Dün “Tarikatlar” konusunun işlendiği ve benim katıldığım programdaki bazı konuşmaları aktarmıştım.
Ben orada tarikatlarda “şeyhe kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz bir teslimiyet”, “şeyhin herkesten üstün olduğuna inanma ve onu kimseyle kıyaslamama”, “bazı tarikatlarda bu şeyhlerin ‘el verme’ gibi törenlerle müridlerin günahlarını affetmesi”, “tarikatların müridlerden ‘bağış, yardım’ adı altında para toplaması ve bu paraların denetiminin dahi olmaması”, “tarikat mensuplarının dini, inancı, yaşam tarzı ve hatta giyimi sadece şeyhin görüşü ve onu taklitle yapmaları” gibi noktalara değinmiştim.
Daha sonra ise Müslümanlıkta böyle din aracılarının veya bir ruhban sınıfının olmadığını, tarikat ve cemaatlerde (hangisi doğru, hangisi yanlış bilinmeyen ve Diyanet İşleri’nin de büyük çoğunluğunun uydurma olduğunu ve bunların ayıklanacağını açıkladığı) hadislerin de İslâm’ın tek kaynağı olan Kur’an dışında kaynak kabul edildiğini ve böylece çok ciddi yanılgıların ortaya çıktığını anlatmıştım.
Aslında bunlar da bizim değil Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi... Tarikatlar, cemaatlar Osmanlı’da vardı, bugüne sayıları artarak geldiler ve uluslararası siyasete bile nüfuz edecek, siyasetçileri içine veya arkalarına alacak, şehirleri bölgelere ayıracak kadar güçlendiler.
Günümüzde tarikatların gerekli olup olmadığının açıklanması, insanların hataya düşmesinin önlenmesi, “hadisler” konusunun incelenmesi, anlatılması onların görevi... Kaldı ki televizyon gibi yaygın bir iletişim aracı mevcutken bunu kullanmamayı, halkı aydınlatmamayı anlamak mümkün değil.
Hele de son zamanlarda uydurma hadislerin resmen bazı belediyeler tarafından kitap haline getirilip dağıtıldığı bilinirken...
Ben artık din konusundaki yazılarıma ara vermek ve ilgilenemediğim başka konulara geçmek istiyorum, yalnız son olarak bir süre önce sorduğum “Saçları örtmekle ilgili emir Kur’an’ın neresinde” sorusuna tekrar döneceğim. O yazıda -Nur ve Ahzab surelerinde saçları örtmekle ilgili bir emir varsa bunun nerede olduğunu- sormuştum.
SÜLEYMAN ATEŞ’TEKİ DEĞİŞİM
Bu sorudan kısa süre sonra 13 Eylül’de Diyanet İşleri Eski Başkanı, VATAN yazarı Süleyman Ateş, çok ama çok önemli bir yazı yazdı, şöyle diyordu:
“Bu iki ayette kadının başını örtmesi emredilmektedir (...) Başörtüsü takmak bir Kur’an emrini uygulamaktır. Bunu herhangi bir sebeple uygulamayan, böyle bir emrin olduğunu inkâr etmedikçe yine Müslüman’dır. ‘Kur’an’da başörtüsü diye bir şey yoktur. Başörtüsü erkeklerin baskısı sonucu kadınlara dayatılmaktadır’ gibi lâflar eden açıkça Kur’an’ın buyruğunu reddetmiş ve büyük günaha girmiş olur.”
Ateş’in yazısına göre örneğin ben “bu emir nerede” diye sorduğum için önce Müslümanlıktan çıkarılmış, sonra da büyük günaha girmiş oluyorum.
Oysa aynı Süleyman Ateş 19 Eylül’deki yazısında olaya çok daha yumuşak yaklaşmış ve aynen Kur’an’daki “Bu onlar için daha temizdir” veya “daha hayırlıdır” gibi ifadeleri andıracak şekilde “Kısaca baş örtüsü takmak daha iyidir. Ama İslâm baş örtüsünden ibaret değildir. Bugün namazını kılan, dinin emirlerine göre yaşayan dürüst her inançlı kadın, Allah katında makbul bir Müslümandır” diyordu.
Düşünün; 6 gün içinde (Ateş’e göre) dinden çıkıp tekrar -ve üstelik- makbul bir Müslüman olarak dinime döndüm. Süleyman Ateş konuyla ilgili bu son yazısında şunları da yazmıştı:
“Müslümanlık eşarptan ibaret değildir. Eşarbın amacı, kadını erkeklerin sataşmasından korumaktır. O zamanlar eşarp toplumda hür kadınların simgesiydi. Ortadoğu kültürünün de bir parçasıydı (...) Ama gerçeği söylemek gerekirse bugünkü Batı toplumlarında baş örtüsünün pek niteliği kalmamıştır. Artık kadına eşarp takmadığı için kimse sataşamaz. Başı örtmek Kur’an’ın emridir ama Kur’an bunun gerekçesini belirtmiştir: Sataşmayı önlemek.”
Ateş, Hollanda’da yaşayan bir kadın okuruna verdiği bu cevapta “eşarbın erkek sataşmasını önleme amacı” taşıdığını ve bunun kanunlarla da önlendiği medeni bir ülkede “pek niteliği kalmadığını” söylüyor.
Şimdi bu çelişkiyi ve kavram kargaşasını da açıklığa kavuşturması gerekmez mi?
İşte benim baştan beri sorup durduğum da bunun ta kendisi!
İnkâr etmiyorum, soruyorum!
Dün “Tarikatlar” konusunun işlendiği ve benim katıldığım programdaki bazı konuşmaları aktarmıştım
Haberin Devamı

