Brad Pitt'in muhteşem Truva filmini ilk gösterime girdiği gün izledim. Beni bu kadar etkileyen az film seyretmişimdir bugüne kadar. Truva'nın çekimini önce Türkiye'de, kendi orijinal yerinde yapmak istediklerini ama Türkiye'nin buna izin vermediğini herhalde duymuşsunuzdur. Truva Müzesi ni bile akıl edip filmden sonra açmayı düşündüler. Oysa eğer izin verselerdi kimbilir ne büyük bir reklâm olacak, dünya çapında milyonlarca izleyicinin göreceği bu film Türkiye'ye nasıl bir turist akınına neden olacaktı. Ayrıca kurdukları, trilyonlarca liraya mal olan olağanüstü Truva şehri dekorunu da bir süre için orada korumak mümkün olacaktı. Tabii ki bunun tarihi kalıntıların üzerine yapılması şart değildi, Truva'da başka bir arazi gösterilebilirdi ama bize fazla düşünmeden, zahmetsizce işin içinden sıyrılmak için küçücük bir mazeret yeter ya, tamamen öyle oldu.
Tabii Truva olayı tek örnek değil. Pazar günü sevgili dostlarım Cengiz-Nilgün Aslan çiftinin Durusu'daki tatil evlerindeydim. Cengiz Bey'in kardeşi prodüktör, reklamcı Atila Aslan'ın da bulunduğu grupta sohbet koyulaşmışken Sinan Çetin geldi ve tam biz Truva'dan söz ederken aynen Turuva gibi kaçırdığımız büyük bir fırsatı anlattı; "Bugüne kadar bunu kimseye anlatmadım ama sana anlatacağım, mutlaka yazmalısın artık bu sorun çözülmeli" diyerek.
Sinema meraklıları Barışçı (Peacemaker) filmini hatırlayacaklardır. George Clooney ile Nicole Kidman'ın başrollerini oynadığı ve yapımcılığını Steven Spielberg'in yaptığı bu güzel savaş ve terör filminde Türkiye'nin de adı sık sık geçiyordu. Barışçı filmi için Steven Spielberg ve Camera Rental'ın sahibi Otto Nemenz aracılığıyla Sinan Çetin'i arıyor. Barışçı filmini Türkiye'de çekmeyi düşündüklerini, Sinan Çetin'in de ortak olmasını istediklerini söylüyor ve "Bize prodüksiyon yapar mısınız?" diye soruyor. Filmin tamamı Türkiye'de çekilecek ve bütçesi olan 50 milyon dolann büyük bir kısmı da burada kalacak. Bunun için Spielberg'in adamları, yapım yardımcıları Los Angeles'tan kalkıp geliyorlar. Adana ve Antakya bölgesinin çok uygun olduğuna karar veriliyor, el sıkışılıyor. Plato Film ve Sinan Çetin de ortak olacak ve filmin jeneriğinde yer alacak. Herkes sevinçten uçarken, bütün hazırlıklar tamamlanmışken her zaman olduğu gibi Ankara'dan haber geliyor:
"İzin vermiyoruz!"
Ben sohbetin burasında birdenbire kendimi kaybederek 'niye abicim? diye atılmışım. Sinan gülmeye başladı ve bu sorunun cevabı şöyle dedi:
"Açıklamıyoruz."
Daha sonra uzun araştırmalar yaparak cevabı bulmuşlar; mazeret "yabancı ekibin güvenliğini sağlayamayız." "Biz sağlarız" dedik diyor Sinan Çetin ve sinirli bir gülüşle devam ediyor; "Siz kimsiniz lan? dediler. Cevabın muhatabını da bulamadık. Neticede 'Ankara' olarak kaldı. Ve Türkiye kendisine maddi manevi çok yararı dokunacak bir büyük uluslararası prodüksiyonu daha kaçırdı."
Bunları dinleyince öylece kalakalmışım. Sanıyorum bunca başarılı prodüksiyona imza atmış ünlü bir yönetmen olmasına rağmen bu işe çözüm bulamamış olan Sinan Çetin'in öfkesi bile benimkinin yanında az kalırdı. Kimdir bu izin vermeyenler? Hangi nedenle ve ne hakla Türkiye'ye bu kadar yaran dokunacak projeleri ellerinin tersiyle itebilmektedirler? Kültür ve Turizm Bakanlığı bunlara neden müdahale etmez? Bundan sonra aynı hataların yapılmaması için bakanlıklar artık gözlerini açık tutmak zorundalar. Sinan Çetin'in ve benim ne demek istediğimizi anlamak için bakanların, sorumluların Truva filmine gidip mutlaka izlemeleri lazım. Acaba böyle bir reklâmı nerede bulabilirlerdi?
Filmin yapımcıları da karşılık olarak haritayı gösterirken bile Türkiye'nin adını yazmamışlar. Orası herhangi bir kara parçası olarak gösteriliyor.
Biz millet olarak bıktık artık bu saçmalıklardan, sorumsuzluklardan. Gerekiyorsa yabancı filmcilerin Türkiye'de film çekmesi için de bir kanun çıkartsınlar. İstedikleri her şeye çare buluyorlar da buna mı bulamayacaklar?
İkinci "Truva" vakası
Brad Pitt'in muhteşem Truva filmini ilk gösterime girdiği gün izledim. Beni bu kadar etkileyen az film seyretmişimdir bugüne kadar
Haberin Devamı

