İslâmcı hükümetlere susmak lazımmış!

Haberin Devamı

Tarafsız, olayları anlamaya çalışan bir vatandaş olup bitene bakınca ne düşünür “Kaç tane tanınmış insanı kaçabilecek bir ağır suçluymuş gibi sabahın köründe kalabalık güvenlik ekipleriyle (bazılarına kelepçe takarak) göz altına aldılar, bazılarını tutukladılar sonra da serbest bıraktılar. Eğer delilleri olan bir suçlama varsa neden bırakıyorlar, yoksa neden bu rezalete yol açıyorlar” demez mi?

Der elbette... Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ü de aynen böyle göz altına almış, sonra suçu sabit görülmüş gibi tutuklamış, o arada kasasından çıkan parayı da bir suç aleti veya delili gibi sunmuşlardı. Hatta bir polis kasadan çıkan ‘Euro’lar için “Atatürkçüyüm diyorsun ama paraların üstünde Atatürk resmi yok”, bir yazar “Aslında suç karinesi de var konuştuğu toplantılarda 10. Yıl Marşı çalınıyordu” bile demişti.

Sinan Aygün de serbest bırakıldı. Ama tabii insanların mesleğine, onuruna, ismine hiç yoktan verilen zarar önemli değil, önemli olan içte ve dışta “Bakın darbe çalışması yaptılar, darbe başarılamayınca hukuk darbesi yapılıyor” havasını yaymak...

Birçok kişi tutuklanıp serbest bırakılsa da hareketin amacına ulaştığını önce Avrupa veya ABD basınından görmek mümkün. Bekleneni yazıyorlar yazmasına da bunların ne hukuk, ne anayasa, ne de laiklik konusunda yeterli bilginin zerresine sahip olmadıklarını yazılanları okudukça görüyorsunuz.
Mesela İngiliz gazetesi Financial Times’ın dünkü başyazısı şöyle diyor:

“Laikler, AKP’yi iktidardan düşürmek için harcadıkları akıllıca olmayan çabayı gözden geçirmeliler... AKP de türbanı gündeminin bu kadar üst sıralarına almamalıydı. Ancak sonuçta, çağdaş yüzlü İslâmi bir siyaset geliştirdikleri için övgüyü hak ediyorlar (...) Laikler demokrasi İslâmcı hükümetler ürettiğinde bile, bu hükümetler demokratik hakları tehdit etmediği sürece -ki AKP bunu yapmadı- oy verenlerin kararını kabul etmeli.”

DERS 1: LAİKLİK NE DEMEK?

Öncelikle “İslâmi bir siyaset” veya “İslamcı hükümet” dedikleri anda zaten din ile siyasetin, devlet işlerinin karıştırılmaması temeline oturmuş olan laikliğin ortadan kalkmış olduğunu kendileri açıklamış oluyorlar. “İslâmi” veya “İslâmcı” tanımlarının dindar değil “din devleti, şeriatla yönetim isteyen” anlamına geldiğini bilmediklerini ortaya koyuyorlar. Demokratik devletlerin “demokrasiyi kullanarak sonuçta demokrasinin kendisini ortadan kaldırma ihtimali olan, din devleti dahil her tür baskıcı siyaset yöntemine gidişi durdurmak üzere önlem alacak kurumlara, örneğin yargıya, anayasa mahkemelerine sahip olduğunu ve buna hakkı olduğunu” unutuveriyorlar.
“Halk iradesi karar verir” söylemini tekrarlarken halkın iradesiyle gelen yönetimlerin Anayasa’ya sadık kalmak, laik rejime saygılı olmak üzerine yemin ederek parlamentoya girdiklerini, burada hata yapılırsa denetleme mekanizmalarının devreye gireceğini, Türkiye’de meselenin laiklerin engel olması değil, hukukun, demokratik sistemin çalışması olduğunu tamamen göz ardı ediyorlar.
Daha ne söylenebilir ki?
Belki bir de “İslâmcı hükümetler ülkeleri demokratik hakları tehdit edecek ortama çevirdiklerinde zaten Endonezya, Malezya olunuyor, oradan da geri dönüş çok zor” denebilir.
Dün dış haberlerde “60 yaşında bir adamın 10 yaşındaki kız çocukla evlenmesi üzerine Suudi Arabistan’da bile basının ayağa kalkması” olayı da vardı.
Hatırlayın, uzak değil geçen kış “yaşlı adamların küçük kızlarla ilişkisi” haberlerini, bunlarla Hz. Peygamber arasında bağlantı kurmaya çalışanları bile gördük biz...
Bu yabancı basına “birkaç hukuk ve laiklik uzmanı” mı göndermek lazım acaba?

*****


Korku tünelinden geçiş!

APO’nun şartlarıyla çok yakından ilgilenen, demokratik haklardan, insan haklarından sık sık söz ederek Türkiye’ye her fırsatta uyarı gönderen AB’nin nedense bu konuda bir itirazı duyulmadı ama Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) gazetecilerin kelepçelenmeleri ve kollarına girilerek götürülmelerini şiddetle kınadığını açıkladı.
Basına baskı yapılmasını, basın ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasını eleştirdi.
Gazetecilerin telefonlarının dahi dinlendiğini bilmiyor olmalılar, bırakın basın özgürlüğünü, özel alanda bile özgür değil, her alanda korku salındı Türk gazetecilerine...
Yalnız gazeteciler mi? Eskiden duyardınız, iş adamları da ülkedeki siyasi gelişmeler konusunda bireysel açıklamalar yaparlardı zaman zaman, şimdi duyuyor musunuz?
Uzun süredir duydunuz mu?
TÜSİAD’ın açıklamaları dışında bireysel tek cümle yok, neden acaba?
Pek gündeme getirilmeden, sessiz sessiz bir korku tünelinden geçiyor değil miyiz, bu sorunun cevabını düşünmek gerekiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR