Kur’an işte bu nedenle “Bir Müslüman’ın inancını, dini ne ölçüde uyguladığını, Allah katında makbul bir kul olup olmadığını” tartışma veya “bir kulun iyi Müslüman olup olmadığına karar verme” hakkını hiç kimseye vermemiş, Hz. Peygamber’e bile “Senin görevin dini tebliğ etmek, kullarım hakkında kararı ben veririm” demiştir.
Bu nedenle, bir Müslüman’ın bir başka Müslüman’ın dinine-inancına dil uzatması, değerlendirme yapması “en büyük günahların başında” gelir. Elbette bir İslam Hukuku profesörüne bunları hatırlatmak gerekmez, kendisi gayet iyi bilmektedir çünkü, ama asıl soru da bu zaten; bile bile neden yapıyor? Tam aksine, yapanları uyarması gerekirken kendisi neden insanlar arasına düşmanlık tohumları ekiyor?
ALLAH DA TEPKİ GÖSTERMİŞ!
Yeni Şafak Yazarı Prof. Hayrettin Karaman; “eşcinsel, sarhoş, nikahsız yaşayan, kumarcı, çıplak” tanımlarının, “Müslümanların farklı olanına ‘hoşgörü’ değil, ‘tahammül’ diyorum(...)İslam’a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler ama onların aykırı fiilleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi tedbirlere başvurulur” benzeri cümlelerin yer aldığı yazısında “Tepki gösterecekler biliyorum” da diyor.
Bir kere kimden söz ettiği belli değil, karar verememiş gibi; Müslüman olduğu halde içki içen, kumar oynayanlardan mı söz ediyor, yoksa “İslam’a inanmayan” derken “başka din ve inançtan olanlar”dan mı? Ya da Müslüman olmalarına rağmen bunları “İslam dışı” ilan etme yetkisinin Hz. Muhammed’e bile verilmemesine rağmen kendisine verilmiş olduğuna mı vehmediyor? Kusura bakmasın ama buna “önce Allah’ın tepki göstermiş olduğunu” hatırlaması gerekiyor.
Bırakın başka Müslümanları değerlendirmeyi (Müslümanlar ve Müslüman’ın farklı olanı diye ayırmayı), başka dine-inanca sahip insanların yaptıklarına da karışamaz, zira o dinlerin peygamberlerini de aynı Yaradan göndermiştir, değerlendirmeyi de ancak o yapabilir.
MÜDAHALEYE KIŞKIRTINCA!
“Sarhoş, nikahsız yaşayan, çıplak, kumarcı, eşcinsel”, bunların hepsinden diğer ülkelerde de var, İran’da, Suudi Arabistan’da bile var, insanlar yaşam tarzına karar vermişse bunu yasaklarla durdurmak zor oluyor, bu ülkeler örnektir. “Doğru yaşamak isteyen insanlar” kurallara uyar ve başkalarına bakmazlar, kendi içlerinde tenkit edebilirler ama medeni; yargısı , güvenlik güçleri olan bir ülkede hiç kimse (ve hele bir prof) “Her Müslüman’ın kamuya açık bir yerde dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa müdahale ile yükümlüdür” diyemez. Böyle bir durum varsa şikayetçi olursunuz, gereken yapılır, hukuk bunun için vardır.
PLAJLARI SES DUVARIYLA MI ÇEVİRECEK?
Türkiye gibi birçok din ve kültürün bir arada olduğu, ayrıca turistik bir ülkede Hayrettin Karaman ve benzerlerinin bu kışkırtmaları Ramazan’da oruç tutmayanlara saldırıdan, plajda denize girenlere saldırıya kadar varabilir.
Nitekim yazısıyla aynı gün Erzurum’da sokakta sigara içen bir kadına saldırı oldu. Kadın “oruç tutamayacak durumda olabilirim, ya da oruç tutmamayı tercih edebilirim, size ne” diyerek davacı olmuş ama olay çok daha ciddi bir sonuca varabilirdi (içki olmadığı halde kadeh içindeki meyve kokteyllerini içki sanıp sergiye saldıran ve insanları hastanelik edenleri unutmayalım.) Ve yine aynı gün “Tarikat liderinden 24 çocuklu harem” haberi de vardı.
