Hayatı boyunca onuruyla çalışmış, ülkesine hizmet etmiş insanların “PKK itirafçılarının sözleriyle suçlanmasına” izin verir, terörist sözüyle onları karalarsanız...
Suçlu olduğu kanıtlanmamış, büyük ihtimalle asla kanıtlanamayacak kişileri elinizde “suç delili” olmadan gözaltına alır, tutuklar, evini arar, onları ailelerine ve topluma karşı peşinen suçlu ilan ederseniz...
Başbakan “suç sabit olmadıkça kimseyi suçlu ilan edemezsiniz” nutukları atarken ve söz konusu davanın savcısına destek konuşmaları yaparken, kendi hakkında türlü çeşitli iddialar olan bu savcı tutuklattığı bazı kişileri hakkında delil bulamadığı için “suçlu olup olmadıklarını, örgütle bağlantılarını” Kanada’daki hahama sorarsa... Ve bunun adına “hukuk”, “adalet” derseniz... (Herkes tepki gösterirken ve güven tümüyle yok olmuşken bu savcı neden ısrarla değiştirilmiyor sorusunu cevaplamazsanız...)
Memleketin en önemli hukukçuları; Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’tan, Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na, AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen’e kadar “Bu nasıl iddianame, hayatımda böyle şey görmedim” veya “İnsanlar neyle suçlandığını bilmek zorundadır. Adil yargılama hakkı vardır” derken siz insanları “neyle suçlandığını bilmeden” aylarca, yıllarca cezaevlerine atar, ağır hastalanmalarına; “merdivenden düşmelerine (!), kalp krizi geçirmelerine, sakat kalmalarına ve ölmelerine” neden olursanız...
Bir tarafta suçlu olduğunu gösteren kanıtlar bulunan bir grup var diye suçsuz veya suçu kanıtlanamayan kalabalıkları cezalandırır, topluma, masum insanlara da korku salarsanız...
Bir gün elbette sizleri yargılayacak mahkemeler de kurulacaktır. Kurulmasa bile bu milletin vicdanında mutlaka yargılanacaksınız.
İster gazeteci, yazar olun ister siyasetçi, ister yargı mensubu olun ister akademisyen ya da cemaatçi fark etmez... Milletin vicdanı mutlaka adaletsizliğin, haksızlığın acısını bir gün çıkarır, hiç beklemediğiniz anda gerçek adaleti görürsünüz. Bu da olmazsa ilahi adalet yakanızı bırakmaz.
Geçmişte görülmüştür, yaşanmıştır benzerleri, yine mutlaka yaşanacaktır.
Bir PKK itirafçısının yani teröristin “faili meçhul cinayetlerle ilgili” olarak kendisini suçlayan sözlerinin bir gazetede yayımlandığı gün intihar eden, AKP Hükümeti döneminde verilen Devlet Övünç Madalyası sahibi emekli Albay Abdülkerim Kırca’nın kardeşi Kemal Kırca cenaze töreninde dayanamayıp “Sayın Bakan itirafçıları getirip yargılayın. Onlar itirafçı değil, iftiracı” diye bağırmış.
Yerden göğe kadar haklıdır, kim bilir kaç şehit vermemizde rol oynamış teröristlerin “itirafçı” diye serbest bırakılıp röportajlar yapıldığı, 30 bin kişinin ölümünden sorumlu terörist başına “sayın” diye hitap edilen ve neredeyse beş yıldızlı otel şartlarında tutukluluğu sürdürülen bir ülkede Devlet Madalyası sahibi askerlere ve onuruyla çalışmış birçok insana suçlu muamelesi yapılmasına susmak artık “imkansız” noktaya geldi.
Bir halk isyanı mı istiyorlar, buna mı uğraşıyorlar diye merak eder oldu vatandaş artık!
Gençlerimiz salaklığa kurban gidiyor!
Türk insanı ülke içinde ekonomik krizden trafiğe, Doğalgaz gibi firmaların ihmalinden yolsuzluklarla omzuna yüklenecek trilyonlara kadar bin türlü sorunla uğraşırken hükümet hâlâ seçim için “başka ülkelerin üzerinden tribünlere oyun oynama” derdinde...
Tüm ülke sorunları yığılı halde dururken Başbakan Erdoğan’ın Yunanlı milletvekiline “alelacayip, ne olduğu anlaşılmayan, yine diplomaside benzeri görülmemiş” bir laf etmesi bile garibim memleketinde olay oluyor. Olay olması lazım ama sapla samanı karıştırmadan... Bir Türkiye başbakanının AB’de kahve diliyle konuşması eleştirilerek... Bunu da marifet sanarak değil.
Uludağ gibi Türkiye’nin bir numaralı kayak merkezinde, tam üniversite tatillerinin başladığı sırada yine pırıl pırıl bir öğrenci gencimiz ihmalden ve efendim onu GSM operatörü yardımıyla aramak için “savcılıktan izin” gerekmesi, bu iznin de gecikmesi, dağdaki hastanenin de kapalı olması nedeniyle karda donarak yaşamını kaybetti. Cep telefonuyla onunla konuşan anası, babası çırpınıyor, jandarma yardım istiyor ve bürokrasi nedeniyle yardım geciktiriliyor.
Sonra GSM’den verilen koordinatlar da YANLIŞ çıkıyor.
Bu budalalık, bu salaklık işte yalnız Türkiye’de olur. O çocuğun bir kabahati kaybolabileceği alanlara girmekse diğeri Türkiye’de doğmuş olmaktır.
Böyle bir durumda hiçbir ülkede bürokrasi filan dinlenmez, gereken her izin anında verilir. Sadece Türkiye’de verilmez. Sadece Türkiye’de bir gencin (veya doğalgaz ihmalinde olduğu gibi 7 gencin) hayatı hiçe sayılır.
Sadece Türkiye’de tatilin başladığı bilinirken öğrencilerin kaybolmaması için her tür önlem alınmaz, tatil için dağa gelenlere anonslarla “sis ve siste kaybolma ihtimali” uyarısı yapılmaz, pistlerin sınırı belirlenmez. Tatilde bu tür bir olay ihtimaliyle “hızlı arama organizasyonları” hazırlanmaz.
Yaaalnız Türkiye’de bütün bu salaklıklar bir araya gelebilir.
O ana babayı düşünün şimdi... İhmallerin hangi birine üzülerek yansınlar?
Bir öğrenci de (13 yaşında) tatilin başladığı gün Ataköy’de sahil yolunda bir aracın altında kalarak ölmüş. Sıradan (!) bir olay artık... Trafik ölümleri olay bile sayılmıyor!!!
Türkiye’yi yönetenler ise ziyafet sofralarında, gezilerde, seçim derdinde... Ne önemi var 1 ya da 10 gencimizin ölümünün değil mi ama efendim?
(Not: Evet, her ihmal, her hata için hükümeti suçluyorum. Aynen böyle!)

