Dün Hürriyet’te TESEV’in Kasım ayında açıklanacak türban anketi ile birlikte “Türban misyon mu?” sorusuna ilahiyatçıların, “İslâmi yazar” denilen (ne demekse) bazı yazarların cevapları verilmişti.
Ne kadar “güvenilir” olursa olsun ben tek bir anketin sonuçlarına (bir çoğuyla karşılaştırma yapmadan önce) ancak belli ölçüde güvenirim. Bu nedenle yüzde 73’ler, 63’ler hep birer “soru işareti” ile birlikte gelir benim için...
“Türban misyon mu” sorusuna verilen cevaplarda ise Mehmet Nuri Yılmaz’ın “Başörtülü insanların titiz davranmaları beklenir” cevabı başta olmak üzere başörtüsü veya türban takan kadınlara sadece bir eşarp nedeniyle daha ciddi, daha sorumlu, daha dindar, “Allah’ın emrini yerine getiren”, “davranışlarını kontrollü yapma mecburiyeti olan” gibi tanımlar yüklenerek müthiş bir ayırım yapıldığı görülüyor.
İşte “Kur’an’da başörtüsü emri var mı, yok mu” araştırması ve açıklaması bu nedenle çok önemli... Hiç kimse Müslüman kadınların bir kısmını “kesin bir emir” ifadesi bulunmayan ayetlerle tesettüre sokma ve diğerlerini de “sanki kendileri Allah yerine karar verebilirmiş gibi” bu şekilde ayırıma tâbi tutma hakkına sahip değildir. Kaldı ki iş dünkü yazımda anlattığım gibi sadece bu tartışmayı yapan birine bile “Müslüman sayılmaz” diyecek kadar ileri götürülebilmektedir.
İslâm toplumlarında kadınlar yıllarca eğitimsiz, imkânsız, baba veya kocaya muhtaç, onların baskısıyla ezilmiş durumda bırakıldığı için aslında kendilerini ilgilendiren ama her nedense (!) hep erkeklerin daha çok ilgilendiği bu ayetleri ciddiyetle incelemediler, sorup araştırmadılar. Öylece, gelenek halinde bugüne kadar geldi. Bugün Türkiye gibi çağdaş ve demokratik bir ülkede bu inceleme mümkündür, onun için de yapılmalıdır.
Yazının birinci kısmında Diyanet İşleri eski Başkanı Süleyman Ateş’in 6 gün içinde tamamen farklı şeyler söylediği iki yazısından söz etmiştik, devam ediyoruz.
Ateş bunların birincisinde “Baş örtüsünü takmak bir Kur’an emrini uygulamaktır. Bunu herhangi bir sebeple uygulamayan, böyle bir emrin olduğunu inkâr etmedikçe yine Müslüman’dır” diyordu ama ikincisinde yazdıkları bu ifadeden çok farklıydı:
“Baş örtüsünün temel amacı kadını kem bakışlardan ve sataşmalardan korumaktır. Ama gerçeği söylemek gerekirse bugünkü Batı toplumlarında baş örtüsünün pek niteliği kalmamıştır (...) Kısaca baş örtüsü takmak daha iyidir. Ama İslâm baş örtüsünden ibaret değildir. Bugün namazını kılan, dinin emirlerine göre yaşayan dürüst her inançlı kadın, Allah katında makbul bir Müslüman’dır.”
Onun bu yazılarıyla aynı günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da bu konuya değinmiş ve daha önceki “Baş örtüsü İslâm’ın ön şartı değildir” ifadesini tekrarlamıştı. Ama ne Ateş’in, ne de Bardakoğlu’nun bu kısa, yarım kalmış açıklamaları yeterlidir.
İŞTE AYETLER!
Zira her ikisi de aslında baş örtüsünün “Kur’an’ın emri” olduğunu savunmaktalar. Oysa Kur’an’da Arapça’da baş örtüsünün karşılığı olan “mikna” ve “nasıyf” kelimeleri geçmiyor, genel olarak “herhangi bir örtü” anlamında “hımar” kullanılmış, saç, baş kastediliyor ise neden diğerleri kullanılmamış acaba? Ayrıca “saç” kelimesi neden tek bir kez bile kullanılmamış?
Ateş’in “erkek sataşmalarından korumak için” dediği Ahzab Suresi 59. ayet ki burada saç örtmekten değil “dışarı çıktıkları zaman cilbablarını (dış giysilerini) üzerlerine salıvermeleri”nden söz ediliyor. Yani tesettürle ilgili bir emir burada yok, zira devamında “Bu onların tanınıp da eziyet edilmemelerine (tacize uğramamalarına) daha uygundur” denmiş.
(Not: Sevgili okurlarım, hayırlı, huzurlu bir Ramazan ayı diliyorum, yarın devam edeceğiz.)
İnkâr etmiyorum, soruyorum! (2)
Dün Hürriyet’te TESEV’in Kasım ayında açıklanacak türban anketi ile birlikte “Türban misyon mu?” sorusuna ilahiyatçıların, “İslâmi yazar” denilen (ne demekse) bazı yazarların cevapları verilmişti
Haberin Devamı

