Onlar tarihte ilk kez bizim seçimlerimizi çok ama çok yakın bir ilgiyle izliyorlar, biz de onları... Hayretle!
İngilizler işi gücü bıraktılar Türkiye üzerinde tehlikeli bir oyuna giriştiler; kendi çıkarları veya istekleri doğrultusunda “ılımlı, demokratik bir İslâmi yönetimi” diğer Müslüman ülkelere örnek hale getirmek...
Ben aslında Türkiye’de yatırım yapmış olan Avrupalı şirketler veya aileler adına gayret göstermekte olduklarını tahmin ediyordum ama konuştuğum İngiliz arkadaşlarım olayın nedenini yukardaki şekilde açıkladılar.
Evet sordum... Kendi medyalarını daha iyi anlayabileceklerini düşünerek onlara The Independent, The Guardian, Financial Times gibi gazetelerin neden Türk siyasetine dışardan bu kadar karıştıklarını ve bizlerin bile içinden çıkmakta, yorumlamakta güçlük çektiğimiz karışıklıktaki gelişmeler hakkında abuk subuk yorumlar yaptıklarını, hatta Türkiye’ye gelerek seçim anketleri veya Kandil Dağı röportajları gibi gayretkeşliklere kalktıklarını sordum.
Ve cevaba bakın; aynen ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”nde olduğu gibi Ortadoğu’daki diğer İslâm ülkelerine örnek olabilecek bir “ılımlı İslâm rejimi” arıyorlarmış. Türkiye’yi de kobay olarak seçmişler.
Ne güzel değil mi? Türkiye’nin içinde devlet kurumlarını birbirine, halkı da devlet kurumlarına düşman etmek üzere yoğun bir faaliyet yürütülürken bir dışardan onların müdahalesi eksikti, o da oldu.
Son örnek “Kayseri’de oyların yüzde 60’ı AKP’nin” diyen, “Ve aslında bu, Anadolu’nun geri kalanında da yaygın olan ve Kayseri’nin merkezinde yer aldığı Türkiye vizyonu. Bölünmüş ve moral kaybetmiş muhalefet partilerinin sandıktaki işi zor” yorumuyla da bunun genellemesini yapan, aynı tahmini bütün Türkiye’ye yayan Financial Times.
Sorarım size, hangi ülke bir başka ülkenin seçimi öncesinde bu tür “insan psikolojisine etki yapan, gizli baskı niteliğinde” yorumları her gün ama her gün ayrı bir gazetesiyle yapma hakkını bulur?
Türkiye’de bile medyaya seçim öncesi kısıtlamalar getirilmişken, bir partinin sürekli propagandasının veya antipropagandasının yapılmaması beklenirken onlara ne oluyor?
Burada akla gelen “bir ortak çalışmanın” söz konusu olabileceği... Belki de yabancı basının muhabir ve yazarlarına istenen bilgiler aktarılıyor. Bazı partiler uyurken ve bu dış basın gayretkeşliğinin etkilerini göz ardı ederken, bazıları fazla uyanık davranıyor.
Belki ABD’de olduğu gibi AB ülkelerinde de bazı danışmanlar “etkili” konuşmalar yapıyor.
Böylece hafızası zaten pek iyi olmayan, yıllardır yapılan uygulamaları unutmaya meyilli seçmenin beyni içten ve dıştan sıkı bir yağlama, yıkamaya uğratılıyor.
Ne diyelim, sıhhatler olsun!
Anketler yalan söyler mi?
Bu soruya karşılık ilk bakışta “söylemez, genellikle de doğru çıkıyorlar” diyebilirsiniz ama ben seçim anketlerinin çoğunun “güvenirliği”nin tartışmalı olduğuna inanıyorum.
Böyle olduğu gibi insanları etkilemek, inandırmak, “çoğunluğa katılma psikolojisi” yaratarak belli partilere hizmet etmek amacı güttüğüne de inanıyorum.
Tek bir faydası olabilir “barajı geçebilecek” partilerin tahmininin oy verecek alternatif arayan seçmene yol göstermesi... O da tahmin (veya anket sonucu) tutarsa...
Üçüncü, dördüncü partiler için daha dürüst sonuçlar verilebilir, çünkü onlar “başa güreşenler” kadar tehlikeli değildir. Asıl mesele iktidara oynayan partilerdir ve bence anketlerin asıl tartışmalı kısmı da onlarla ilgili olandır.
Örneğin; bir anket yayınlayan gazete bunu “İşte son durum” veya “İşte sonuçlar” şeklinde verdiğinde çoğumuz bu sonuçların belli bir şirkete ait olduğunu, yanılma (veya yanıltma) payları bulunduğunu akla getirmeden otomatikman en doğru sonuç, genel durum olduğunu düşünüyoruz.
Oysa bu anketleri kimlerin finanse ettiği, yaptıran kuruluşların bazı partilerle ne gibi yakınlığı bulunduğu, o kuruluşlarda öne çıkan araştırmacıların ilişkileri ve daha birçok unsur son derece önemlidir.
Bir partinin “%40-50 oya sahip” olduğunu söyleyen araştırmayı kimlerin, kimlere yaptırdığını hiçbirimiz bilmeden inanıyoruz.
“Bağımsız kuruluş” olarak tahmin ettiğimiz şirketlerin aslında gerçekten bağımsız mı, yoksa bir yerlerden bağımlı mı olduğunu bilmiyoruz.
Meselâ herhangi bir konuda “48 bin kişilik anket yaptık” diyenlere 1-2 milyon YTL’den aşağıya çıkmayacak böyle bir araştırmayı kimlerin finanse ettiğini sormuyoruz.
Aynen partilere verilen Hazine yardımlarını ve seçim yardımlarını nereye harcadıklarını kimsenin sormadığı gibi... O sırça köşkleri, sarayları hangi paralarla yaptırdıklarının hesabını kimse istemediği gibi...
O nedenle, seçim anketi yayınlayan medya kuruluşlarının ciddi sorumluluğu vardır. “Bu isme güvenilir”, “Şu kuruluşa inanılır” demeden önce yukardaki soruları sormaları, araştırmaları gerekir.
Bazen “en güvenilir” bilinenler “hiç güvenilmez” çıkabiliyor...
En iyisi ben hiçbirine bakmıyorum. Oyumu da sadece bugüne kadar gördüklerime, bildiklerime dayanarak ve propagandalardan, anketlerden, kışkırtmalardan etkilenmeden vereceğim.
Aldanmak istemiyorsanız size de öneririm.

