İşte “Büyükanıt muhtırası”nın rolü!

Haberin Devamı

Defalarca yazdık, TV programlarında söyledik; madem ki “darbe hazırlığı vardı” diyen imzasız ihbar mektuplarına “gerçek” muamelesi yapılarak yüzlerce sivil-asker vatandaş kanıtı, delili hala bulunamayan iddialarla cezalandırılıyor, kanıtlanmış gibi yıllarca cezaevlerinde ömür ve onur tahribatına uğruyor, hak-hukuk ayaklar altına alınıyor, ülke aylar boyu “darbe olacaktı” iddialarıyla çalkalanıp millete korkular salınıyor, o zaman bunu yapanların gerçekten “darbe cezalandırması” peşinde olduğunu ortaya koyması gerekir dedik. ‘Ortada 12 Eylül darbesi gibi kanlı bir darbe, tam seçim öncesinde Bay Büyükanıt’ın keyfi olarak yazmış olduğu 27 Nisan muhtırası var, haydi sorgulayın, cezalandırın, halk görsün’ dedik. Bugüne kadar her ikisinin de mimarları özenle korundu, 12 Eylül darbesi, bu darbeden sonra yapılmış anayasa ‘referandum öncesinde’ dillere dolandı; “şöyle hesap soracağız, böyle bitireceğiz” söylemleriyle saf vatandaşlar inandırılarak oylar toplandı ama bugün hiç ağza alınıyor mu, duyan varsa söylesin... 12 Eylül Paşası’na tek soru soran yok. Aynı şekilde 27 Nisan Paşası’nı ağzına alan da yok, aylar yıllar boyu manşetlerinden “iddialar üzerine” asker-sivil-gazeteci-bilim adamı-bilim kadını demeden hakaretler yağdıran malum gazete ve gazeteciler de aynen iktidar partisi gibi bu iki somut askeri müdahaleye karşı tek satırcık karalayıvermediler her nedense, merakla bekledik olamadı. Demek ki muhtıranın oy getirisi takdir edilmiş, muhtıra pek zararsız, hatta pek yararlı bulunmuş.

Tabii bu büyük çelişkiyi düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum ve muhalefet partileri olunca işler de kolayca yürüyor, yanlışlar, haksızlıklar alıp başını gidiyor.

“ORDU MÜDAHALE TEHDİDİNDE BULUNDU”

Oysa Meclis ve ülke cumhurbaşkanlığı sürecine girdikten, Gül’ün 24 Nisan 2007’de aday olmasından üç gün sonra Büyükanıt’ın yaptığı bu girişim sadece bu süreci ciddi şekilde etkilemekle, onun seçimini kolaylaştırmakla kalmamış, alelacele erken tarihe alınan genel seçimde iktidar partisinin yaratılan “mağdur pozisyonu”ndan fazlasıyla yararlanmasına da yardımcı olmuştu. İşlevi bununla da kalmıyordu, ortaya çıkarılan “ordu darbe yapacaktı” iddiaları, bütün o karmaşa, her gün bir yenisi piyasaya sürülen ihbarlar, suçlamalar bu muhtıra ile; onları destekleyen, “bakın ordu müdahaleleri ortadan kalkmış değil” duygusunu topluma salan gerçekçi bir ortama da sahip olmuştu. Artık o andan sonra yüzlerce kişiye bir günde verilecek arama, gözaltı, tutuklama kararları bile zor eleştirilebilecek, bu iddiaları desteklemek, TSK’yı ve onunla birlikte yargı dahil istedikleri tüm devlet kurumlarını yıpratmak isteyenler ve dahi “dış desteklerle” en müsait ortamı bulabileceklerdi. Netekim(!) aynen öyle oldu, hala da sürüyor. The Economist; 27 Nisan muhtırasının “ordunun 30 yıldır darbe, muhtıra gibi antidemokratik bir girişimi olmadığı, uzun yıllardır demokrasiye saygılı davrandığı” imajını nasıl değiştirdiğini ve bu muhtıranın sonsuza kadar ‘kullanılacağını’ net şekilde ortaya koyan bir yazı yayımlamış;

“2007’de generaller eşinin türbanlı olması nedeniyle Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi halinde müdahale tehdidinde bulunmuştu. Tehdit işe yaramadı” diyor. Bu “arkadan darbe yapacaklarını muhtıra ile anlatmışlardı” ifadesidir ve Bay Büyükanıt istediği kadar “darbeye hevesleneni akıl hastanesine koysunlar” benzeri sözlerle kendini temize çıkarmaya çalışsın “kendi başına yazdığı muhtıra ile kendi kurumuna yapıştırdığı darbeci etiketi” işlevini görmüştür, görmeye de devam edecektir.

Aslında yalnızca bu yazı Büyükanıt’a “yaptığının hesabının sorulması” için yeterlidir. Altına son model zırhlı araç vererek ödüllendireceklerine sorgulamayı başlatsınlar, bundan israrla kaçınmayı sürdüreceklerse cezaevlerinde çürütülen insanları, hayatını terörle mücadeleye adamış ve sonunda terörist muamelesiyle karşılaşmış askerleri hemen serbest bıraksınlar. Onların tutuklanmasında oynadığı rol bile 27 Nisan Paşası’nın uykularını hiç kaçırmaz mı acaba?

Müjdat Gezen’in Atatürk heykeli!

Dün gazetelerde “Türkiye’nin gururu” sanatçılarından biri olan Müjdat Gezen’in Kadıköy Ziverbey’deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi önüne koyduğu Atatürk heykelinin açılışı vardı. Haberini gazeteden okurken, bırakın yeni heykelini dikmeyi “bu topraklara ve bu millete özgürlüğünü veren, bu nedenle de kuşaklar boyu aynı katıksız sevgiyle anılan Atatürk”ün adını kullanmaktan kaçınanlar, ona duyulan sevgiyi azaltmak için “yazılmış tarihi bile yalanlamaya çalışanlar” olduğunu düşündüm. Her şeyin değiştiği, insanların bugüne kadar inandığı tüm değerlerin yıpratıldığı böylesi bir ortamda Müjdat Gezen’in okulunun önüne Cumhuriyet Bayramı’nda Atatürk heykeli koyması, “O buradan Kadıköylüleri selamlayacak, Kadıköylüler de onu” sözleri, gerçek bir sanatçı gururu ile “köklerine, Ata’sına duyduğu saygıyı özgürce ortaya koyması” aynı duyguları taşıyan milyonlarca kişiyi duygulandırmayacak gibi değildi.

Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı heykel çok da güzel olmuş... 29 Ekim’de doğan Gezen’i her iki nedenle gönülden kutluyorum, umarım daha uzun yıllar “Atatürkçü, cumhuriyetçi bir sanatçı olarak” topluma, gençlere örnek olmayı, değerli katkılarını sürdürür.

DİĞER YENİ YAZILAR