Başkalarının yaşamına takmaya başlarsanız “imam nikahıyla çocuklarla evlenen yaşlılardan, üç-beş karı alıp harem kuran adamlardan” da söz etmeniz gerekir, sonu İran’daki “muta nikahı”na kadar varıyor.. Müdahalenin sonu yoktur yani..
Hayrettin Karaman gibi din hocası değilim ama (gerek aile eğitimim, gerek özel çalışmalarımla) dini özümsemiş biriyim, yukarda söylediklerim arasında bir yanlış olmadığını biliyor. Yazarken dikkatli olmalı, toplumu karıştırmaya prof’ların da hakkı yoktur!
Sarıyer de kampanyaya katıldı
Uzun süredir Boğaziçi Üniversitesi’nden “kedi sayısının hızla arttığı, kısırlaştırma ve tedavileri için yardım gerektiği” konusunda telefon ve mektup yağıyordu. Bazı iyiliksever, sorumlu akademisyenler ellerinden gelen çabayı gösteriyor, Sarıyer Belediyesi veterinerleri “kendilerine götürüldüğü takdirde” gerekeni yapıyor ama yetmiyor. Belediye’nin yardımına ihtiyaç olduğunu son olarak bu üniversitede ders veren, “gerekirse ben onlara yol gösteririm” diyen Mehmet Emin Adanalı’dan duymuş ve Başkan’ı aramaya karar vermiştim.
Birkaç gün önce kendisi de Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’le “ülke çapında sokak hayvanlarına bakım, aşı ve kısırlaştırma kampanyası”na katılmaları (aşılar, parazit ilaçları çok önemli, minicik yavrular bu eksikler nedeniyle ve çoğu virüsten-ishalden ölüyor) ve bunu Boğaziçi’nden başlatmaları konusunda görüştüm. Daha önce Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın “Sarıyer’le birlikte hayvan parkına dönüştürecekleri” projesinden sözettiği Kısırkaya’da bir hayvan barınağı olduğunu ama diğer belediyelerin sahipsiz hayvanları getirip Sarıyer’e bırakmaları nedeniyle işlerinin çok zorlaştığını anlattı.
Ve kendisi de daha önce ilk adımlarını zaten atmış olduğu “Kampanya’ya Boğaziçi Üniversitesi kedilerine el uzatarak başlamayı” kabul etti.
ÇOCUKLAR BÜYÜKLERİ UTANDIRABİLİR!
Bunu yaptıktan sonra diğer mahallelere de genişletmek ve giderek doğurganlığı önlemek zor değil. Dikkat edilecek şey “süt veren anneleri, hamile olanları almamak, yavruları en az yedi ay beklemek, yakalarken canlarını acıtmamaya özen göstermek”. Bunu kasaplar gibi yapan acımasızlar da var çünkü.
Çok iyi bir ekipleri olduğundan, bu konuda yoğun şekilde çalıştıklarından, “köpekleri kısırlaştırıp saldırgan olanları rehabilite ettiklerinden” söz etti. O da “çocukları hayvan barınağına götürüp sevgi aşılama” amaçları olduğunu belirtti ki bu çok önemli bir nokta; bugünün çocukları yarının büyükleri olarak “hayvanlara karşı daha sevgi dolu ve yardımsever” yetişmeliler. Bunu başardıklarında günümüzün bazı acımasız-sevgisiz, kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayarak bencilce kedi evlerini bile parçalayan bazı yetişkinlerini utandırabilirler.
Başkan Genç bir de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 90 köpek ve çok sayıda kedinin bakımını üstlenen “kadın öğretim üyesi”nden söz etti. Bu iyi yürekli gönüllüler de “çocuklara örnek yetişkinler” işte, iyi ki varlar!

