Duvara "Savaşa Hayır" yazdıkları için 10 ay hapis cezasına çarptırılan gençlerle ilgili haber sanırım herkese Pes dedirtmiştir.
Bırakın o parti bu partiyi bir yana, yazanların partili olması, ya da olmamasının hiçbir anlamı yok aslında. Her ne kadar hukuken var olduğunu öğreniyorsak da. Olaya bakın; yazı yazılan yer bir köprünün altındaki duvar. Yani görülmesi bile zor. Ama suç "Kamuya ait alana zarar vermek"miş. Şu bizim hakimleri arada bir yurt dışına göndermek lâzım. Dünyayı bir uçtan öbürüne dolaşıp köprü altlarını incelesinler. Metrolara, ara sokakların duvarlarına baksınlar. Hemen her ülkede duvarlar bir uçtan öbürüne yazı dolu.
Bu ilk akla gelen şey. Sonra hemen Türkiye'de "kamuya ait alanlar"da katrilyonluk dolaplar çevirenlerin hepsinin serbest olduğu geliyor. Servetleriyle birlikte serbest. Onların dokunulmazlığı var. Güç+suç=özgürlük demek bu ülkede. Kamu ödesin o zararları, milletin beli bükülsün yıllarca önemli değil. Orada hukuk işlemez ama duvara yazı yazdın mı birden işleyiverir.
Bürokraside veya siyasette devleti soyarsan, her türlü kanunsuzluğu yaparsan (kaçak arsa-ev alım satımları, orman arazilerini, gölleri, tarihi eserleri yok edip gökdelen inşaatları yapmak gibi) hukuk yok, "öğretmen istiyoruz" diyen öğrenciye hukuk var.
Cüce hukuk
Böylee düşüne düşüne ilerliyor ve insan haklarına geliyorsun. "Savaşa Hayır" yazmak bir düşünceyi ifade şekli. Toplumun yüzde 70'inin düşüncesi üstelik.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi bu düşünceyi açıklama özgürlüğü ile ilgili. Sadece paylaşılan düşünceleri değil, yadırganan düşünceleri de. Şöyle diyor: "Sadece devletin ve/veya toplumun benimsediği görüşleri değil, fakat toplumun yadırgadığı, hatta kaygı verici bulduğu değişik düşünceleri de kapsar." Kısacası bu bizim cüce hukukumuza, daha da doğrusu hilkat garibesi hukukumuza göre neyin suç olması, neyin olmaması gerektiğini eminim hukukçular bile anlamıyor. Onların anlamadığını vatandaşın anlayabilmesi elbette beklenemez.
Tecavüzcünün, katilin, kapkaççının, hırsızın, şantajcının, özel yaşam alanlarına saldırı yapanın, kadına çocuğa karşı şiddetin cezası olmayan bir ülkede duvara yazı yazana hapis cezası verdiniz mi işte toplumun kafası böyle karışır.
Adalet kavramı tümüyle kaybolur.
Ve insanlar isyan eder. Ben ediyorum doğrusu... Keşke adaletin doğru şekilde uygulandığı bir ülkede doğsaydım!
Gönül Ülkü'nün dönüşü
Öyle bir "Oh" çekmişim ki haberi duyunca Gazanfer Özcan gülmeye başladı. Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan
çiftinin tiyatro ile ilgili anılarımda çok özel bir yeri vardır. Hemen hemen hiçbir oyunlarını kaçırmadım bugüne kadar. Bazılarını çocuklarıma da izletmek için ikişer kez gördüm. Bence Türk Tiyatrosu'nun bu başarılı ikilisinin komedilerinin keyfi bambaşkadır.
Onun için de Gönül Ülkü aylar önce rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığında içim titremişti. İşte 'Oh'lamamın nedeni budur. Tiyatro sezonunu açmak üzere olduklarını duyar duymaz; 'Ya, Gönül Hanım' demişim ve 'Oyunda o da var' cevabını almışım. Kaçırır mıyım artik o oyunu ben?
Müjdeyi diğer tiyatroseverlere de duyurayım: 16 Ekim Perşembe günü KOMEDİ başlıyor. Oyunun adı "Yürü Ya Kulum"... Kul nasıl mı yürüyor? Torpille tabii. Türkiye'de ancak böyle yürüyebildiğine göre... "Yürü Ya Kulum" dayısız, torpilsiz hiçbir işin halledilemeyeceğini anlatan bir oyun. Mecidiyeköy Efe Sanat Merkezi'nde... Biletlerinizi tiyatrodan veya Biletix'ten alabilirsiniz.
Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan'a tekrar geçmiş olsun diyor, yeni sezonlarında yeni başarılara imza atmalarını diliyorum.
"AKP'li değilim ama..."
Sevgili okurlar, a gözümün nuru okurlar, bu mektuplara da bayılıyorum yani söyleyeyim. Hangilerine?
"Oyumu onlara vermedim ama..."
"Ben AKP'li değilim ama..." diye başlayanlara. AKP'li değiller ama bazıları benim AKP Hükümeti'ne karşı çok eleştirel olduğumu, bazıları önyargılı olduğumu ve hatta "Şahinper" mail adıyla yazan okurumuzun dediği gibi "hazımsızlık problemim" olduğunu ileri sürüp duruyorlar.
Üstelik bu mektupları yazanların bir kısmı, "Şahinper" gibi, gazeteyi benim yazılarım için okuduklarını söylüyorlar. Bunun hemen arkasından "yanlış anlamayın" diye de devam edip veryansın...
Bakın arkadaşlar, bakın iki gözümün nurları, benim 15 yıllık gazetecilik yaşamımda ne hükümetler geldi, geçti. Buyrun açın arşivleri, bakın. Her hükümet döneminde ve hele Tansu Çiller ve hele Refahyol, ve hele Ecevit-Yılmaz-Bahçeli dönemi...
Bir göz gezdirin. Bakın bakalım ülke için hata olan tek konuyu atlamış mıyız.
'Süleyman Demirel çok iyi bir cumhurbaşkanı oldu' derken aynı zamanda onun cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılmasına karşı çıkmamış mıyız.
Sonra konuşun. Benim için o hükümet, bu hükümet yok. Evrensel doğrular ve Türkiye var. Onun geleceği, onun refahı.
Bu tür yazıları dinlemem onun için. Haberiniz olsun deyiverdim.
Daum'un fesi
Yabancıların Atatürk'e ve devrimlerine bizden daha saygılı olduğunu görmek ne enteresan değil mi?
Fenerbahçe Teknik Direktörü Daum Kapadokya'da kendisine fes giydirip fotoğrafını çekmek isteyen
muhabirlere "Atatürk fesi kaldırmıştı, siz bana niye giydirmek istiyorsunuz" demiş. Aldık mı ağzımızın payını... Aldık!
Bundan sonra hiç değilse onların hafızasının bizimkinden daha iyi olduğunu unutmayız belki.
İnsan haklarına aykırı bir karar
Duvara "Savaşa Hayır" yazdıkları için 10 ay hapis cezasına çarptırılan gençlerle ilgili haber sanırım herkese Pes dedirtmiştir
Haberin Devamı

