İşadamlarına görev düşüyor!

Yazının başlığını görünce TÜSİAD'ın "Türkiye'deki son gelişmeler, laiklik tanımı tartışmaları, laiklik ekseninden sapma, reform yerine dini konuların tartışılması" gibi konularda yaptıkları açıklamalardan söz edeceğimi düşünmüş olabilirsiniz...

Haberin Devamı

Yazının başlığını görünce TÜSİAD'ın "Türkiye'deki son gelişmeler, laiklik tanımı tartışmaları, laiklik ekseninden sapma, reform yerine dini konuların tartışılması" gibi konularda yaptıkları açıklamalardan söz edeceğimi düşünmüş olabilirsiniz. "Türkiye'de eğitim laiktir" kaydının AB belgesinden çıkarılmasından sonra TÜSİAD'ın, önemli bir sivil toplum kuruluşu olarak bu konuya değinmesi, beklenen bir gelişme... Ben ise başka bir konudan söz edeceğim.

Genel Yayın Müdürümüz Yavuz Semerci'nin reklâm verenlere yaptığı öneri senelerdir düşünülen ama bir türlü hayata geçirilemeyen bir çözümdü. Bu nedenle son derece önemli ve başta Koç Holding ve Eczacıbaşı olmak üzere büyük holdinglerden gelmeye devam eden destek de bu önemin paylaşıldığını gösteriyor.

Ben bazı meslektaşlarım gibi okullara, öğrencilere inen şiddet olaylarının yalnızca "ekonomik sıkıntılar, okul ve ailelerin yeterli sevgiyi, paylaşımı verememesi" ne bağlı olduğuna inanmıyorum. Bu konuda yaptığım araştırma ve haberler sırasında öğrenci olaylarının arkasında okul civarında kolayca elde edilen uyuşturucu dan, "boş zamanların okul ve ailelerin desteğiyle doğru değerlendirilememesi ne, çocukların ve gençlerin zamanlarını sokak aralarında, internet kafelerde aylak aylak geçirmesine, yanlış tv yayınlarına kadar bir dizi neden olduğunu öğrencilerin kendi ağzından dinledim.

Ayrıca daha önce de yazmıştım; psikologlar "görerek öğrenme nin, şuur altındaki taklit etme isteğinin ne kadar büyük önem taşıdığını bilirler ve bu konu üniversitelerin bazı bölümlerinde ders olarak da okutulur.

Şiddet sadece Kurtlar Vadisi benzeri filmler ve dizileri izlemekle öğrencilerin kanına girmiyor, şiddet televizyonlarda en masum görünen "sabah" ve "kadın" programlarında da mevcut, masum görünen aile dizilerinde de. Gençlere, topluma düzgün ve doğru mesajlar içeren program hazırlamak yerine sırf "reyting ve ona bağlı olarak reklâm" anlayışıyla kolaycılığı seçen kanallar gözyaşı, hakaret, kıskançlık, kadına saldırı, erkek kavgaları, aile içi ama akıl almaz boyutta, düzeysizlik sınırını fersah fersah aşan kavgalar üzerine kurulmuş program ve dizileri ekrana getiriyorlar. Arada sırada ekranlarda gösterilecek şiddet de içeren filmler gibi değil, televizyonun en önemli saatlerinde ve sürekli olarak...

Bu açıkça görüldüğüne, bilindiğine, ekrandan ne kadar etkilendikleri gençler tarafından dile getirildiğine göre büyük holdingler ve reklâm şirketleri bu tür programlara (gizli şiddete de) dikkat ederek reklâmları kestikleri ve kanallardan daha düzgün programlar istedikleri takdirde sorunun çözümüne ciddi bir katkıda bulunmuş olacaklar.

Zor ama imkânsız değil... Ümitle bekliyoruz!

Kap-kaç değil, kap-yürü!
Hani adına "kapkaç" demiştik ya, artık o tanımı değiştirebiliriz. Kapıp kaçmıyorlar tam aksine kapıyor ve sakin sakin yürüyerek kayıplara karışıyorlar.

"Kaçan" genellikle (canını kurtarmak üzere) soyulan kişi oluyor.

Benim programıma da çıkan genç ve başarılı bir müzisyen; Barbaros Büyükakkan perşembe günü, güpegündüz Taksim'in göbeğinde "kap-yürü"lerin saldırısına uğramış. Dört kişinin aynı anda etrafını sarıverdiği ve bunlardan birinin ellerini ceplerine daldırarak üstünde taşıdığı bütün parayı birkaç saniye içinde alıverdiği Barbaros, soyguncular ağır adımlarla uzaklaşırken şok içinde öylece kalakalmış.

Ve aynı şoktan saatlerce kurtulamamış.

Ne hoş değil mi, kendi memleketimizde sokakta bile yürüyemez olduk. Genç ve yapılı erkekler yürüyemiyorsa kadınların halini düşünün artık.

En önemli şehrimiz İstanbul'un orta yerinde bunlar olurken "Ankara" ne yapıyor? Onlar milletin bu ciddi sorunlarını çözmeye kafa yoracaklarına Bilal Çetin'in dünkü haberinde anlattığı senaryoları hazırlamakla mı meşguller acaba?

Bir yandan "bize giydirilmek istenen gömleği giymeyeceğiz" diyerek ve her gün bir başka "gömlek"le ortaya çıkarken, bir yandan da "karanlık güçler teorileri" üretiyor ve gazetecilere san zarflar mı dağıtıyorlar?

Ben anlamam bu karanlık konulardan, anladığım "görünenlerden yorum çıkarmak"... Görünen ise maalesef bu!

Peki onlar bu kadar meşgulken (!) bizim vatandaş olarak can ve mal güvenliğimizi kim sağlayacak? Ülke yönetenlerin öncelikli görevi aş, iş ve halkın güvenliği değilse nedir?

Nedir ha?

DİĞER YENİ YAZILAR