Çağlayan yürüyüşü ve Anayasa Mahkemesi kararından sonra, hele de Başbakan Erdoğan’ın erken seçime gidileceğini ve cumhurbaşkanını da halkın seçeceğini açıklamasından sonra tatlı bir rehavete giren bazı dostlarım dünkü yazımın başlığına kızdılar.
Sevinmek gerekirken neden ‘Uçurumun kenarında adım adım’ başlığını koymuşum... ‘Yazarınız öyle hissediyor, kusura bakmayın’ dedim.
Önce de yazmıştım, son haftalarda daha da pekişti duygularım; gü-ven-mi-yo-rum. Nokta son. Güvenmiyorum.
Siyasetçilerin çoğunun, özellikle AKP yöneticilerinin kendileri yerine ülkenin geleceğini düşünerek karar vereceğine, bir “B plânı” uygulamadan düzgünce seçime gideceğine filân inanmıyorum.
DEMOKRASİYE KURŞUN??
Başbakan Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi kararına bile (AİHM kararında da yapmıştı, istediği sonucu vermeyen en yüksek mahkemelere kızma huyu var. O kararda “ulemâ”ya sorulmasını istemişti, Anayasa Mahkemesi kime sorsun onu söylememiş) sıkılmadan, çekinmeden ve hâlâ germeye devam ederek “Demokrasiye sıkılmış kurşun” dediğini duyduktan sonra ben o samimiyete nasıl inanayım?
Mahkeme bu kararın aksi yönünde sonuç açıklasaydı muhakkak ki onu göklere çıkaracak ve “Türkiye bir hukuk devleti, saygılı olmalıyız” diyecekti. Hukuk anlayışı böyle olan bir başbakan görülmüş müdür?
Baykal başbakan değil, ana muhalefet partisi lideri ama buna rağmen onun mahkeme henüz karar aşamasındayken “tehlikeli bir çatışma içine girileceğinden” söz ettiği konuşması da büyük bir hataydı.
Nitekim Anayasa Mahkemesi bu konuşmaların “Türk Ceza Kanunu anlamında suç sayılacağını” açıkladı. Gelin görün ki “dokunulmazlıkları” var.
Ve Başbakan Erdoğan “Eğer 25 yaş için Anayasa’ya madde eklenecekse, seçimler 4 yıla indirilecek, cumhurbaşkanlığı 5+5 olacaksa dokunulmazlıkların da o paket içinde kaldırılması” yönündeki ısrarlara “hayır, olmaz” diyor.
Oysa samimiyetle istense kaldırılabilir, seçim barajı düşünülebilir, kadın kotası konabilir ve hatta seçim kanunu tümüyle değiştirilebilir.
Ama... Gerçek şu ki seçim tarihini 24 Haziran1 Temmuz gibi bir tarihe aldığınızda bunların hiçbirini yapmanız hukuken mümkün değil.
BAŞBAKAN DOĞRUYU SÖYLEMİYOR
Başbakan Erdoğan ve AKP “cumhurbaşkanını halka ve genel seçimle aynı günde seçtireceğiz” diyorsa gerçeği saklıyor demektir.
Ayrıca “erken seçim” kararını kendisinin aldığını söylüyorsa yine gerçeği saklıyor demektir.
Anayasa’nın 102. maddesi cumhurbaşkanlığı seçiminin (aday süresi bittikten sonra) 20 gün içinde yapılmasını ve ancak 4 tur seçim yapılabileceğini söylüyor.
Bu sağlanamadığı takdirde zaten kendiliğinden seçime gidiliyor. Karara filân gerek yok. Hele daha önce fırsat varken “erken seçim” kararı almamış bir hükümet için böyle bir böbürlenme hakkı hiç yok.
Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi ve diğer değişikliklere gelince; bunların yapılıp, cumhurbaşkanına gönderilip kabul edilip seçime yetiştirilmesi mantıken ve hukuken imkânsız.
“Anayasa değişikliğini kabul ettiremezsek referanduma gideriz” şeklinde bir kahramanlık da mümkün değil. Zira referandum için karardan sonra “120 gün” zorunluluğu var.
O zaman AKP ne yapıyor?
Önce Anayasa Mahkemesi kararına karşı bile “mağdur” pozisyonu alıyor. Seçime mümkün olduğunca erken tarih vererek merkez sağ ve soldaki birleşmeleri, böylece ciddi bir rakibi önlemeye çalışıyor.
Seçimde oyunu arttırdıktan sonra cumhurbaşkanını yine Meclis’te seçmeyi plânlıyor.
Tufaya gelen kim? Yine halk... Ve yine kendi tabanına “Ben söyledim, bakın yapmadılar” diyeceği diğer partiler...
Elbette eğer adam ayartarak 367’yi gelecek turlarda tuttururlarsa ve ülkeyi yeniden gerilimin kucağına atarlarsa Anayasa zahmetine de gerek kalmayacak.
Bu durumda ben nasıl güven duyayım söyleyin!
(Not: Yine Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı seçilemediği sürece Sezer’in cumhurbaşkanlığı devam ediyor. Meclis Başkanı Arınç da -bilmemesi imkansız olduğuna göre- bu konuda doğruyu söylemiyor ve yanıltıyor.)
İki sandık mümkün değil!
Çağlayan yürüyüşü ve Anayasa Mahkemesi kararından sonra, hele de Başbakan Erdoğan’ın erken seçime gidileceğini ve cumhurbaşkanını da halkın seçeceğini açıklamasından sonra tatlı bir rehavete giren bazı dostlarım dünkü yazımın başlığına kızdılar
Haberin Devamı

