İhmal edilmiş raylarda hızlı tren

Hızlı tren kazasının Bilirkişi Heyeti'nde bulunan, ilgili bilim insanları kazanın hızdan değil raylardaki hatalardan kaynaklandığını açıklıyorlar

Haberin Devamı

Hızlı tren kazasının Bilirkişi Heyeti'nde bulunan, ilgili bilim insanları kazanın hızdan değil raylardaki hatalardan kaynaklandığını açıklıyorlar. Konuşan bilimciler arasında mühendisler ve ulaştırma uzmanı profesörler var. Bu açıklamalar sorumluların ortaya çıkması açısından çok büyük önem taşıyor.

Tabii Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım'ın Hızlandırılmış Tren Projesi başlamadan önce yaptığı konuşmada. Banda alınmış bu konuşmada Bakan Yıldırım, amca oğlu olduğu açıklanan TCDD Genel Müdürü Karaman'ın "tepki gelebilir" uyarısına karşılık "sen yap kimse farkına bile varmaz" sözleri varmış.

Bugün bir dergide çıkacak olan konuşma metninde Bakan şöyle diyormuş: "Tren 30 km.'nin üzerine çıktığı zaman lokomotif yuvanın başı gibi oynuyor ve raydan çıkma riski çok fazla. Demiryollarının bazı hatlarına 35 yıldır hiç el atılmadı.

Genel Müdür projeye karar vermeden önce bana geldi ve uyardı.

'Sen yap kimse farkına varmaz' dedim. Hakikaten hiç de tepki gelmedi. Ve Şubat'ın ortalarında tamamlıyoruz. Bu iş 50 yılın ihmali. Öyle bir yılda, iki yılda olmaz. Çok gerçekçi olmamız lâzım."

Aslına bakarsanız sadece bu konuşma, bilirkişilerin "suçluyu açıkça işaret etmesi" gözönüne alınmadan bile Bakan'la TCDD Genel Müdürü'nün derhal istifa etmesine (veya görevlerine son verdirilmesine), daha sonra da toplu katliam gibi bir kazanın iki sorumlusu olarak yargı önüne çıkmalarına yeterlidir.

Ama biz yine toplu uyutulma, toplu dikkat dağıttırılma dönemine girdik. Şu anda dikkatler kazadan Başbakan'ın İran gezisine ve "öncelikli konuları" olan terör, dış ticaret vs.ye çevrilmiş durumda... Bir de İran'a giden kadın gazeteci, televizyoncu arkadaşlarımızın pek eğlenceli bir oyunmuş gibi "zorla taktırılan" türbanları, tesettür kıyafetleriyle gülerek verdikleri pozlara.

Oysa İran grubu oradaki işlerini yapadursun burada kalanların kazayı unutturmama ve sorumlularından açıklama isteme gibi önemli bir görevleri var.

Ankara'nın çok ünlü avukatlarından biri dün telefonda Ankara Garı'ndaki tarihi binanın girişine, en kolay görülecek yere asılmış olan ve tam kaza günü kendisinin de dikkatini çeken plaketten söz ediyordu. Plaketin üstünde "Hızlı Tren Projesi Başbakan Tayyip Erdoğan ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım döneminde başlatılmıştır" yazıyormuş.

Yani Bakan Yıldırım'ın kendi ağzıyla "50 yıldır ihmal edilmiş olduğunu ve trenlerin yoldan çıkma ihtimalinin çok fazla olduğunu" ifade ettiği demir yollarında izin verdiğini ve Genel Müdür'ün de hata yaptığını bile bile buna sustuğunu itiraf ettiği Hızlı Tren Projesi'ni kişisel gurur olarak da ilân etmişler.

Ankaralı avukat, bırakın bunun bir suç itirafı oluşunu, yapılanın, böyle bir olayı şahsi ve siyasi propaganda aracı yapmanın da teamüllere aykırı olduğunu ısrarla söyledi. Şimdi... "Biz zor durumlarda görevi bırakıp kaçmayız" diyenlerin ve onlara koltukta kalma izni verenlerin herhalde bu kadar açık bir "çok zor durum"da yapacakları yeni açıklamalar olmalı.

Millet İran gezisi haberlerinin yanında bu açıklamaları da en kısa zamanda duymak istiyor. Bekliyoruz!

Yine önemli bir kayıp, yine hastane!
Bütün kayıplar o insanların yakınları için önemlidir elbette. Ama topluma mal olmuş, çok değerli eserler bırakmış, önemli görevler yapmış insanların kayıpları sadece yakınlarını değil, bu eserleri bilen, neredeyse bir yaşamın tümüne yayılmış değerleri, çalışmaları izleyen tüm topluma büyük üzüntü verir.

Büyük bir karikatür ustası, gazetecilik mesleğinin onuru sayılacak isimlerden biri, büyük sanatçı Oğuz Aral'ın kaybı da bütün ülkeyi üzdü... Ve sonuçta öğrendik ki bu büyük kayıpta yine kaldırıldığı hastanenin rolü var.

Bu gidişle yakında Türk vatandaşlarından kimse kendi eceliyle ölmeyecek galiba.. Ve biz, hepimiz giderek iyice paranoyak olacağız.

"Acaba kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı?"

"Acaba bu olayın arkasında hangi ihmal, kasıt vb. var?"

Kısa süre önce Çapa'dan gelen şikâyetlerden, daha sonra bir başka değerli insanımız Kâmuran Gürün'ün Marmara Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım ünitesindeki hatalar nedeniyle ölümünden söz etmiş, yoğun bakım ünitesinde önemli eksikler olduğunu Başhekim'in kendi sözleriyle anlatmış, Sağlık Bakanlığı'nın hastaneleri neden düzgün şekilde denetlemediğini sormuştum.

Oğuz Aral'ın kalp krizi geçirdikten sonra götürüldüğü Özel Bodrum Hastanesi'nde kardiyoloji servisinin ruhsatsız ve tabii yetersiz olduğu ortaya çıktı. Tam teşekküllü kardiyoloji servisi olan Universal Hospital doktorları ise "Bize gelse anjiyo yapıp kurtarabilirdik" dediler.

Hatta bu hastaneden Prof. Dr. Ayhan Özdemir "Acilen bize gönderilmeliydi ama herkesin gözünü Euro bürümüş" şeklinde ağır bir suçlama da yaptı.

Ulaştırma Bakanlığı görevini yapmıyor, Sağlık Bakanlığı görevini yapmıyor. Türkiye'de hükümet olmak giderek nasıl da kolaylaşıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR