Gazeteciliğin de suyunu (kibar olsun) çıkardık. Maşallah kolunu sallasan gazeteciye çarpacaksın, o kadar bollaştı memlekette. Artık bunu yapmak için hiçbir farklı özelliğe sahip olmanız gerekmiyor. Hatta şöyle söyleyebiliriz; yeterince aşağılık kompleksiniz varsa ve bir de ünlü sanatçıyla arkadaşlık ederek magazin programlarında, dedikodu sütunlarında yeterince yer almışsanız tamamdır. Buyrun size bir köşe. Oradan insanların sabrını taşırma, sinirini yerinden oynatma hemen heri görevinize başlayabilir, bu mumtaz mesleğe adım atabilirsiniz.
Hiçbir mesleğiniz olmasa da olabilir ama eğer varsa ve orada göze görünür, dişe gelir birşeyler yapamamışsanız gazetecilik tam size göre... Hatta bugüne kadar gazete okumamış olmanız, yazılarınızdan da bunun anlaşılması bile artı bir özellik olabilir. Malûm bu memlekette insanların beğeni sınırları nasılsa yerlerde sürünür hale getirildi. Hiçbir ölçüye gerek yok. Yumurta yumurta ipe diz. Nasılsa fiziğini beğenen, sayfana koyduğun boy fotoğraflarını seksi bulan birileri o saçmalıkları da hazmeder.
İlgi azalırsa sen de biraz daha açılır saçılırsın. Demokrasilerde çare tükenmez derler. (Sen bunu da duymamış olabilirsin ama)... Bir süre köşeleri işgal eder, sonra da tazelenen şöhretinden yararlanarak ya sahneye çıkar, ya bale yaparsın.
Yahu bu ülkede okuyucu aslında gazete yönetimlerinin sandığı kadar saf değil. Ama TV'lerdeki "ne verirsen yutarlar" mantığı artık yazılı basına da sıçradığı için insanlar zorla "yutmaya" reklâm pompalanyla pazarlanın yetenek, zekâ, birikim yoksunu yazılan okumaya alıştırılıyorlar.
Onların seçiciliği sıfırlanınca da muhataplarının saygısızlığı, boşvermişliği, küstahlığa varan budalalığı giderek artıyor.
Hiç kimse çıkıp magazin balonu bu isimlere 'hangi özelliğin, hangi birikimin veya farklılığınla yazmaya talipsin' demiyor. Yönetimler de benzer soruları kendine sormuyor.
Kısa süre öncesine kadar basın mesleğinde, hele de büyük gazetelerde insanlar adım adım, tırnaklarıyla kazıyarak, okuyucularını yıllar içinde tek tek kazanarak yükselirlerdi. Mücadele, birikim, çalışma, eğitim, bunlar yoksa en azından bir toplumsal başarı, bir toplum takdiri gerektirirdi gazetecilik. Sanatçılar örneğin, yazıyorlarsa buna elverişli zekâ ve birikimleri, okuyucu kitlelerinin desteği olurdu arkalarında. Sayısız başarılı ve hayatını bu işe adamış gazetecinin bir anda acımasızca işine son verildiği, binlerce 'iletişim fakültesi' öğrencisinin iş bulamadığı bu meslekte boş kafalara sırf magazin basını kahramanı diye yer verilmesi, önce okura sonra da o gazeteye saygısızlıktır.
Ben buna inanıyorum. Ben inanınca da zaman içinde, bugün göremeyenler o noktaya geliyorlar. Bakalım bu "zaman", ne kadar "zarar" verdikten sonra gelecek?
Demokratik Parti!
Birkaç gün önce okuduğum bir köşe yazışında yeni DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar' ın (hayırlı olsun) bazı sözlerini okudum. Daha baktığım dakika bir cümle dikkatimi çekti.
Ecevit'e saygı duyduğunu çünkü DSP milletvekillerinin oylarıyla aklandığını anlatırken Söylediği şu cümle;
"Ecevit devlet adamı olduğu için devlet sırrı ne demek biliyordu; Partisinin milletvekillerine benim aklanmam için oy kullanmaları talimatını verdi."
İşte Paşam Türkiye! Bu tek cümle bizim siyasi sistemimizin demokratikliğini olanca açıklığı ile gözler önüne seriyor. Ve işte Ecevit ve diğerlerinin "gitme" nedeni. Defalarca yazdığım gibi işte DSP'nin, Demokratik Sol Parti'nin özeti.
Lider talimat verir, emir erleri yapar. Bu kadar basit.
Siyasi partilerin mevcut haldeki demokratikliği bu ölçüde olduğu içindir ki, hallettiğimizi sandığımız 'demokratikleşme' sorununu, AB şartlarını gerçekten "halletmek" için önce Seçim ve Partiler Yasaları değişmeli.
Hem de artık milleti oyalamadan. Derhal!.. İstenen yasalar 'tık' diye bir günde çıkarılıveriyor bunun gibi diğerlerine neden sıra gelmiyor acaba?
İşiniz yok mu? Gazeteci olun...
Gazeteciliğin de suyunu (kibar olsun) çıkardık. Maşallah kolunu sallasan gazeteciye çarpacaksın, o kadar bollaştı memlekette. Artık bunu yapmak için hiçbir farklı özelliğe sahip olmanız gerekmiyor.
Haberin Devamı

