Karşılaştığı beklenmedik haber üzerine kontrolü kaybedip “Vay anasını sayın seyirciler” diye haykıran spiker esprisi vardır ya, bugünlerde duyduğum konuşmalar, okuduğum yazılar, haberler nedeniyle sık sık hatırlamakta ve söylemekteyim.
Vay anasını, ne çok mitinglere kızan, laik rejimin özenle korunmasını isteyenlere, dinî duygular üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkanlara kızan varmış da bugüne kadar sesleri çıkmazmış.
Hani bir kısmının çıkıyordu ama bu kadar da yaygın değillerdi. Olsun, demokrasi var, her özgürlük gibi saçmalama özgürlüğü de bunun içine giriyor.
Türkiye’ye özgü lâflardan biridir “yanlış ata oynamak”... Eğer cumhuriyet, Atatürk, devrimler ve ilkeler, laik rejim gibi değerlerden yana iseniz bu devirde yanlış ata oynuyorsunuzdur. Eh, kim ister böyle bir hata yapmayı?
Trende uyacaksın, kurt kapsın istemiyorsan çoğunluğun içinde yer alacaksın.
Ben oyumu CHP’ye vermediğim için “saplantılı laik-kutup” etiketi yapıştırılan tarafta da yer almamış oluyorum ama madem ki her parti ve her görüş hakkındaki düşüncelerimi yazma, söyleme özgürlüğüm kısıtlanmasın diye siyasete girmeyi bile kabul etmiyorum, o zaman yazacağım.
Aynen seçimden önce de yazıp telefonlarıma uzun süre çıkmamasına neden olduğum Deniz Baykal ve CHP için seçim sonrasında da yazdığım gibi, daha önce her dönemde yaptığım gibi muhalefeti de, iktidarı da, gerekirse toplumu da, kendimi de eleştireceğim.
Öncelikle mitinglere katılanlar veya laikliğe saygılı vatandaşlar için söylenen “türbana (veya başörtüsüne) karşı oldukları” yönündeki yazı ve açıklamaları çok haksız bulduğumu bir kez daha vurgulayayım.
Onlar türbana değil, 4,5 yıllık iktidarı döneminde AKP’nin insanları din üzerinden bölmesine, laiklik karşıtı söylemlerine, kendilerini dindar bu parti dışında kalan herkesi “din karşıtı” saymalarına, İslâmcı anlayışın ülke yönetimini tümüyle ele geçirmesine karşıydılar.
Böylece geri dönüşü olmayan bir yola girilip, bir yandan AB isteniyor gibi bir görüntü verilirken diğer yanda köktendinci bir Ortadoğu ülkesine dönüşmekten korkuyorlardı.
Samimi ve dürüst olalım, o mitinglerde Atatürk’e ve onun kurduğu rejime saygısından geldiğini söyleyen başörtülü çok sayıda kadın vardı.
Bu ülkede ne o kalabalıkların, ne de diğer partilerin sokaktaki başörtülü kadınlarla hiçbir sorunu olmamış, kimse kimseyi başörtüsü (veya artık türban) nedeniyle dışlamamıştır.
TOPLUM NASIL BÖLÜNDÜ
Ama doğrusu şu ki halka “oy uğruna” empoze edilen iddia budur. Toplum önce yıllarca bu şekilde iyice kutuplaştırıldıktan sonra şimdi sıra başka birilerine “Toplumu laik-antilaik diye böldüler” demeye gelmiştir.
Oysa laiklik vurgusunun yapılması “etki-tepki” prensibine göre, önce din üzerinden bölünme yaratılması nedeniyle ortaya çıkmıştır.
Ve laikliğin, tekrar hatırlatalım, bugün dört koldan beyinlere kazındığı gibi “dine ve dindarlara karşı” olmakla ilgisi yoktur. Laiklik sadece dinin sosyal, bireysel alanda kalmasını, devletin belli bir dini olmamasını böylece bir dinin koruyucusu olduğunu iddia edenlerin devleti de dine göre yönetmemesini, rejimin “dine bağlı, örneğin İslâmcı, totaliter bir rejime” dönüşmemesini sağlayan ilkedir. Demokrasinin de “olmazsa olmaz” temelidir.
Onun için laik/antilaik bölünmeden söz ederken önce başa dönmek ve bunun Erbakan’la, “dindar olan/olmayan” bölünmesiyle başladığını hatırlamak gerekiyor.
Bugün hâlâ laik rejimin korunmasının önemine inananlara, aksi takdirde; din bir kez ülke yönetimine girdi mi çıkılamayacağını, bugün “ılımlı İslâm” diye tutturanların da bunu gayet iyi bildiğini söyleyenlere tepki gösterenler yalnız ülkeye değil, kendilerine de büyük bir yanlış yapmaktalar.
Aynen laikliğe önem verenlerin dindar olmadığını ve hatta Müslüman bile olmadığını söyleyenlere inanmakla yaptıkları yanlış gibi...
HANİ DEMOKRASİ?
Aynen, mitinglerde yürüyenlerin de böyle olduğunu, hatta dekolte giyinme hakları için yürüdüklerini, onların dinle ilgisi olmadığını söyleyenlere inanmakla yaptıkları yanlış gibi...
Ne kadar çok yaşlı, köyden gelmiş nineler, dedeler, gaziler, çiftçiler, işçiler vardı o mitinglerde.
Madem ki oy veren seçmene, halkın tercihine saygı demokrasi gereğidir, o zaman ifade özgürlüğünün bir diğer parçası olan “halkın gösteri hakkı” neden aynı demokrasinin gereği değil?
Bu ne bitmez öfkedir mitinglere ve oradaki vatandaşlara?
Yarın; “ılımlı İslâm ve İslâmcı dindarlık, Müslümanlık demek değil” konusuyla devam edeceğim.
“Ilımlı İslâm hoş bir şey” diyorlar!
Haberin Devamı

