olan kırgınlığını okuyunca bu olayın onu ne kadar üzmüş olabileceğini düşündüm. Her detayın üstünde duran duyarlığıyla kim bilir kaç gecesi Kadir İnanır’ın o internet cevabına duyduğu üzüntüyle uykusuz geçmiştir. Şoray’ın evlilikle ilgili zarif cevabına karşılık, “bilgisayar korsanı”ndan söz etmek...

“Kadirizm”i anladık da bu kadarı olacak şey değil... Biraz nezaketi olan bir erkek, bir centilmen hele de bir sanatçı dostuna bunu asla yapmazdı, söylemiş olayım. Bence çok ayıp etmiş!

DİĞER YENİ YAZILAR