İktidar suçlamaları cevaplamalı

Haberin Devamı

Bugüne kadar hep iktidar partisinin şahısları partileri, medyayı suçlamalarını duyduk.

Hatta yerli, yabancı tüm hukukçuların “Bir fotokopiye belge denemez, aslı bulunmalı” dediği belge olayında bile tüm orduyu darbecilikle suçlayan açıklamaları Cemil Çiçek, Bülent Arınç gibi AKP’nin önde gelen isimlerinden dinledik.

Her demokratik ülkede en doğal görevi “iktidara eleştiri” yapmak olan medya kesimine karşı “almayın” kampanyasını Başbakan’ın bizzat kendisi yürüttü. Bu da yetmedi iktidara bağımlı olmadığı için eleştirebilen medyaya tarihte benzeri görülmemiş ağırlıkta vergi cezaları çıkararak tümüyle susturma, yok etme çabalarını izledik. Baskı “hapis cezasıyla korkutma”ya kadar gitti.

İtalya Başbakanı Berlusconi bir İtalyan gazetesine “almayın” diye (ne benzerlik ama) tepki gösterdiğinde gazete hemen Berlusconi aleyhine “faşist baskı” diye dava açtı.

Türkiye’de artık bu düzeyde bir demokrasi kalmadığı, yargı bağımsızlığı da ortadan kalktığı, böyle bir durumda “yok etme” adımlarının daha da acımasızca artacağı bilindiği için basından İtalya’dakine benzer bir “adalet isteği”, bir “hak arama” talebi gelemeyecektir. Ama...

Ama... İstediği her konuda büyük bir fütursuzlukla demokrasiyi şekilden şekle sokan, tarifini neredeyse “baskıcı rejim” haline getiren, istediği kişi ve kurumları her tür suçlamayla yerden yere vuran bir iktidarın kendisiyle ilgili suçlamaları da kesinlikle cevaplaması gerekir.

Halkın bunu istemeye hakkı vardır (ki istiyor, yüzlerce mektup ve soru yağıyor). Açıklama yapılmadığı takdirde artık en önemli olayların, insanların “duruşma bekleyerek aylarını, yıllarını cezaevlerinde tükettiği”, ülkenin değerli bilim adamlarının bile anlamsız suçlamalarla karşı karşıya bırakıldığı davaların “iktidarla ilgili bölümlerinin bilinçli olarak üstünün örtüldüğü” sonucu ortaya çıkacaktır.

ÖZKÖK OLAYI VE DENİZ FENERİ

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün “Darbe planlarından 2004 yılında haberdar olduğunu” söylemesi, şu anda Başbakan Yardımcısı olan Bülent Arınç’ın “Haberimiz vardı, bunu Başbakan’la da görüştük” demesi kesinlikle yargıya gitmesi gereken bir konudur.

Eğer bu ülkede bir belediye başkan adayı ile bir rektörün seçim öncesi yaptıkları ve endişelerini paylaştıkları dostça bir telefon konuşmasının bile Ergenekon soruşturmasında sözü geçiyorsa açık ve net şekilde suç olan “darbe girişimini bilerek gizlemek” iddianamenin en baş köşesinde yer almalıdır.

Tabii eğer soruşturma iktidardan bağımsız savcılar, iktidardan bağımsız bir yargı tarafından yürütülüyorsa... Bu olay tek başına, turnusol kağıdı gibi “bağımsızlığı” veya “baskıyı” ortaya çıkaracak niteliktedir.

Aynı şekilde, üstü örtülen, kasıtlı şekilde unutturulan Deniz Feneri olayı davasının açılmaması, şu anda CHP’nin gündeme getirdiği “Almanya’daki dosyada Başbakan’ın adı en tepede, şüpheliler arasında geçiyor, onunla ilgili 6 sayfa var” konusuna açıklık getirilmemesi, “asıl failler” denilen isimlerin hiçbirine dokunulmaması da yargı bağımsızlığına büyük gölge düşürmektedir.

İktidar partisinin ve Başbakan’ın bu konulardaki açıklamalarını yalnız medya değil, tüm ülke bekliyor.

Haydi bize Türkiye’de demokrasinin “hâlâ var olduğunu” göstersinler!

DİĞER YENİ YAZILAR