İnkâr ve iftira!

Son haftalarda çok hızlı koştum ve biraz soluklanmak için bir iki gün durdum, malûm maraton koşusunda nefesi idareli kullanmak lâzım. Şimdi tekrar başlayalım

Haberin Devamı

Son haftalarda çok hızlı koştum ve biraz soluklanmak için bir iki gün durdum, malûm maraton koşusunda nefesi idareli kullanmak lâzım. Şimdi tekrar başlayalım.

Biriken mektuplara ve gazetelere baktığım zaman hâlâ en çok tepkinin Ermeni soykırım masalı ile Orhan Pamuk’un Nobel’i konusunda yoğunlaştığını görüyorum.

Önce şu Fransa’nın “Ermeni soykırımını inkâr” yasasından başlayalım. Yasa söz konusu olur olmaz ortaya bir “inkâr” sözcüğü çıktı, kimden çıktı bilmiyorum ama bizde hep böyle oluyor; bir kelime ortaya atılıyor ve anında yaygın şekilde kullanılmaya başlanıyor.

İnkâr, mevcut bir gerçeği yokmuş gibi gösterme, varlığını saklama anlamına gelir. Oysa burada tarihî gerçeklerin aksine ortaya atılmış bir yalandan söz ediyoruz, onun için de Fransızlar bu kelimeyi tercih etse bile bizim ısrarla “Ermeni soykırım yalanını (veya iddiasını) reddetme” olarak kullanmamız gerekir.

Köşe yazılarında dikkati çeken bir nokta bazı yazarların Orhan Pamuk’u demokrat birer vatandaş olarak kutlarken bu coşkuya katılmayanları kötüleyen, yerin dibine batıran ifadeler kullanmasıydı.

Onlara ‘Bu sizinki nasıl bir demokratlık’ diye sormak isterim. Herkes sizin görüşünüzü paylaşmak zorunda mı? Sizin, Orhan Pamuk’un, Elif Şafak ve diğerlerinin hakkı olan ifade özgürlüğü, yapılanları onaylamayanların hakkı değil midir?

Bu “herkesten aydın” aydınlar dünyaya Türkiye’yi her konuda şikayet etmek, kendi kafalarından, havaya bakarak tarih yazmak ve dahi yalan söylemek özgürlüğüne sahiptirler de, karşılarındaki “pek beğenmeyip, sınıflandırıverdikleri” millet değil midir?

NEDEN, NEDEN?
Öyle naif sorular soranlar çıktı ki bu arada, insanın şaşırmaması mümkün değil. Örneğin; “İsveç Bilimler Akademisi Fransa’da olanları izleyerek mi karar veriyor”, “Eğer bu tür konuşmalarla Nobel veriliyorsa herkes için çok kolay olurdu”, “Nobel ödülü siyasî değil edebî” gibi...

Nobel sevincinizi bölmek istemem, elbette büyük bir ödüldür, aynen sinemanın artık jüriye ödenen paralarla elde edilebildiği anlaşılan Oscar’ı gibi... Gerçekten dün bir meslektaşımız bugüne kadar Nobel alanların çoğunda “muhalif görüşlü”, devlete, hükümete karşı ve özellikle mağdur durumda olma ya da insan haklarını, ifade özgürlüğünü savunma gibi ortak noktaların olduğunu pek güzel anlatmıştı .

Eğer bu önemli değilse ve Orhan Pamuk zaten “sadece edebiyatçı” olarak yeterince takdir ediliyorsa o zaman neden tarihçi olmadığı ve gerekli donanıma, araştırmaya da sahip olmadığı halde damdan düşer gibi Avrupa’nın ortalık yerinde “1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü öldürdük” dedi?

Haydi bunu söyledi diyelim, neden hemen arkasından “Türkiye’de kimse konuşmaya cesaret edemiyor, ben konuştum” deme gereği duydu?

İngiliz The Independent gazetesinin bu olayın hemen ardından onu “yılın kahramanı” ilân etmesi, Alman Yayıncılar ve Kitapçılar Birliği’nin “Barış Ödülü” vermesi onun iyi edebiyatçılığı ile mi ilgilidir?

Orhan Pamuk barış adına ne yapmıştır ki bir barış ödülü alıp üstelik kahraman ilân edilmiştir?

Orhan Pamuk neden yabancı basınla yaptığı konuşmalarda ve konferanslarında hep siyasi konulara girme; örneğin “hükümetin halktan bilgi sakladığını ve AB üyeliği kazanabilmek için baskıcı yasalar üzerinde kozmetik reformlar yaptığını” söyleme gereği duymuştur?

Neden aynı gruptaki akademisyen arkadaşları gibi baştan beri “Türkiye’de mağdur edilen Türk vatandaşı” rolünü oynamıştır?

ORHAN PAMUK AÇIKLAMALI!
Washington Times gibi “Nobel bile siyasetten kaçamadı” diyen yabancı gazeteler mevcut ise de biz tabii ki bir Türk yazar için bunu söylemek istemeyiz ama soru sormaya elbette hakkımız var.

“Protesto için Paris’e gidip soykırım yok” dermisiniz sorusuna Orhan Pamuk “Şova gerek yok” cevabını vermiş. Peki bir uzman tarihçi edasıyla ortaya çıkıp tarih açıklaması yapmak şov değil miydi?

Şimdi, her ülkedeki Nobel anonslarında “1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt” açıklamasıyla tanıtılan Pamuk’un ödül töreninde yapacağı konuşma merak ediliyor. Ne konuşursa konuşsun Türkiye’ye söylemeyi borçlu olduğu birkaç cümle var:

“Fransa gibi bir iddia üzerine yasa kararı alan ülkeleri protesto ediyorum. Yapılacak tek şey dünya tarihçilerinin bir araya gelerek belgelerin ışığında gerçeği ortaya çıkarmasıdır. Avrupa demokrat olduğunu iddia ediyorsa bunu sağlamak zorundadır.”

Ve tabii “dürüst aydın” ise bir de hangi bilimsel verilere dayanarak “1 milyon Ermeni” rakamını bulduğunu mutlaka açıklamalı. Zira Ermeni diasporası onun 1 milyon, Hrant Dink’in “1,5 milyon” buluşundan sonra onları kaynak göstererek sayıyı giderek arttırıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR