Artık din-inanç istismarı öyle bir noktaya getirildi ki işin içine Diyanet mensupları bile fütursuzca girmeye başladı. İstismar yapmakla da kalmıyor, vatandaşları semt semt, site site ayırarak inançlarını sorguluyor, iftira atıyor, onları bölerek düşmanlık yaratıyor. Hatta bir kesimi diğerine hedef gösteriyor. (Diyanet-Sen’in “imamların referandumdaki oyunu” açıklaması yetmemiş olmalı.)
İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı’nın söyledikleri önce müftülüğün internet sitesinde çıkmış. Dün de HaberTürk gazetesinde yer alan açıklamasının başlığı “İstanbul’da mabetsiz kentler kuruluyor” idi.
Müftü burada İstanbul’da kurulan büyük sitelerden (tabii diğer illerdekileri de kastediyor), uydu kentlerden söz ediyor, isimlerini tek tek veriyor ve “Halkalı’dan Ataköy Konakları’na, Beykoz Konakları’ndan Acarkent’e kadar” bu sitelerin içinde kilometrelerce gidilse bile cami görülmediğini, Allahüekber sesi duyulmadığını söylüyor; “bu semtlerde yetişen yeni nesiller artık dini ve kültürel anlamda bize yabancı” diyordu.
“Bu uydu kentlerde alışveriş merkezi dahil her türlü sosyal alan ayrılmasına rağmen bir tek caminin olmadığını söyleyerek Acarkent, Ataköy Konakları gibi sitelerin adını tekrarlıyordu ama cümlenin finalindeki yorumu daha da beter bir provokasyon, inanca saygısızlık ve hatta açık bir iftira idi. (Diyanet bunları görmüyor mu Allah aşkına?)
“SUYA ATMAK”MIŞ!
Cümleye bakın: “Her bir konak orada belki birkaç milyon dolardır. Şimdi böyle bir yerde bir cami yerinin ayrılması, şu kadar milyon doların suya atılması gibi algılanıyor. Demek ki bir zihniyet böyle düşünüyor...”
Düşünün, aynı dinden insanları bile “sitede cami yok” diye neredeyse dinsiz ilân edecek. Sitede cami yok diye düşünce okuyor, “camiye para ayırmayı, parayı sokağa atmak olarak görüyorlar” diyor sıkılmadan.
Bu müftü her cübbe-takke giyenin “gerçek din adamı” olamadığının kanıtı gibi adeta...
‘Allahüekber’ sesi duyulmuyor, genç nesiller dini anlamda kendisine (!) yabancı oluyormuş. Peki ya o gençlerin, oralarda yaşayan insanların veya bu siteleri yapanların içinde en makbul Müslümanlar bulunuyorsa?
Allah bunları ayırma, sınıflandırma, düşüncelerini okuma gö-revini İstanbul Müftüsü’ne mi vermiştir?
Allah Kur’an’da “Camiye gitmeyenlerin Müslümanlığı eksik olur” veya “Müftüler ne derse doğru odur” mu demiştir?
Ayrıca nereden biliyor o sitelerde cami bulunmama nedeninin böyle bir düşünce olduğunu?
İSTANBUL’DA ÜÇ BİN CAMİ VAR
Dün müftülüğe sordum, İstanbul’da üç bine yakın cami var. Boğaz’ın bir yakasında oturan, öbür yakadaki ezan seslerini rahatlıkla duyar. Onlarca kilometre ötedeki camilerin ezan sesi, geniş çevrelerde yankılanır.
Camiler birbirine yakın olduğu için, her semtte yürüme mesafesinde bir cami vardır. Eğer biraz uzaksa isteyenin 3-5 lira verip arabayla gitmesi de mümkündür. Söz ettiği sitelerin hepsinin yakınında da cami vardır.
Peki o zaman bu müftü ne istiyor?
Daha ben bugüne kadar hiç kimseden “Cami çok uzak, sesini duymuyoruz” veya “gidemiyoruz” benzeri bir şikâyet duymadım. Müftü Florya’da evinin bitişiğine cami yapılan bir hacı vatandaş için de aynı hedef gösterme işini yapmış.
Toplumun din üzerinden bölünmesi yetti. Bir de din adamlarının bunu yapmasına susulamaz!
Ne olmasını bekliyor acaba?
Bu kışkırtan sözlerinden sonra bir olay çıksa memnun mu olacak?
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’ndan İstanbul Müftüsü’nün bu sorumsuz ve tehlikeli konuşması ile ilgili bir açıklama bekliyoruz.
İstanbul Müftüsü hedef gösteriyor!
Haberin Devamı

