Ne kadar gizlemeye çalışsalar da sonsuza kadar gizlenemezdi. Duyduk nitekim, uçağa biner binmez çarşaflarını çıkarıp rengarenk modern kıyafetlerle kaldıklarını... Gördük gizlice çekilmiş fotoğraflarda defileleri nasıl izlediklerini ve iç çamaşırı sergileyen mankenleri. Mağazalarımızda normal günlük kıyafetlerle başörtüsüz dolaştıklarını, mayolarıyla sahil kentlerimizde özgürce tatil yapıp, fotoğrafçılara çekinmeden poz verdiklerini gördük. İngiltere'de, Fransa'da bir Avrupalı kadından ayırt edilmeyecek kadar şık, çağdaş giysilerle gezindiklerini... Hemen her evin mahzeninde şarap yapıldığını ve içildiğini... Tarkan'ın arkasından koşup boynuna sarılan İranlı kızları gördük, duyduk.
Ve nihayet şimdi Tahran'dan yazan muhabirlerin haberlerinde iran'da değişimin hızlandığını, katı kuralların artık eskisi kadar ciddiye alınmadığını, özellikle kadınların ve gençlerin çok daha özgür hareket ermeye başladıklarını okuyoruz. Tahranlı kadınların giyimi birkaç yıl öncesine göre çok değişmiş. Çarşaflar artık pek tercih edilmiyor. Cuma günkü Hürriyet'te "Başörtüsü yine var, ancak renkli ve desenli, saçların ön kısmı görünüyor. İnce çorap ve topuklu dekolte ayakkabılar giyiliyor" demiş Tahran'dan Çiğdem Toker. Gençlerin kendi aralarında dans partileri düzenleyip eğlendiklerini, kadınların çalışma hayatında ve devlet yönetiminde giderek daha etkin hale geldiklerini de anlarmış. Demek ki bunaldılar. Uzun yıllar baskı altında, korku içinde yaşamak, ancak dört duvar arasında özgür olabilmek, 1500 yıl öncesinin gelenek ve alışkanlıklarını 21. yüzyılda aynen sürdürmek zorunda olmak onlara yetti. Dinin, inancın insanın içinde olduğunu, Müslümanlığın 'baskıya gerek olmadan, daha özgür ve mutlu' yaşanabileceğini, "geriye" değil "ileriye" bakmak gerektiğini fark ettiler.
Ne mutlu onlara. Dansı "bizimkilerin" başına! İran gibi uzun ve acı bir tecrübe yaşanmadan anlarlar inşallah!
Daha kaç kız harcanacak?
Devlet Bakanı Güldal Akşit geçenlerde beni aradı. Kadın sorunlarıyla ilgili ciddi çalışmalar yaptığını, karakollardaki ayrımcı zihniyetin değişmesi için de gayret gösterdiklerini anlattı. Bunları duymak sevindirici ama yeterli değil, acil ve somut çözümler gerekiyor. Her kaybedilen gün, kaybedilen yeni canlar, yeni genç kızlar demek. Kaybedecek zaman yok.
Batmanda fakir bir ailenin 12 ve 13 yaşındaki iki kız çocuğunun 3 yıl içinde binlerce erkeğe pazarlanması haberi vahşetin son perdesidir artık! Bence Avrupa Birliği'nin asıl bu haberleri duyması lâzım. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'ndan yardım alırken tanıştıkarı bir görevlinin tecavüzüyle başlıyor olay. Bu vakıflarda ve Çocuk Esirgeme Kurumları'nda neler oluyor? Koruma altına alınan çocuklar gerçekten korunuyor mu? Böyle bir vakıfta bu rezalet nasıl olabilir? Ve sonra sıra Güneydoğu'da, özellikle Batman'da yaşayan kızların dramına gelecek. Batman'da arkası kesilmeyen intihar olaylarının nedenlerini bilmek istiyoruz artık. Sivil Toplum Kuruluşları, Devlet Bakanı Güldal Akşit i ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i bu olayları incelemek ve tecavüz sucuna en ağır cezanın en kısa zamanda getirilmesini sağlamak için göreve davet konusunda ne bekliyorlar acaba?
İran' lı kadınların hayali...
Ne kadar gizlemeye çalışsalar da sonsuza kadar gizlenemezdi. Duyduk nitekim, uçağa biner binmez çarşaflarını çıkarıp rengarenk modern kıyafetlerle kaldıklarını...
Haberin Devamı

