Yalnız Fazıl Say’a mı “fazla” geliyor olanlar, yoksa milyonlar mı var aynı şekilde hisseden?
“Nereye kaçacağım” diye düşünen, vatanından başka gidecek yeri olmayan veya “bir canım var, sonuna kadar buradayım” diyen...
Dün VATAN’ın manşetinde (ve diğer gazetelerde) yeni YÖK Başkanı’nın açık unutulan kameralar önünde Meclis Başkanı Köksal Toptan’a “Başbakan ’Aman Hocam dikkat. Bir şey söylersin ipimizi çekerler’dedi” şeklindeki sözlerini duyanların “Türkiye gitti, gider” diye düşünüp arkasına bakmadan kaçmak istemesine de kızılamaz belki...
Her ne kadar bu millet kaçışı da kafasında yapar, ülkesini terk etmez ise de bu kadarı gerçekten “fazla” geliyor, “dayanılmaz” geliyor artık. Nedir bu, bir çete durumu mu söz konusudur?
Bu cümle YÖK Başkanı’nın Başbakan’la ortak bir plânın parçası olduğunu mu anlatmaktadır?
Hükümetin ipini çekecek kadar sorunlu, o kadar ciddi ve ama şimdilik bilinmemesi gereken şey nedir?
Acaba Başbakan Anayasa konusunda da, hazırlayanlara benzer bir tavsiyede bulunduğu için mi müthiş bir gizlilik sürmekte, Abdüllatif Şener bile “Partinin MKYK’sındayım, hâlâ bir şey bilmiyorum” demektedir?
Bütün o demokrat, demokratcık, usul, usulcuk, her kulağa hoş gelen sözler, vaatler gerçek amacın üstünü örtmekte mi kullanılmaktadır?
Şimdi tabii, hemen bugün (belki de yapılmıştır bile); Başbakan’dan “Ben böyle bir şey söylemedim” veya YÖK Başkanı’ndan “Yanlış anlaşılmış” gibi bir açıklama gelecek ve her zamanki alışılmış örtü gerçeğin üstünü ustaca kapatıverecektir.
Bir başka ülkede kesinlikle açıklanması istenecek, tüm hükümeti zan altında bırakacak, “yalan ise” YÖK Başkanı’nın istifasını gerektirecek kadar ciddi bir olay sümen altı ediliverecektir.
BU BAŞKAN BAŞKA BAŞKAN!
Yeni YÖK Başkanı Özcan’ın olayları daha şimdiden bitecek gibi değil. Türkiye bundan sonra bir de bununla uğraşacak gibi görünüyor.
Meselâ... Dün gazetelerde Selçuk Üniversitesi Öğretim üyesi ve Bölüm Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz’i aradığı, destek olduğu haberi vardı. Ama haber çoğunda eksik verilmişti.
Üniversite’nin İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal’dan gelen açıklamada Filiz hakkındaki soruşturmanın sonuçlandırıldığı bildiriliyor. Herhalde akademik özgürlüğe, ifade özgürlüğüne gölge düşürmeyecek bir sonuç çıkmıştır.
Dönelim YÖK Başkanı’nın Şahin Filiz’le ilgili açıklamasına, gazetedeki açıklamanın hemen devamında çok önemli şeyler söylüyor Yusuf Ziya Özcan, dikkatle okuyun:
“Filiz Bey’in konusunda sadece izinsiz gitme yok, birazcık kural dışı durumları olan bir öğretim üyesiymiş. Kendisi de bana ’İşte ben Ramazan’da oruç tutmam’dedi. Onun oruç tutmaması beni hiç alakadar etmez, kimseyi de etmez diye düşünüyorum (bu laik/demokratik anlayış yansıtan cümleden sonra ne geliyor bakın. R.M.)... Üniversitede böyle birkaç aykırı davranış üst üste gelirse bakışlar değişiyor, negatif enerji topluyor. Kendisi belki de biraz cezalandırılmak istenmiş olabilir, ama durum düzeldi. İnşallah bundan sonra olmayacağını düşünüyorum.”
“Birazcık kural dışı” neymiş? Mesela Ramazan’da oruç tutmamış. Bir öğretim üyesinin veya herhangi birinin oruç tutup tutmaması gerçekten de onu ve hiç kimseyi ilgilendirmez. İbadet Allah’la kul arasındadır ve ayrıca Türkiye laik bir ülke, üniversite laik bir devlet kurumudur. Din, inanç, göreve bilime karıştırılamaz.
Ama o karışıyor. Karıştığı gibi “aykırı davranış”, “kural dışı”, “bakışların değişmesi”, “negatif enerji” gibi vurgularla baskı uyguluyor. O da yetmiyor; bundan dolayı cezalandırılmış olabileceğini de masum bir ifadeyle, masum bir tepkiymiş, uygulamaymış gibi ekliyor.
Daha önce söylediği “Türban serbest bırakıldığında erkekler açık olan kızlara ilgi duyup farklı davranabilir. Umarım bu sorunla uğraşmak zorunda kalmayız” sözüyle nasıl bir bağlantı kurarsınız düşünün bakalım... Diyorum ya, inşallah biz de bundan sonra yeni Başkan sorunuyla uğraşmak zorunda kalmayız.
(Yarın devam edeceğiz.)
Fazıl Say haksız mı?
Ünlü piyanist Fazıl Say “İslâmcılar kazandı, Türkiye’den gidebilirim” dediği için AKP ona kızmış. (Nedenini anlayamadım; İslâmcılığı mı üstlerine alındılar? Alındılarsa ve buna kızdılarsa, neden yapıyorlar?)
Dün ben de yazımda ‘Bu kadar çabuk mu pes edilir’ demiş, hoşlanmadığımız şeyleri değiştirmek için mücadele etmek gerektiğini söylemiştim ki Say’ın babası da aynı düşüncede olduğunu belirtti.
Ama... Gerek karşılaşıp konuştuğum kişiler, gerek maille görüşünü anlatan okurlar arasında “Biz de onun gibi hissediyoruz, haksız mı” diyenler de oldu.
Hayır, böyle hissetmekte haksız değil ama dünya çapında ünlü bir Türk sanatçısı, ister istemez toplum önderi konumunda biri olarak bunu açıklamakta haksız bence...
Çünkü böyle bir açıklama, zaten morali bozuk, gidişten rahatsızlık duyan kitlelerin moralini daha da bozacaktır. Fazıl Say gidebilir ama hiç kimse vatanını kolay kolay “bir daha görmemek üzere” uzun süre terk edemez. Hele de duyguları diğerlerinden daha yoğun olan bir sanatçı...
Gider ve isterse oradan, isterse geldiği zamanlarda toplumuna yarar sağlayacak doğru mesajlar vererek kendisini ülke terk edecek kadar rahatsız eden olayları önlemeye katkı sağlar.
Bunu da yapmayacaksa en azından susar. Bazen susmak, konuşmaktan daha iyidir.
Kırmızı ışıkta durmasak mı?
Bir okurumuzun sorusu bu... Diyor ki: “YÖK’ün başına atanan bir Prof. ’Bazı kurallar var ama siz görmezden gelebilirsiniz’diyerek üniversite rektörlerine mahkeme kararlarını, Anayasa Mahkemesi kararını görmeyiverin demeye getiriyor. Trafikte de kırmızı ışıkta durma kuralı var, bu hesapça ’benim canım istemiyor, durmayacağım’diyebilir miyiz?”
Sorunun cevabını vermek Yusuf Ziya Özcan’a düşüyor. Bir “aydın” olarak okurumuzu aydınlatırsanız seviniriz.

