Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum” diyen, Atatürk olmasa bugün ülkemiz düşman işgali altında olsa “daha çok hakları olabileceğine” inanan kadınları gördükten sonra da hâlâ “canım ne olur ki, bırakalım genç kızlar üniversiteye türbanla gidiversin” demokratlığında ısrar eden varsa ben de “helal olsun size” diyorum.
Birkaç yıl önce “kamuda hizmet alan, hizmet veren ayırımı”nın olabileceğini, hizmet alanların (o zaman üniversite öğrencilerini de bu sınıfa koyuyor, onlarla “tapu dairesine giden vatandaş”ın aynı konumda olduğunu zannediyordum. Böyle olmadığını da daha sonra detaylarıyla araştırarak hukukçulardan öğrendim) dinî kıyafetlerle devlet alanlarında bulunabileceğini düşünüyordum.
Son üç-dört yılda olanlar, daha “üniversitede dinî kıyafetlerin serbest bırakılması” tartışılırken Mecliste, okullarda, devlet dairelerinde de bırakılacağının açıkça siyasetçiler tarafından söylenmesi, bunlarla ilgili davaların AİHM’de görüşülmesi ve çıkan kararlar, bu kararlara AKP ve onlara yakın medya tarafından yapılan itirazlar (neredeyse AİHM de Anayasa Mahkemesi’ne verilen tepkilerin benzerini alıyor), küçücük kız çocuklarının bile tesettüre sokulması, bunların yanında “devlet alanlarında yalnız türbanın değil, tüm dinî uygulama ve ibadetlerin serbest bırakılması”nın tartışılmaya başlanması konunun hiç de “üniversitede türban, bir demokratik hakkın kullanılması” olmadığını net şekilde gösterdi.
Bugün “Atatürk’ü sevmeyen, Humeyni’yi seven”lerin artık Türkiye’nin rejimine karşı olduğu, verilen eğitimle de bu görüşün empoze edildiği ve istenen rejimin de “Humeyni rejimi” olduğu artık açıkça konuşulmaya başlandı.
Yani “İran’a, Malezya’ya döneriz” korkusunun “yersiz bir korku” olduğunu iddia edenlerin haksızlığı ortaya çıkıyor.
Uzun yıllar boyu İran rejiminin kusursuzluğunu (!) anlatarak beyin yıkayanlar, o rejimde türbanın yetmediğini, çarşaf giymeleri gerektiğini, bugünkü şık-modern kıyafetler ve makyajlarla türban takmaya kalkar, hele de bugünkü gibi erkek arkadaşlarıyla kolkola yürürlerse din polisinin onları derhal karakola çağıracağını ve bunun hesabının sorulacağını, kolları veya etekleri istenenden birkaç parmak kısa olursa yine aynı şeyle karşılaşacaklarını, din fanatizmi ve yönetim eliyle baskısı başlayınca sonunun gelmeyeceğini onlara anlatmamışlar.
Persepolis romanı anlatıyor, bir okumaları lazım.
İSTEDİKLERİ OLUYOR
Sivas El Sanatları Eğitim Merkezi dün kursiyerlerini mezun etmiş ve törende kursiyer kızların tamamının yerlere kadar etekli, tek tip (ve aynı kumaştan) türbanlı olması dikkat çekmiş.
Neden çekiyor bunu da anlamak mümkün değil. Bütün eğitim merkezleri ve okullar giderek imam hatiplere benziyor. İstenen bu, demokratik bulunan bu, sonunda gelinen ve öyle görünüyor ki tüm ülkede gelinecek olan durum bu.
“Humeyni rejimini” ve “Atatürk yerine düşmanın özgürlüğünü” arayanlar üzülmesin, neredeyse oradayız.
Senato neden olmaz?
27 Mayıs’tan sonra başlayıp 12 Eylül 1980’e kadar devam eden Cumhuriyet Senatosu aslında normal şartlarda doğru bir çözüm olabilirdi.
Bugün ise teklifi yapan Köksal Toptan’ın kendi partisinden bile itirazlar geliyor. Bunun nedeni artık Türkiye’de siyasi yapının ve anlayışın tümüyle değişmiş ve yozlaşmış olmasıdır.
Bir kere senatörler de mevcut sistemde milletvekilleri gibi liderin sözünden çıkamazlar. Onun hoşlanmayacağı fikirler üretemez, kararlar alamazlar.
İkincisi, geçen zaman içinde daha eğitimli, en eğitimli milletvekilleri arasında da farklı görüş bildirenler, uyarma görevi yapabilenler çok az sayıda çıkabilmiş, onlar da ya partilerinden ihraç edilmiş veya bir daha aday gösterilmemiştir.
Durum böyle olmasaydı, senato olmadan da onlar hatalı kararları eleştirebilir, karşı oy kullanabilir, sonunda gelinecek noktayı anlatabilir, belki önleyebilirlerdi.
Kısacası bu şartlarda senato ancak 200-300 kişiye daha koltuk imkânı sağlar ki bunun da para ve zaman israfından başka hiçbir yararı yoktur.
Kalp taraması isteyenlere...
Dün İncirli Ethica Hastanesi’nde bir arkadaşımın hayatının “sanal anjiyo” kontrolü sayesinde nasıl kurtulduğunu anlatmıştım.
Birçok kişi “Bu kontrollerin çok pahalı olduğunu, yaptırmalarının mümkün olmayacağını” yazmış. Ben de Hastane’yi arayarak fiyatını sordum.
Birçok hastane ve klinikte 2000 YTL’nin üstünde olduğunu ama Ethica’da bazı kontroller için zaman zaman kampanyalar yaptıklarını ve şu günlerde “sanal anjiyo”nun da 350 YTL’ye yapılabildiğini bildirdiler.
Ben de endişesi olanlara duyuruyorum.

