Bugün Amerika’nın Türkiye’ye karşı oynadığı iki yüzlü oyunun -kendi bazı dürüst gazetecilerini, televizyoncularını, siyasetçilerini bile çıldırtacak derecede- nedeni, istediğimiz kadar mazeret bulmaya kalkalım “1 Mart tezkeresi”dir.
Sadece ABD’nin sınırımızı kullanmasına izin vermeyişimiz. Savaşa girmekten, operasyona katılmaktan söz etmiyoruz. (Ki Barzani bile kendi meclisindeki konuşmasında Kürt Devleti’nin kurulma noktasına gelmesini 1 Mart Tezkeresine bağlamıştır.)
Bizim Meclis buna insani nedenlerle (kendi ülke çıkarını gözetmeyerek, öncelik tanımayarak) karşı çıktığı, özellikle de din kardeşlerimize yapılacak saldırıya kolaylık sağlamak istemediği için bugün Amerika Irak’ta kendisine destek olan Kürt aşiretleriyle ortaklık kurmuştur.
Bugün bütün alavere dalaveresine rağmen hepimiz biliyoruz ki Barzani’nin arkasında İsrail ve ABD var.
Aynen Amerika’nın BOP’unun (Büyük Ortadoğu Projesi) arkasında da Irak Kürt Bağımsız Devleti’nin, hatta “Büyük Kürdistan” projesinin olması gibi...
Dile getirmeye hep çekiniyoruz ama adeta düğmeye basılmış gibi bir anda yoğunlaşan PKK eylemleri ve Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekme, bir savaş haline sokarak iç istikrarını bozma çabaları gerçekte büyük ihtimalle bu projeyi ve yıllardır ortaya sürdükleri; Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürdistan haritasını gerçekleştirme hayalinin başlangıç noktasıdır.
ABD yetkilileri, komutanları, birkaç dürüst, cesur gazeteci ve televizyoncu dışında Amerikan medyası bu nedenle PKK’ya terör örgütü demekten kaçınmakta ve onları aynen Barzani gibi tanımlamaktadır.
Bu nedenle Barzani ile Talabani Türkiye’ye kafa tutma ve küstahlık konusunda sınırsız özgürlük hissetmekteler.
Biz her ne kadar onun sözüne inanarak hâlâ zaman kaybetmekte isek de, hâlâ komedi oynar gibi “Günah bizden gitti gereğini yapacağız, kimse bize karışamaz” şeklinde tehditler sıralayarak oyalanmakta isek de (tamam arkamıza diğer devletlerin desteğini almak önemliydi ama PKK tüm kamplarını boşaltıp kaçana kadar da beklenmezdi yani) Amerika bu olayın içindedir ve gözle görülür bir “aksine delil” olmadığı sürece sözlerine asla güvenilemez.
72 SAATTE NE OLDU?
Nitekim bunu artık açık seçik görüyoruz. Son olarak Beyaz Saray’a yakınlığıyla bilenen Washington Times gazetesi de PKK’nın bu “bağımsız Kürt devleti” amacıyla Türkiye’yi Irak’ın içine çekerek parçalanmasını sağlamak istediğini yazdı.
Başbakan’a, Amerika’nın neden 72 saat süre istediğini, bu sorunun niçin onlara sorulmadığını ve bu sürenin ne işe yaradığını (acaba Kandil’deki kampları boşaltmaya, PKK’lılara “kaçın” demeye veya saklamaya mı) sorma hakkımız vardır.
O da herhalde aynı soruyu şimdiye kadar kendine sormuştur.
Bugün Türkiye’nin, ekonomistlerin de sık sık tekrarladığı gibi piyasasındaki 103 milyar dolar yabancı sıcak para ile ABD’yi sıkıştırarak herhangi bir önlem alması çok zor ve Amerika bunu biliyor.
“Din kardeşlerimiz”e gelince... Irak’taki din kardeşlerimizin bizim canımızdan önce kendi siyasi çıkarlarını gözettiklerini, en vahşi saldırıları yapanları bağırlarına bastıklarını gördük.
Topraklarını işgal edip vatandaşlarını katlettiği için Ermenistan’a şiddetle karşı çıktığımız, kendisine de arka çıktığımız, Türkiye’ye kendi ülkeleri gibi gidip gelmelerini sağladığımız Azerbaycan’ın Dışişleri Bakanlığı da “PKK’yı terörist olarak adlandıracak bir politikaları olmadığını” açıklamış.
Umarız AKP Hükümeti bundan sonra din kardeşlerimiz ve önceliklerimiz konusunda daha dikkatli karar verir.
Son olayları merak ediyorsanız...
Bu Pazar Her Açıdan’da Amerika-Türkiye-Irak ilişkisi, Amerika’nın ikili oyunlarının perde arkası, sonunda neler olabilir, teröre karşı ne yaptık ne yapacağız gibi soruların cevaplarını tartışacağız.
Geçtiğimiz hafta içinde medyada tartışılan soruların ilk kez gündeme getirildiği söylendi. Oysa biz saldırının olduğu gün, 21 Ekim’deki programda bunların çoğunu sorarak cevap aramıştık. Kısacası Her Açıdan’da olayları her açıdan görmek mümkündür...
Son bilgileri, yorumlarıyla almak istiyorsanız Bağdat ve Washington eski Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir’le birlikte uzman konuşmacıların katılacağı programı kaçırmayın derim.

