Böyle olacağına birilerinin "doğru" birilerinin "kanatları altında" olsaydı keşke. O güzelim şehrin, inci tanesi gibi kentin halini görmeyenler asla tasavvur edemez. Hangi yoldan geçseniz delik deşik, yağmur yağar yağmaz bir de sokaklarından, caddelerinden oluk gibi sular akmıyor mu tam bir sefalet manzarası.
Hani "Olsun canını, kırk yılda bir tamirat yapılıyor" ya da "Güzelleştiriyorlar şehri" filân demek de mümkün değil. Her üç beş ayda bir aynı rezalet, aynı yollarda tekrarlanıyor. Mazeretleri de hazır; "Bu yıl çok kar yağmış"...
Kaç gün yağdı diye sorsanız hiç kimse "üç-beş gün" veya en çok "bir hafta"dan başka cevap veremez. Utanma ister insanda.
Kadıköy Belediye Başkanı Selâmı Öztürk, Hürriyet'ten Gila Benmayor'a "Gürtuna Genç Parti'den aday olabilir" demiş. Haftalar önce bunu yazmış "Genç Parti'ye geçeceği"nin duyulduğunu söylemiştim, hatırlayacaksınız.
Nasıl ki Türkiye'yi ancak siyaset dışı hükümetlerin yönetmesiyle sorunlardan kurtulabileceğimiz söyleniyor, bence belediye başkanlan da "siyaset dışı" olmadıkça ve yaptıktan harcamalar en sıkı şekilde bağımsız kuruluşlar tarafından denetlenmedikce ne bu kazılardan, ne de trilyonluk "gövde gösterisi" harcamalarından kurtulmamız mümkün değil. Tekrar edeyim; İstanbul Büyükşehir Belediyesi yeni projeleri için (550 parça, kim denetliyor? Gerekli mi, gereksiz mi kim soruyor?) 5.5 milyar dolar harcanacağını açıkladı. Türkiye'nin elde etmek için kapı kapı dolaştığı miktar bu!
Mevcut yollar her yıl yamalanıp tekrar delinirken, yapılan binalar, metrolar 2-3 yıl içinde dökülürken ve trilyonlar binlerce lüzumsuz yan kuruluşa ve siyasi nedenlerle oralara doldurulan memurlara aktarılırken, kısacası zaten israf had safhada ve yaptıkları eser(!)lerin tamirine gerek duyulurken yeni masraf kapılarına ne gerek var?
"BILLBOARD"ları kim ödüyor?
Bir de "Kentim İstanbul" diye ortaya çıkıyor ve en ünlü işadamlarını da kendi reklâmlarını yapmaya razı ediyorlar. Ortada kent, ment kalmamış. Delik deşik yolları soranlara da "Washington, New York, Paris de böyle" diyorlar. Kimse oraları görmedi (!) ya at atabildiğin kadar, önce soralım;
"Kentim İstanbul" billboardlarının parasını kim ödüyor? O dev resimler bütün İstanbul'un duvarlarına milletin; çöplükten, pazar yerlerinden yiyecek toplayan halkın parasıyla mı asılıyor? Eğer öyleyse -ki öyle olmalı- buna kim izin verdi? Beyefendiler parti transferi yapacaklar diye şov malzemelerini millet finanse etmeye mecbur mu?
Sonra da söyleyelim, Washington, New York, Paris'te böyle bir sürekli yıkım, sokaklardan akan sel sulan asla görülmez. Trafik bu nedenle megapollerde arapsaçına çevrilmez. Kimi kandırıyorlar? Atatürk Havalimanı'na giden TEM otoyolunun iki yanındaki manzarayı, mantar gibi biten çarpık binlerce binayı kaç kez sordum (dün yine geçtim oradan sayılan daha da artmış, yakında otoyola inecekler). Ne cevap verdi Başkan biliyor musunuz? Yolun iki yanına görüntüyü kapatacak "ses duvarı" çekeceklermiş. Bir mazeret daha var; "o bölgeler bağımsız ilçe belediyelerine ait..." O zaman adı niye "Büyükşehir Belediyesi" bunun? Büyük şehir rezil olduktan sonra ne anlamı var?
Bu konuya devam edeceğim.
Aylaklığın reklamı
Pazartesi gecesi kızımla konuşurken gözüm yine BBG'ye takıldı. Gençler bu programı zaman zaman (bazıları, boş olanlar devamlı) izliyor.
Ben ve başka yazar arkadaşlarım kaç kez yazdık hatırlamıyorum ama TV'de her görüşümde bir daha yazmak istiyorum. Korkunç bir şey bu, yayınlayan kanalın da artık farketmesi lâzım, her şey 'rating' midir yani?
İşsiz güçsüz ve tek amacı ekranda görünmek olan (bir ümit, sonunda verilecek ödüllerin hayali de var elbette) bir sürü insan aynı eve doldurulmuş. Sabahın erken saatinde bile gece kulübüne gider gibi giyinmiş, makyaj yapmış, dikkat çekmeye çalışan kadınlar. Anlamsız bir sürü konuşma. Aptalca kavgalar. Birbirine bağırıp üzerine yürümeler. İki cinsin karşılıklı saygısızlık gösterileri. Ağlayan koca koca adamlar.
Bundan daha kötüsü olamaz.
Zaten kavgayı marifet sayan, doğru dürüst sohbet ve birbirine hitap kültürü olmayan, bir sürü de boş insanı olan bir toplumuz. Hiç değilse TVlerde bu insanları okumaya, düzgün davranış ve konuşmaya, düşünmeye, üretmeye yöneltelim.
Nedir bu rezalet? Ve ne kadar sürecek?
Merak etmiyor ve rahatsız olmuyor musunuz Allah aşkına?
İstanbul kazma kürek altında!
Böyle olacağına birilerinin "doğru" birilerinin "kanatları altında" olsaydı keşke. O güzelim şehrin, inci tanesi gibi kentin halini görmeyenler asla tasavvur edemez. Hangi yoldan geçseniz delik deşik, yağmur yağar yağmaz bir de sokaklarından, caddelerinden oluk gibi sular akmıyor mu tam bir sefalet manzarası
Haberin Devamı

