İlkeler olmayınca!

Türkiye'de hükümetlerin, başbakanların en sevdiği sözlerden biri 'Yetim hakkı yedirmemek'tir. Soracak olursanız hiçbiri öksüzün, yetimin bir kuruş hakkını kimseye yedirmezler. Ya kendileri yerler ya eşe, dosta, partiliye yedirirler

Haberin Devamı

Türkiye'de hükümetlerin, başbakanların en sevdiği sözlerden biri 'Yetim hakkı yedirmemek'tir. Soracak olursanız hiçbiri öksüzün, yetimin bir kuruş hakkını kimseye yedirmezler. Ya kendileri yerler ya eşe, dosta, partiliye yedirirler. Devlet kadrolarından iş bilen, yetişmiş elemanları toplu halde sürer, süremiyorsa istifa etmelerini sağlar, yerlerine iş bilmeyen binlerce partilisini doldurur, aynı partiden ise ve kendisine destek veriyorsa zengin firmaları daha da zengin yapar, onların bizzat 'PR'cısı kesilir, ihaleleri tanıdıklara verir, her türlü yolsuzluğu kendileri yaparlar.

Sonra da zemzem suyuyla yıkandıklarını görürüz; "Ben yetim hakkı yedirmem. Taşı sıkın suyunu çıkarın. Bu memleket sürat motorunun, yatının benzinini, davetlerindeki yemek paralarını bile devlete ödeten, kendisine emanet edilen ödenekleri partisi için kullanan başbakanlar gördü. O başbakanlara, bakanlara hesap sorulamadığı için gönderilerek yenileri getirildi. Aynı kıyım, aynı savurganlık sürüyor.

Bazı medya kuruluşlarına el kondu, bazıları gırtlağına kadar borç içinde ve hükümete göbeğinden bağlı... Bunların derhal satılması, gelecek paranın borçlara mahsuben kullanılması lâzım normal olarak değil mi?.. Ama satılmıyor, milletin parasıyla bu kuruluşlar ayakta tutularak öylece çalıştırılıyor. İlkeleri, değerleri kaybolmuş bir toplum da hem bu gazeteleri alıp TV'leri izleyerek destek veriyor, hem de onların devamlılığını kendi cebinden sağlıyor.

Siz bankadan araba veya ev kredisi alsanız o krediyi ödeyene kadar o araba veya ev size değil bankaya ait oluyor ama devlete borçlu kuruluşların malı devletin olmuyor. Siz o süre içinde borçlu olduğunuz malı satamıyorsunuz, devlete trilyonlarca lira borcu olan satabiliyor. Sizin kesenizden diğer medya kuruluşlarının yapamadığı kadar çok sayıda sayfa ile, yazar, programcı ve muhabir kadrosuyla varlığını keyifle sürdürüyor, davetler düzenliyor. Sonra da dönüp kahramanlık ve basan söylemlerini göğsünü gere gere yine size yutturuyor.

Bari seslerini kesip, etliye sütlüye dokunmadan çalışsalar insanın kanına bu kadar dokunmayacak ama öyle değil. Kanunsuz, kuralsız, ilkesiz bir ülkede, bu şartlan sorup sorgulamadan kabullenen bir toplumda onlar bir de "rakipsiz"i oynuyorlar; "Biz şöyleyiz, biz böyleyiz"... Öylesiniz tabii, çünkü sizi o yağladığınız, gazladığınız toplum kendisi sıkıntı çekerek, cebinden ödeyerek ayakta tutuyor. Bir millet kafasını çalıştırıp gerçekleri görmeye çalışmazsa, kendisine oynanan oyunlara, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin" politikalarına sonsuza kadar göz yumar ve destek verirse, bu aldatmacalara, haksızlıklara da sonsuza kadar katlanır.

Öksüzü, yetimi sürekli vergi öder, sınavlara girip en yüksek notu alsa bile işsiz kalır ve sürünür. Ne demiş Joseph de Maistre; "Her millet lâyık olduğu şekilde yönetilir"... "Ne olacak bu memleketin hali, bizim halimiz" diye ağlayıp duracağımıza tercihlerimizi bir gözden geçirelim artık.

Geçmiş olsun!
Dün VATAN'da gördüm haberi; Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit'in evi soyulmuş. "Ali Babacan'ın Mercedes'inden sonra Güldal Akşit'in 3.5 milyarlık yüzüğü ve bazı eşyaları çalındı" diyordu haberde. Önce Sayın Bakanlara geçmiş olsun diyorum. Hırsızların korunmakta olan siyasetçilere bile yaklaşacak kadar cesaret gösterebilmeleri durumun vehametini açıklıyor.

Kanunları uygulamaz, cezaları ve cezaevlerinin sayısını artırmaz, "yer yok" diye suçluları salıverirsek, o da yetmez af kanunları ile binlercesini serbest bırakırsak bu sonuca da şaşmamak gerekiyor. Belki Bakanlarımız artık suçların önlenmesi, güvenliğin sağlanması için acil olarak eyleme geçme zamanının geldiğini fark ederler. Yoksa onlar sadece korumalarının sayısını artırmayı mı düşünürler? Bilmem ki!

DİĞER YENİ YAZILAR