İki maymun diyeti

Bugün değişik bir şeylerden söz etmek istiyor canım. Sizin için 26 Ocak 2004 tarihli Newsweek dergisinde çıkan benim çok ilgi çekici bulduğum iki maymun diyetini seçeceğim dağarcığımdan

Haberin Devamı

Bugün değişik bir şeylerden söz etmek istiyor canım. Sizin için 26 Ocak 2004 tarihli Newsweek dergisinde çıkan benim çok ilgi çekici bulduğum iki maymun diyetini seçeceğim dağarcığımdan. Ve aynı zamanda önemli bir iyilik de yapmış olacağım bu gerçeği hatırlatmakla...

Şimdi gazetede'ki köşemde yayınladığım iki maymunu dikkatle inceleyin. Sol tarafta genç bir şempanze var, sağda ise yaşlı... Soldakinin gözleri, cildi ve tüyleri parlak, sağdaki yorgun bakıyor ve cildi kırışık değil mi? Üstelik kulaklarını bile tüyler kaplamış. Oysa arkadaşlar bu iki maymun da 24 yaşındalar, aralarındaki tek fark beslenme tarzları. Yani diyetleri.

Solda bulunan ve belirgin şekilde daha genç görünen maymun düşük kalori ve şeker içermeyen gıdalarla, sağdaki ise tam aksine bol karbonhidrat ve şekerli gıdalarla beslenerek büyütülmüş. Aslına bakarsanız bu gerçek 90'lı yıllarda anlaşılmış. Vücut sindirilebilen bütün karbonhidratları glikoza çeviriyor. Yani hücrelerimizin yakıt olarak kullandığı şekere.

Bu glikoz molekülleri kana karıştığında pankreas hücrelerin bunu özümsemesini sağlamak üzere insülin hormonu salgılamaya başlıyor. Böylece kaslar, yağlar ve diğer hücreler kandaki şekeri sünger gibi çekiyor ve insülin düzeyi normale dönüyor.

Yapılan araştırmalarda bazı yiyeceklerin (patates ve kahvaltı yerine geçen mısır gevreği -corn-flakes- gibi) kan şekerini çok daha hızlı şekilde arttırdığı böylece insülin düzeyinin de aynı hızla arttığı bulunmuş. Birçok meyve, sebze, tahıl ve baklagillerde şeker düzeyi düşük. Ama meyvenin suyu sıkıldığında veya tahıllar una çevrildiğinde şekerli sudan farkı kalmıyor.

Tehlike büyük!
Bu şekilde glikozu kolayca arttıran yiyecekler tercih edildiğinde ise kan şekeri bilindiği gibi hızla artıyor. Bu yüksek miktarda şekeri kas ve yağ hücrelerine aktaracak miktarda insülin üretimi, aynı zamanda vücudu, depolanan aşırı yakıtı harcamaya yönlendirecek bir başka hormonu (glukagon) tetikliyor.

Sonuçta glikoz seviyesi düşüyor ama beyin ve diğer dokular da aşın yorulmuş oluyor. Böylece bitkin düşmüş olan vücut yeni bir enerji kaynağına ihtiyaç hissediyor ve tekrar açlık başlıyor. Tek çözüm çocukluktan başlayarak kalori ve şeker düzeyi düşük bir beslenme rejimini benimsemek. Ama bu da insanda büyüme ve ergenliği geciktireceğinden dengeyi sağlamak çok önemli. Onun için şeker veya şekerli ürünleri, patates kızartması gibi yüksek kalori taşıyan besinleri her istediğinde onları nurdu etmek için çocuklarınıza vermeyin.

Böyle yaparak sağlıkları için tehlike yarattığınızı unutmayın. Geçen yıl doktor röportajlarım sırasında Türkiye Diyabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık aynı konuya farklı bir açıdan şöyle değinmişti;

"Vücuttaki insülin sınırlıdır, her tatlı yediğinizde bu insülinden bir kısmını daha harcarsınız. Sonunda herkes şeker hastası olabilir, şurası muhakkak ki fazla şeker tüketenler çok daha erken olur.' Newsweek'deki yazı metabolizma hakkındaki bir gerçeğe daha değiniyor:

Kalori sınırlaması metabolizmayı yavaşlatır. Yaşamın çok önemli bir unsuru olan metabolizma aynı zamanda yıpratıcı özelliğe sahiptir. Oksidasyon esnasında canlı hücrelere zarar veren bir takım moleküller açığa çıkar. İşte düşük kalorili diyetler bu molekülleri azaltır, böylece yaşamın da uzaması sağlanabilir.

Nitekim çeşitli hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar bu tür diyeti yapanların normal yiyenlerden çok daha genç göründüğünü ve yaşamın da yüzde 30 oranında uzadığını ortaya çıkarmış. Antioksidan, C vitamini ve yeşil çaylar da bu zararlı moleküllerin verdiği zararı azaltmak üzere kullanılıyor. Tabii düşük kalori ve şekerli diyetlerin yan tesirleri de olabiliyor. Onun için doktor kontrolünde yapılması önemli. Nasıl, ilginç değil mi?

Namoğlu'nun kaçak kat'ı
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu aleyhinde bir yazı okudum dün. Başkan Beşiktaş Belediyesi'ne geldiğinde, binanın kaçak yaptırılmış olan en üst katını (ki bu Başkan'ın oturduğu kat oluyor) yıktırmaya söz vermiş ama... Ama sonra beklemiş beklemiş tam seçimlere bir ay kala "yıktırıyorum" demiş.

Namoğlu "Levent'teki yeni bina yapılınca burayı yıktıracağız demiştik, bina yeni bitti" diyorsa da görünen o ki bazılarını inandıramamış. Ben de zamanında tutulan sözleri severim ama burada Yusuf Namoğlu'na biraz haksızlık yapılıyor gibi geldi. En azından, kendisinden önce yapılmış bir katı yıkmaya karar vermiş. Bırakın katı, bugün bile hiçbir belediye yapılmış hiçbir şeyi yıkmaz. Yıkmak bir yana seçim yaklaşırken hepsi hâlâ oy hesabıyla şehir içinde şehirler kurulmasına izin veriyorlar.

Belki beğenmeyenler de vardır ama Beşiktaş'ta oturanların çoğu (bu köşenin kiracısı da) Namoğlu'nun iyi bir başkan olduğunu bilirler. Bu semt için elinden geleni yapmış, temizliğini, düzenini sağlamayı başarmış bir başkandır Yusuf Namoğlu. Ben bir semt sakini olarak memnunum açıkçası. Oyum yine ona gidecek!

DİĞER YENİ YAZILAR