İnsan Hakları Raporu’nu kim takar?

Haberin Devamı

İnsan Hakları İzleme Örgütü yeni “dünya raporu”nu yayınlamış. Bu rapora göre Türkiye bir kez daha hak-hukuk, özgürlükler gibi konularda 90’dan fazla ülke arasında dünya standartlarının çok gerisinde kaldığını göstermiş.

Polisin şiddet kullanması, gözaltılardaki ölüm olayları, haksız yargılamalar, yasaların keyfi şekilde kullanılması, gazetecilere yapılan baskılar, cinsiyet eşitsizliği gibi çok önemli konularda “Türkiye’nin ciddi sorunları olduğu” nun belirtildiği raporda “AİHM’nin 2010 yılında Türkiye aleyhine en az 10 ‘ifade özgürlüğü ihlali’ kararı verdiği” de açıklanıyor.

Fakat örneğin “Hükümetin yaptığı anayasa değişikliklerinin insan haklarının güçlendirilmesinin önünü açtığını ancak sorunlarla ilgili bir ilerleme kaydedilmediğini” yazmışlar cevabını vereceklerini ya da ‘verebileceklerini’ bilsem; bu örgüte hemen ‘açıklayın bakalım bu anayasa değişikliğiyle hangi insan haklarının önü açıldı’ diye sormak isterdim. Türkiye’yi nasıl izledikleri belli değil, sanırım ‘iktidara yakın ve taraflı medyanın gözlüğüyle’ olmalı.. Zira o değişiklikler için yapılan referandumda verilen sözler tutulmadığı gibi, herhangi önemli bir hakla da hiçbir ilgisi yoktu.

KUVVETLER AYRILIĞI BİTMİŞTİR

Tek amaçlanan ve erişilen kazanç “bağımsız olması gereken tüm yüksek mahkemelerin de iktidarın yönetimine geçirilmesi” oldu ki bugün artık hiç kimse Türkiye’nin devlet yapısında demokrasiyi korumanın en önemli unsuru olan “kuvvetler ayrılığı”ndan söz edilebileceğini iddia edemez (haydi liberaller anlatsın bize, edebilirler mi?) Yasama, yürütme ve yargı tümüyle “tek elde” toplanmıştır, bunun nelere malolacağı da çok yakında, seçimden sonra yapılacak “yeni anayasa” da ve “keyfe göre hazırlanıverecek bazı yasalar” konusunda görülecektir. Adaletsizliğe uğrayan vatandaşlar konusunda da elbette.

Artık Meclis, isterse rejimi değiştirebilecek adımları bile hiçbir yüksek mahkeme denetimi olmadan atabilir ve muhalefet partilerinin AYM’ye başvurusu ya da (“insan haklarının önü açıldı” denilen yeniliklerden biriyle) AYM’ye bireysel başvurunun hiçbir anlamı olamaz. Tabii bu başvurular “iktidarın istediği değişiklikler için” yapılıyorsa o başka..

‘EVET’ TAMAM, SIRA ‘YETMEZ’DE!

Herneyse, güle güle kullanalım, her millet ‘hakettiği kadar hak ,hukuk, özgürlük görür’, biz de bu kadarını hak ettiğimizi gösterdik. “Yetmez ama Evet” gibi incilere de zaten ancak bizim gibi algılama, sorgulama fakiri ülkelerde rastlanır. ‘Evet’ tamam, bundan sonra sıra geldi ‘yetmez’e! Bunca borçla, açık ile “Ekonomi iyi” deniyor ya, onunla seviniriz. Hepinizin ekonomisi iyidir herhalde!!

Ama sonuçta zaten bu örgütler ve AB de önemini yitirecektir. Hele şu seçim bir geçsin, eksik kalan adımlar da yeni yetkiler ve yasalarla tamamlansın, ondan sonra büyük ihtimalle AB’ye çıkışlar başlayacak.. “Ya Türkiye’yi hemen alırsınız ya da biz vazgeçeriz. O zaman da AB yerine ‘Ortadoğu Birliği’ni tercih ederiz”.. AB hemen almayı tabii ki kabul etmeyeceği için sonunda olacağı da budur.

Karşılıklı vizesiz geçişler hallediliyor, en çok o ülkelerle yakınlık kuruluyor, alt yapı hazır zaten. Eh, Davutoğlu’nun baştan beri bunu tercih ettiği bilinmekte, Huntington “ABD’nin asıl tercihinin bu olduğunu” da yıllar önce söylemişti. Öte yanda “Büyük Ortadoğu Projesi” malumunuz..

Haydi hayırlısı, daha ne değişik gündemlerle karşılaşacağız, bekleyin de görün.. Olsun, yine “yetmez ama Evet” deriz, her şeyi kuzu gibi kabule alıştıktan sonra.. Sorun değil!

***


ABD’ye inanılır mı!

ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Francis Riccardione görevine başlamak için Ankara’ya gelir gelmez güzel laflar söyledi, “Türkiye’nin gücünden” söz etti, kendisi ve ailesi için “özel ve sevimli bir ülke olduğunu” vurguladı.

Daha önce de Türkiye’de görev yapmış olan Riccardione “özel ve sevimli bir ülke” konusunda içtenlikle konuşmuş olabilir ama Wikileaks’te ABD büyükelçilerinin yaptığı Türkiye ile ilgili açıklamalar özellikle siyasi konularda hiç de samimi konuşmadıklarını, Türk Hükümetini destekler görünürken arkasından “gizli hedefi var” veya “ciddi yolsuzluklar söz konusu” şeklinde yazışmalar yaptıklarını gösterdi.

Bu durumda örneğin “gizli hedef” konusunu bulundukları ülkeden saklayıp bunun tam aksine inandıklarını açıklayıp durmuşken artık onların okşayıcı sözlerine inanmak mümkün mü? Wikileaks bu yazışmaları ortaya çıkardıktan sonra ABD büyükelçilerinin samimiyetine inanmak neredeyse imkansızdır artık!

DİĞER YENİ YAZILAR