İngilizler bizi neden destekledi?

17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'nde Güney Kıbrıs'la ilgili kriz anında ve diğer sorunlardaki tartışmalar sırasında İngiltere Başbakanı Blair ve Dışişleri Bakan'ı Straw'un, bizim en güçlü destekçimiz olduklarını hatta bir ara Blair'in Papadopulos'u esaslı şekilde azarladığını biliyoruz

Haberin Devamı

17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'nde Güney Kıbrıs'la ilgili kriz anında ve diğer sorunlardaki tartışmalar sırasında İngiltere Başbakanı Blair ve Dışişleri Bakan'ı Straw'un, bizim en güçlü destekçimiz olduklarını hatta bir ara Blair'in Papadopulos'u esaslı şekilde azarladığını biliyoruz.

Peki İngiltere bu desteği bizi çok sevdiği için mi veriyor acaba, merak etmiyor musunuz?

Ben ediyorum, onun için de araştırdım ve İngiliz Parlamentosu'nda yakın dostları olan İngiliz işadamı arkadaşlarımla konuşarak işin aslını öğrenmeye çalıştım. Aldığım cevap şöyle:

"Seviyor mu? Evet, belki bu gayrette İngiltere'nin, kendisiyle hemen her zaman aynı saflarda yer almış olan Türkiye'ye duyduğu sempatinin rolü vardır ama asıl neden tabii ki İngiltere'nin kendi çıkarlarıdır. İngilizler, Fransa'nın Avrupa Anayasası'nı bu kadar istemesinin gerçek nedeninin, bu anayasa ile Avrupa'nın tek bir devlet haline gelmesi ve onlara 'idare etme kolaylığı' sağlaması olduğunu biliyorlar. Fransızlar'ın içinde 'Vichy' denilen ve 2. Dünya Savaşı'nda Nazileri desteklemiş bir grubun devamı var. Sarkozy de bu gruba dahil.

Ve Fransa aslında, isteklerini yaptırmak için Almanları da 'işbirliği' halinde tutuyor ve kışkırtıyor. Bu nedenle İngiltere, kendi 60 milyonluk nüfusuna eklenecek 70-75 milyonluk bir Türkiye'nin 'birlikte hareket etmeleri halinde' Fransa ve Almanya'nın gücünden daha fazlasını oluşturacaklarını düşünüyor."

Bunları söyleyen İngilizler bizim, Avusturya ile Güney Kıbrıs'ın aleyhte çalışmalarından, referandum veya vetolarından fazla çekinmememiz gerektiğini, AB'nin onları ikna etmesinin zor olmadığını, asıl önemli etkenin Fransa olacağını da vurguladılar.

Özellikle Güney Kıbrıs'ı Avrupa'da hiçbir ülkenin sevmediğini ve Türkiye'nin önündeki zaman içinde bugün "büyük sorun" gibi görünen bazı şartları, kendi çıkarlarını gözetecek şekilde esnetmesinin ve kabul ettirmesinin "başarılı bir diplomasi"yle mümkün olacağını söylemeyi de unutmadılar. Bu bilgileri siyasette bağlantılı, yakından izleyen İngiliz işadamlarının görüşü olarak bir köşeye not edelim. Söz ettikleri "başarılı diplomasi"nin 260 sayfalık raporları aldıktan bir saat sonra "iyi görünüyor" demek olmadığını, deneyimli diplomatlar ve siyasetçilerle organize şekilde çalışmak gerektiğini de unutmayalım.

Avrupa Parlamentosu'ndaki "Yes'ler!
Bazı köşe yazıları ve konuşmalarda Avrupa Parlamentosu oylamasındaki sonucun "çoğunlukla" evet çıkmasına gereğinden fazla önem verildiğini görüyorum. Oysa AB'nin nasıl çalıştığını iyi bilen gazeteci ve siyasetçiler bunun ancak ülke temsilcilerinin tercihini göstermek açısından anlamlı olduğunu, son kararları ise hiç etkilemeyeceğini söylüyorlar.

Ayrıca o "evet'lerin daha sonra önümüze sürülecek ve "Bakalım bundan sonrasına dayanabilecek misiniz" dedikleri şartların tümünün kabulünden ve 10 yıllık bir gelişme sürecinden sonraki girişe "evet" olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

Ümidimizi kaybetmeden, parti ayrımı, popülizm gözetmeden, kendi içimizde birbirimizi yemeden, elele vererek şartları lehimize çevirmeye çalışmalıyız. Kimbilir belki bugün için kaçınılmaz görünen "özel statü" durumunu, Ermeni soykırım iddiasının açığa kavuşturulmasını da gerçekten ister ve çalışırsak çözebiliriz. İlk adım "imkânsız" sözcüğünü lugatımızdan çıkarmak olmalı!

Not: Ermeni iddiasını çözmek için neden bilirkişilerin, Bernard Lewis, Andrew Mango gibi tarihçilerin de bulunacağı bir toplantıyı AB'ye, Fransa'ya biz teklif etmiyoruz ve arabuluculuk istemiyoruz?

DİĞER YENİ YAZILAR