Avrupa ve Amerika’nın liderleriyle yazarlarından gelen hakaret sayılacak görüşler, uyarılar duymaktan bıktık. Gerçekleri yazan, dürüst bir yabancı gazete görünce mal bulmuş gibi seviniyoruz.
Tarihte İngilizlerden de az çekmemişiz ama hiç değilse şimdilerde Türkiye’ye kötülük düşünmüyorlar. Meşhur “Mavi Kitap”ın yazıldığı yer olmasına rağmen o kitabın da yalanlarla dolu olduğunu itiraf eden ve Ermeni Soykırım iddiasını kabul etmediklerini açıklayanlar da yine onlar olmuştu.
The Guardian yazarı Peter Preston son derece önemli ve gerçekleri dile getiren makalesinde Türkiye’nin AB üyelik sürecinde yaşanan olumsuz gelişmelere değinerek “Avrupa’nın Türkiye’nin içeri girmesine izin vermesi gerektiğini” belirtmiş. Dışardan doğruları AP üyesi Türk Cem Özdemir göremezken bir yabancı pekâla görebilirmiş demek ki!
Preston şunları yazmış:
“Kendimizi kandırmayalım. Türkiye’yi içimize almak için gerekçeler her zamankinden daha güçlü. Geri çekilin ve haritaya bir bakın. Eğer Türkiye kıtamızın tartışmasız koruyucusu olmayacaksa nereye doğru gidebilir? (...) İzmir’deki laik göstericiler Brüksel’den kendilerine kapıyı açmasını istemek bir yana dursun Avrupa karşıtı sloganlar atıyordu.”
Son zamanlarda dış basında pek sevdikleri “İki Türkiye” tanımına da değinen yazar şöyle devam ediyor:
“Sadece bir Türkiye var! Ve bu Türkiye modern bir kimlik için mücadele veriyor. Ancak buna karşın Avrupa ise tam bir ikiyüzlülük sergiliyor. Kendi sözüne sadık kalmıyor ve kendi çıkarlarının aksine hareket ediyor.”
Aslına bakarsanız Türkiye’nin son yıllarda bir yandan “AB’ye girmek için gerekenleri yapıyor” görünürken diğer yanda İslami rejime sahip Arap ülkelerine benzer uygulamalar, konuşmalar ve görüntülerle AB’nin eline istenen kozu vermesi beni şaşırtmamıştı.
Her zaman yanılacağımı umarak olumlu bir bekleyiş içinde olmakla beraber ilk günden bunun yapılacağını ve Türkiye’nin AB için “artık bu haliyle onu alamayız” durumuna getirilerek kendiliğinden AB ihtimalinin düşürüleceğini tahmin ediyordum. Türkiye sadece AB tarafından değil kendi içinden de darbe yiyecekti... Guardian yazarı Preston’ın Avrupa tespiti de son derece doğrudur. AB Türkiye’ye uyarı yapıyor görünürken içten içe Sarkozy’nin planlarının rahatça uygulanabileceği ve daha kolayca dışlanabilecek bir Türkiye’ye gidişe seviniyor.
Aynen Amerika’nın “BOP projesine uygun imaja yaklaşmamıza” kendi çıkarı için sevindiği gibi...
İşin asıl üzücü tarafı içimizdeki (Cem Özdemir benzeri) bazı aydınların “liberal” görüntüsü altında aynen AB gibi davranmaları ve Peter Preston kadar doğru, dürüst tahlillerden bile uzak olmaları.
Bu “liberal”lerden bazıları AKP’den milletvekilliği için teklif almaları da bunu doğruluyor mu bilmem... Düşünmek lazım.
AKP bırakın kendisine yardımcı olanları, onların eşini, dostunu bile aday yapacak ve bugüne kadar ki hizmetleri karşılıksız bırakmayacak gibi görünüyor.
Gelen duyumlar öyle...
Bu durumda bize de The Guardian ve yazarı gibi başkalarının çıkması için dua etmekten başka çare kalmıyor.
Taksilerde emniyet kemeri
İstanbul’da taksilerde emniyet kemerleri takılamıyor diye kaç yazı yazdım hatırlamıyorum. Göstermelik olarak kemerler duruyor, kilit mekanizması koltukların altına gizlenmiş. Arkaya üç yolcu rahatça oturabilsin, kilitler popolara batmasın diye...
Bizde trafik kazası gibi bir sorun pek görülmediği için (!), sürücülerin hepsi pür dikkat ve pür saygı direksiyonda oturduğu (!) ve de iyi sürücü olmayana ehliyet verilmediği (!!) için Trafik de bunu pek sorun yapmıyor anlaşılan.
Son yıllarda Trafik açısından çok olumlu gelişmeler, bilinçlendirme çalışmaları yapıldı, bunları takdir ediyoruz ama her gün milyonlarca kişinin kullandığı taksilerde güvenlik de çok önemli.
Geçenlerde Ankara taksilerinde de aynı durumun olduğunu görünce tekrar yazmaya karar verdim. Trafik’ten ısrarla rica ediyorum; lütfen şoförlere takside emniyet kemeri zorunluluğu getirilsin, hatta şoför müşteriye de bunu şart koşsun.
İnsanlar o taksilere hayatını emanet ediyor.

