İlk kadın Şeyhülislâm... İyi espriydi!

Ben şakayı, espriyi çok severim, onun için de herhangi bir konuda yapılmış olsa pek güzel katılır, espriyi sürdürürüm. Ama söz konusu “din, Kur’an” olunca şakayı bırakıp ciddi konuşmak lâzım

Haberin Devamı

Ben şakayı, espriyi çok severim, onun için de herhangi bir konuda yapılmış olsa pek güzel katılır, espriyi sürdürürüm. Ama söz konusu “din, Kur’an” olunca şakayı bırakıp ciddi konuşmak lâzım.

Öyle olmasaydı, beni yazısının başlığında ve içinde Şeyhülislâm ilân eden meslektaşıma fırsatı yakalamışken (kendi deyimi ile) bir fetva patlatırdım:

“Bundan böyle Ahmet Hakan isimli reytingsever gazetecinin din, türban konularında yazı yazması caiz değildir. Yazdığı takdirde hemen yakalanıp ayaklarının altı şişinceye dek falakaya yatırılmalıdır.”

Patlatırdım çünkü Ahmet Hakan yine reyting uğruna, son zamanlarda arttırdığı sarkastik üslubundan vazgeçmemiş ve kendisine (yalnız kendisine de değil, Ruşen Çakır’a, Diyanet İşleri’nin eski ve yeni Başkanlarına) sorduğum ciddi bir soru için “Şeyhülislâm Ebusuut Efendi tavrı” bile demiş. Kimbilir belki de “asıl soru” dan kaçmak için bu üslup daha doğru bir seçimdir.

O 30 Ağustos tarihinde çağrıma cevap verdi ve yazdı, ben hemen yazamadım; araya Şırnak’ta şehit olan askerlerimizin haberi, “Lübnan’a asker tezkeresi” gibi konular girince kısa bir süre geçti ama elbette unutmadım.

KONGAR’IN YAZISI
İstesem de unutamam, zira 7 Eylül Perşembe günü de Emre Kongar Cumhuriyet’teki köşesinde “Basında türban, şeriat ve laiklik tartışmaları” başlıklı yazısında benim soruma ve Ahmet Hakan’ın cevabına geniş bir yer ayırmıştı.

Önce her iki meslektaşıma da konuya ve yazıma ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum. (Hakan’ın yazısında görülen üslup problemi yazarların kendilerine ait bir sorundur, bundan gocunmaya gerek görmüyorum.)

Özetlemeye çalışırsak Emre Kongar benim de sık sık altını çizdiğim gibi AKP döneminde siyasetten medyaya, belediyelere kadar her alanda dinin ve özellikle türbanın bilinçli olarak gündeme sokulduğuna, din tartışmalarının farklı görüşlerin dile getirilmesine yol açtığına değiniyor önce. Çok güzel bir yazı, bu nedenle (okumamış olanlar için) bazı bölümlerini olduğu gibi alıyorum.

“Dini siyasete alet edenlerin ve toplumu kutuplara ayıranların farklı görüşlere tahammülü olmadığını, örneğin bütün dünyada ve Türkiye’de bir siyasal İslâm dayatması olarak kullanılan ‘türban’ın Allah’ın emri olup olmadığını, Kur’an’da bu emrin bulunup bulunmadığını tartışmak dahi istemediklerini” söyleyerek devam ediyor.

KUR’AN’DA VAR MI, YOK MU?
“Oysa” diyor “Pek çok din bilgini, ilahiyat profesörü hatta aralarında Diyanet İşleri’nden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın da bulunduğu pek çok politikacı bu emrin Kur’an’da bulunup bulunmadığının tartışmalı olduğunu söylüyor.”

Daha sonra benim soruma ve Ahmet Hakan’ın cevabına geçerek Hakan’ın bu nedenle bana sataşmasının haksızlık olduğunu şu paragrafla anlatmış:

“Ortada bir sürü gerçekten fetvacı rolüne soyunmuş din adamı ve politikacı cayır cayır Hakan Coşkun’un deyimiyle ‘Şeyhülislâmlık’ yaparken, konuyu tartışmaya açan Ruhat Mengi’ye yapılan bu yakıştırma yerine oturmamış, haksızlık olmuş.”

Emre Kongar bunu haksızlık bulurken Ahmet Bey’in her türlü fetvacılığa ve dayatmacılığa karşı yazdığı üç ilkeye ise hak veriyor:

1- Hiç kimse kutsalın yorumunu kendi tekeline alamaz.

2- Hiç kimse kutsaldan anladığını topluma dayatamaz.

3- Herkes kutsalı yorumlama özgürlüğüne sahiptir. (Ahmet Hakan bunda sonuna kadar özgür olduğumuzu yazmıştı.)

Ben ilk iki ilkeye aynen katılıyorum ama sonuncuda hemfikir değilim; eğer bu “kutsal” dediğimiz “Kur’an” ise...

(Yarın devam edeceğiz.)

DİĞER YENİ YAZILAR